TASAVVUF-İ ADAB

TASAVVUF-İ ADAB

Tasavvuf sadece kal (söz) değil, sözlerin nazari bilgilerin ötesinde bir hal ilmidir. Bu haller yaşanılmadıkça, tadılmadıkça, hissedilmedikçe, kuru laflarla anlaşılmaz anlatılmaz. Tasavvuf olgun insan olma yoludur. İrfan sahiplerinin malumu olduğu üzere insanların nefisleri yedi derecedir. Bu tarikatın halleri, makamları, özü ve gayesi zevke(tatmaya) dayanır, söz ve ilim konusu değildir. O ancak zevk yoluyla algılanabilir. Ona ibadetlerle, yazılı metinlerle ulaşılamaz. Bir büyüğümüz: “Keşke tarikat hakkında kitaplar yazılmasaydı da bu yolun ibarelerden ibaret olduğu sanılmasaydı ve böylece bu konudaki sözleri ağızlarında geveleyen laf cambazları halkın onun özünü elde ettikleri şeklinde yanlış bir yanılgıya düşürmeselerdi.”demiştir.
Müntesiplerin cemaatleşmeleri için bir araya gelmeleri şart olduğu gibi bir araya geldikten sonrada ihvana bazı vazifeler düşmektedir. O da hayırlı bir meclis kurmaları mecliste de hayırlıları seçmeleridir. Sonra o mecliste bulunanların zulmünden sakınmalılar. Allah’ın ve kulun hukuklarına tecavüz etmemeleridir. Bu şekilde toplum ve fertler bir arada denge içinde yaşayabilirler.

  1. Bir kardeşinin yanına din kardeşi oturduğu zaman onun halini sorun. Dini bir meseleyi sorduğumuzda anlaşılır bir şekilde soru sorun. İnatla soru sormayın. Kızgınlıkla kinle cevap vermeyin. Din kardeşinizi imtihan eder gibi sormayın. Şeyh Fethullah Verkansi(k.s) öleceği gün oğlu Allaaddin (k.s)  ile birlikte yanına girmiş oturuyorduk ve için için ağlıyorduk. Bu sırada bize bakıp üzüntümüzün şiddetini çehrelerimizden okuyunca dedi “Ağlamayınız, eğer Allah-u Teala bana şifa verirse babanız benim değilse babanız Şeyh Muhammed Diyauddindir. Onun insafı tüm insanların toplamından daha fazladır.”
  2. Selamla bir cemaate girin, selamla çıkın. Birbirinize dua edin, oturduğunuz zaman eminlikle oturun, ayrıldığınız zaman eminlikle dua ile ayrılın. Şeyh Fethullah Verkansi (k.s)  son hastalığı sırasında kendisini ziyaret etmeye gelenlere karşı çok hassas davranıyordu. Herkesin selamını titizlikle alıyordu. Hatta öleceği gün ziyaretine bir arkadaşımız gelmişti. O sırada başı yorgan altında idi. Fakat elini yorgan altından çıkararak yorganın üzerine koydu. Arkadaşımız ona selam verince “Aleyküm selam ve rahmetullah” diyerek yüksek sesle aldı. Arkadaşımız elini öpünce üst üste 3 kez “hoş geldiniz fakat gözümüz kapıda kaldı.” dedi.
  3. Sizden biri bir kardeşinizin yanına oturduğu zaman izin almadan ayrılmasın. Yani bir kardeşi birini ziyaret ettiği zaman  onun hakkını muhafaza ederse, o muhafaza edeni Allah-u Teâlâ hazretleri de ateşten muhafaza eder.  Şeyh Abdurrahman Taği (k.s) son hastalığı sırasında Aberi köyüne vardığımızda buz yedi. Fakat yediği buz ona çok dokunmuştu. Bu yüzden takati tamamen kayboldu. O kadarki kanaatime göre bir yerden bir yere kımıldayacak hali bile kalmamıştı. Fakat bir süre sonra gece yarısına doğru kendisine Molla Abdulkadir’in, Seyda’dan (k.s) geldiğini ve kapıda beklediğini bildirdiler. Bu haberi alır almaz “Hemen gelsin,hemen gelsin” dedi. Molla Abdulkadir (k.s)  yanına girince dimdik ayağa kalkarak elini öptü ve kendisine birkaç kez üst üste “başımızın üstünde yerin var, gelişin bizim için hayırdır. Çünkü sen, şeyhimizin oğlunun elçisisin.” dedi. Daha önceki sağlıklı günlerinde bağlılardan birine karşı böyle davrandığını hiç görmemiştim. Molla Abdulkadir(k.s)  kendisine “yanımda Gayda fırınından aldığım bir ekmek var.” dedi. Şeyh hazretleri bunu duyunca “Allahın ocağını yapası! Niye yanında katıkta getirmedin sade ekmeği nasıl yiyeyim.” dedi. Şaka ve muhabbetle o ekmeği yedi.
  4. Mücerret vakit geçirmek ve yahut dünyevi konuşmak için hazırlanan meclisten sakının.  Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)  bir gün müritleriyle beraber misafirhanede oturmuş yemek yerken ben müritleri böyle sofralarda bir araya getirerek kendilerinde tarikat kardeşlerine karşı muhabbet meydana gelip gelmediğini anlamak isterim. Kim yemeğin lezzetlisini bırakıp daha az lezzetlisini yerse, kardeşlerine daha lezzetli yemeği bırakarak onları kendine tercih ettiği için tarikat muhabbetini edinmiş demektir. Nitekim Gavsul Azam (k.s) kendileri ile yemek yiyenlere yemeğin üzerindeki etleri ve yemeğin dibindeki yağı yemeyerek arkadaşlarına bırakmalarını tavsiye ederdi.
  5. Sizden bir kardeşiniz bir kardeşinizi sevdiği zaman sevgisini ona bildirsin. Yani sevgi şeytani ise söylemekle azalır, rahmani ise çoğalır. Peygamber Efendimiz(s.a.v) bir adama rastlayıp da onunla konuştuğu zaman adam gidinceye kadar Peygamber Efendimiz(s.a.v) mübarek yüzünü ondan çevirmezdi ve adamla tokalaştığı zaman adam elini çekinceye kadar O, mübarek elini adamın elinden çekmezdi. Hiçbir zaman O’nun mübarek dizleri de yanında oturan adamın dizlerinden ileri görülmemiştir.
  6. İnatla kinle sormayın kimin ne olacağı kimde neyin saklı olduğunu bilemezsiniz.
    40 defa hac yapmış bir zatla arkadaşı bir gün yolda yürüyorlardı. Sırtında odun taşıyan bir adama rastladılar. “Rabbin kimdir?” diye sordular. O kimse onların sözlerine üzülüp “bize de böyle sorulur mu?” deyip ellerini semaya doğru açtı ve” Ya Rabbi şu odunları altına çevir.” dedi. Odunlar altın oldu. Sonra “altınları oduna çevir.” diye dua etti altınlar odun oldu. “Gördünüz değil mi? Ariflerin hikmetli işleri bitmez fakat kimseye de belli etmek istemezler. Beni böyle yapmaya mecbur ettiniz.” dedi
    Onlar böyle bir soru sorduklarına pişman oldular ve “yanınızda yiyecek bir şey var mı?” diye sordular. Onlara yanındaki kovanı gösterdi. “Allahtan başka ilah yoktur. Ona yemin ederek söylüyorum bu balı arı yapmamıştır.” Dedi. Onlar balı yemeye başlayınca hayrette kaldılar, hayatlarında böyle bal yememişlerdi. Zat onlara “Allah’ı bilen kimse için şaşılacak durum yoktur. Ona kulluk eden Onun işine hayret etmez. Bunun gibi harikulade halleri görmek içinde Allaha ibadet edilmez. Böyle yapanlar cahillerdir. Çünkü bu gibi şeylerle oyalananlar hedefe varamazlar.”diye nasihat etti. Bu hadiseden sonra gördükleri herkese güzel muamelede bulundular.
© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "