Eğer Biz Dostların Kusuruna Baksaydık Dostsuz Kalırdık

Seyda (k.s) , keşif yoluyla haberdar olduğu birçok meseleyi bize, sohbet sırasında sanki başkalarının meselesini anlatırmış gibi anlatır ve böylece bizlerin ayıplarını açık etmezdi. Yine bir gün arkadaşlarımızdan biri Seyda Hazretlerine intisabından sonra bir vesvese haliyle Seyda (k.s)’nin tüm hareketlerini izlemeye başlamış. Hangi ayağıyla girip çıkıyor, sünnete uygun davranıyor mu, ayet hadislere uygun yaşıyor mu? Kısacası kontrol ediyormuş. Seyda (k.s) bu olayın üzerine sohbet sırasında, insanın bir mürşide intisabından sonra, mürşidini kontrol etmesinin kendisini zarara uğratacağı konusunu açarak, o kardeşimizi açık etmeden uyarmıştır. Böyle araştırmaların intisabdan önce yapılması uygun olduğunu vurgulamıştır.

 

 

Eğer Biz Dostların Kusuruna Baksaydık Dostsuz Kalırdık

 

Allahu Teâlâ, kulları olan biz insanları, aciz ve hata yapabilir biçimde yaratmıştır. Bu yüzden peygamberler hariç tüm insanlar hata yapar ve günah işlerler. Asıl olan mesele ise kulun, Nasuh tövbesi ile Allahu Teâlâ’ya yönelmesidir.

Allahu Teâlâ’nın rahmeti ve merhameti bizleri öylesine kuşatmıştır ki Allah dostlarından olan Beyazıt Bestami Hazretleri, bir gün Allahu Teâlâ’ya sitem etmiş ve o gönül dostu bizlere Rabbimizin rahmetinin derecesini işaret etmiştir.”Ya Rabbi eğer kullarına senin merhameti anlatırsam, kendine secde edecek kul bulamazsın.”demiştir. Demek ki bizler ne denli günahkâr olursak olalım Allahu Teâlâ’nın merhameti gazabını geçmiştir. Yeter ki ihlâslı bir tövbe ile Rabbimize yönelelim.

Fakat bir yandan da Rasulullah Efendimizin(s.a.v) kızı hazreti Fatıma anamıza söylediği söz ile tekrardan düşünmeliyiz.”Ya Fatıma, baban peygamber de olsa ona güvenme.” buyurarak Efendimiz aslında bizleri de uyarmıştır. İşte bütün bunlar korku ve ümit arasında olmamız gerektiği hususunda bizi düşündürmelidir.

Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı da settardır.Bu sıfat kusurları örten manasına gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifinde ”İşlediği günahları açığa vuranlar dışında ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bir adamın gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü halde, sabahleyin kalkıp “Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım.”demesi açık günahlardandır. Oysa o kişi Rabbi günahlarını örttüğü halde geceyi geçirmişti. Fakat o, Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.”(Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayetle. Buhari)

Bizler ne kendi günahımızı ne de bir Müslüman kardeşimizin günahını açık etmemeliyiz. Rabbimiz müminler arasında kötü şeylerin yayılmasından hoşlananlar için şöyle buyurmuştur: “Müminler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azab vardır.”(Nur Suresi, 19)

Hayâ ve edep noksanlığı iman ve din noksanlığından ileri gelir. İnsanların ayıplarını araştırıp bunu başkalarına yayanlar ise elbet Allahu Teâlâ’nın rızasına muhalif iş yapmış olurlar. Peygamber Efendimiz(s.a.v)”Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur. İşte müminin de en güzel hasletlerinden biri de başkalarının kusurlarını örtmek yalnız kendi kusurlarını görmektir. Öyle ki mümin kurmuş olduğu bu sağlam gönül bağı ile devamlı kendi kusurları ile meşgul olduğundan başkasının kusurunu görmez hale gelir.

 


Seyda Fadlullah (k.s), güzel insanın güzel şeyleri gördüğünü söylemiştir. Demek ki biz başkalarında kusur görebiliyorsak bu kendi eksiklerimizdendir. Allahu Teâlâ , “Birbirlerinizin ayıplarını (gizli hallerini) araştırmayın” buyurmuştur.(Hucurat,12)Bu ayetle Rabbimiz bizi bu kötü ahlaktan tamamen men etmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Kendi kusurları ile meşgul olup, insanların ayıplarını görmeye fırsat bulamayan kimseye müjdeler olsun” buyurmuştur. Bir kimsenin kendi ayıp ve kusurlarını görmeyip başkalarının ayıbıyla uğraşması kötülük olarak ona yeter. O halde bu konuya titizlikle dikkat etmeli ve de “Din güzel ahlaktır” hadis-i şerifini hatırdan çıkarmamalıyız. Allahu Teâlâ bizi muvaffak etsin.

Yine Âlemlerin Sultanı Efendimiz (s.a.v)’in bir hadis-i şerifinde şöyle buyrulmaktadır: “Kim bir kardeşinin ayıbını örterse Cenab-ı Hak’da onun dünya ve ahirette ayıbını örter.” (Müslim)
Ayrıca başkalarının ayıp ve kusurlarını ortaya dökmek, insanları birbirine düşürür, aralarına kin ve düşmanlık tohumları eker, toplumda kötülüklerin yayılmasına neden olur.



Günümüzde gazete, dergi ve televizyonlar ve de internet insanların ayıplarını ortaya dökmeyi meslek haline getirerek, bu işi meşrulaştırıp hatta bu yolla kazanç sağlamayı adet haline getirmişlerdir. Özellikle genç nesli ve çocuklarımızı böyle normal görünmeye başlayan çirkinliklerden muhafaza etmeliyiz.

Asr-ı saadetin o erişilmez yüksek ahlakını günümüze taşıyan Nurşin’in gülü, Seyda Fadlullah Hazretleri ise özellikle annelere mürebbiyelik görevini sıkça hatırlatırdı. Sohbetlerinde hiçbir zaman hatalarımızı yüzümüze vurmazdı. Yumuşak bir üslup ile adeta görmez gözlerimizi görür hale getirip hatalarımızı fark etmemizi sağlardı. Seyda (k.s) ,tam bir peygamber aşığı ve yumuşak huyluluğun temsilcisi idi. Hiç bir vakit kızmaz, bazen açıktan yaptığımız hatalar karşısında bile sukut ederdi.



Seyda (k.s) , keşif yoluyla haberdar olduğu birçok meseleyi bize, sohbet sırasında sanki başkalarının meselesini anlatırmış gibi anlatır ve böylece bizlerin ayıplarını açık etmezdi. Yine bir gün arkadaşlarımızdan biri Seyda Hazretlerine intisabından sonra bir vesvese haliyle Seyda (k.s)’nin tüm hareketlerini izlemeye başlamış. Hangi ayağıyla girip çıkıyor, sünnete uygun davranıyor mu, ayet hadislere uygun yaşıyor mu? Kısacası kontrol ediyormuş. Seyda (k.s) bu olayın üzerine sohbet sırasında, insanın bir mürşide intisabından sonra, mürşidini kontrol etmesinin kendisini zarara uğratacağı konusunu açarak, o kardeşimizi açık etmeden uyarmıştır. Böyle araştırmaların intisabdan önce yapılması uygun olduğunu vurgulamıştır.

İşte Sadat-ı Nakşî’nin zikri gizli olduğu gibi, edebi, ibadeti hatta ikazı bile gizlidir. O halde yolumuz, kalbi hastalıklardan kurtulma ve edep yoludur. Mücdehidimiz, Şah-ı Nakşibendî (k.s) ayıpları örter kusurları görmezdi. Ve şöyle derdi:  “Eğer biz dostların kusuruna baksaydık dostsuz kalırdık.” Ve yine : “Bu yolun yükünü çekmek dost kazanmak içindir.”demişlerdir.

Allahu Teâlâ büyüklerimizden razı olsun inşallah, çünkü daha yolun başında ilk anlatılan mesele şudur: Salik bir tavus kuşuna benzer. Tavus kuşunun kanatlarının benekleri ve ahengi çok güzel olmasına rağmen o sürekli ayaklarının kara lekelerine bakar. İşte yolumuzun büyükleri, bizleri tavus kuşu olmamız konusunda daha ilk tövbeyle birlikte uyarmışlardır. Ve Allah yolunda olan ve ilerlemek isteyen kişinin önce kendi kusurlarını görmesi gerektiğini bu güzel örnekle bize açıklamışlardır.

Sadi Şirazi diyor ki: Ey akıl sahibi! Gül dikenle beraber bulunur. Senin dikenle ne işin var. Gülü demet yapmaya bak…

Ve Seyda Molla Alameddin Hazretleri :”Muhabbet öyle bir şeydir ki insan hiçbir kardeşinde kusur görmez. Çünkü aşk insanın gözünü kör eder.”demişler ve son noktayı koymuşlardır.
 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "