TARİKATIMIZIN ŞARTLARI VE ADABI

 

TARİKATIMIZIN ŞARTLARI VE ADABI

 

Aşağıda okuyacağınız tarikat şartları ile adabı, Mevlana Halid Şehrzuri’nin halifesi Şeyh Muhammed b.Selman-i Bağdadi’nin eserinden alınmıştır. Kitabın bir yerinde şöyle deniyor:
Murid, kâmil ve kemale erdirici bir şeyh bulunca onunca yanına girmelidir. Şeyhine hem bedeni ile hem malı ile hem de kalbi ile hizmet etmelidir. Bu hizmet sırasında gerek şeyhin huzurunda ve gerekse onun arkasından bu şartlara edeplere uymalıdır. Çünkü edebe aykırı hareket etmek bereketi giderir, nuru zulmetle değiştirir, araya manevi bir perde gerer ve şeyhten uzak kalmaya yol açar. Bu konu da şeyhin tabiatının değişip değişmemesinin hiçbir rolü yoktur.

Nitekim nakledildiğine göre bir gün İmam Züfer Hz.leri abdest alırken İmam Ebu Hanife Hz. Yanından geçiyordu. Bu durumda İmam Züfer Hz.leri ayağa kalkarak hocasına hürmet göstermemişti. İşte sadece bu yüzden İmam Züfer Hz.lerinin görüşleri Hanefi mezhebin de zayıf kabul edilmiştir. Oysa İmam Züfer, Ebu Hanife Hz.lerinin hem en önemli arkadaşlarından biri hem de yanında en çok bulunan talebesi idi.

alt

Her mürid tarafından gözetilmesi gereken şartların sayısı 12’dir

  1. Şeyhin hareketlerine karşı müridin kalbinde hiçbir itiraz, hiçbir kuşku belirmemelidir. Şeyhin hareketlerini elinden geldiği kadar iyiye yormalı, iyiye yoramadığı durumlarda kusuru kendi anlayışının kıtlığında bulmalı, başka bir ifade ile bu konuda Kuran’da anlatılan Hz. Musa (A.S.) ile Hz. Hızır arasındaki kıssayı kendine örnek edinmelidir.
    Çünkü itiraz tarikat de en kötü davranıştır ve itirazcı hiçbir bakımdan mazur görülemez. İtiraz yüzünden şeyh ile mürid arasına gerilen perdeyi hiçbir şey gideremez. Bu yüzden onu ortadan kaldırmak hemen hemen imkânsız gibidir. İtirazın başka bir özelliği de müride doğru uzanan feyiz kanallarını kapatmasıdır. Buna göre, ey kardeşim, bu öldürücü hastalıkdan uzak durmalısın.
  2. Mürid içinde beliren iyi ve kötü, bütün duygu ve kuşkularını şeyhine açmalı, böylece şeyhi, bu duygu ve kuşkuları giderebilme imkânına kavuşmalıdır. Çünkü şeyh doktor gibidir. Şeyh müridin halinden haberdar olunca hastalığını gidermeye ve kendisini iyileştirmeye yönelebilir. Mürid duygu ve kuşkularını açıklama konusunda şeyhinin keşfine dayanmamalıdır. Çünkü keşif bazen bulanık çıkar ve yanılır. Keşfin yanılgıya düşmesi, velilerin nazarında, tıpkı içtihaddeki yanılma gibidir. Yalnız keşif doğru bile olsa onunla amel edilmez ve zahir aracılığı ile desteklenmedikçe ona hüküm dayandırılamaz.
  3. Müride şeyhinden sadakatle manevi feyiz beklemelidir. Sıkıntılar ve güçlükler tutumunu değiştirmemelidir. Hiçbir aldatıcı söz, hiçbir hile şeyhine karşı beslediği ve nefsine, malına ve çocuklarına karşı beslediğinden daha üstün olan sınırsız ve samimi sevgiyi gölgelemeye yol açmamalı ve inanmalı ki ulu Allah’dan beklediği her mazhariyet ancak şeyhi vasıtası ile gerçekleşebilir.
  4. Şeyhin emri olmadıkça mürid onun her türlü normal hareketini taklit etmemelidir. Şeyhin sözleri bu hükmün dışındadır. Çünkü bazı hareketleri onun ermiş olduğu makamın ve sahip olduğu halin gereği olabilir ki, o takdir de bu hareket mürid için öldürücü bir zehir olur.
  5. Mürid şeyhin emirlerini yorumsuz ve ertelemesiz yerine getirmelidir. Çünkü gerek yorumlama gayretkeşliği ve gerekse erteleme feyzin akışını önleyen başlıca engellerdir.
  6. Mürid, şeyhinin kendisine tavsiye ettiği zikri, teveccühü murakabeyi yerine getirmeli ve kendisine yasak ettiği tarikat geleneğine aykırı virtlerden uzak durmalıdır. Çünkü müridin daha çok hangi ameli ön plana alacağını şeyhinin feraseti belirler. Bu tercih mürid hesabına ulu Allah’ın nurlarından biridir.
  7. Mürid kendisini canlıların en hakiri olarak saymalı ve kendisini hiç kimseye karşı hak sahibi saymamalıdır. Böyle düşününce başkalarının kendi üzerindeki haklarının üstesinden o hakları ödeyerek, gözeterek ve ana hedeften başka her şeyle münasebeti keserek gelmek mümkün olur.
  8. Hiçbir konuda şeyhe ihanet etmemek, şeyhe karşı son derece büyük hürmet beslemek, şeyh tarafından telkin edilmiş olan zikir ile kalbi ihya etmek, gafleti ve kuşkuları kovmak.
  9. Müridin dünya ve ahiretle ilgili hiç bir muradı olmamalı, sadece ulu Allah’ın zatına göz dikmelidir. Hatta hal gibi, makam gibi, beka gibi bir manevi dereceye bile talip olmamalıdır. Aksi halde bu isteği nefsinin kemale ermesi amacı ile çelişen bir engel olur. Buna göre mürid şeyhin yanında ölü yıkayıcısının önünde yatan ölü gibi olmalıdır. Mürid haklı olduğu zaman bile şeyhinin sözüne itiraz etmemeli, hatta şeyhinin yanlışının kendi doğrusundan daha iyi olduğuna inanmalı ve şeyhi kendisine bir şey sormadıkça ona hiçbir şeyden söz etmemelidir.
  10. Mürid gerek şeyhinin emirlerine ve gerekse kendisinden önde bulunan halife ve müridlere karşı itaatkâr ve eğik boyunlu olmalıdır. Hatta kendisinden daha önde bulunan halife ve müritlerin zahiri amelleri kendi amellerinden daha az bile olsa bu bahaneye sığınarak onlara itaat etmekten geri kalmamalıdır.
  11. Mürid şeyhinden başka hiç kimseye derdini açmamalıdır. Eğer şeyhinden uzakta bulunuyorsa veya mecbur kalmışsa ancak cömert ve takva sahibi birinden isteyeceğini istemelidir.
  12. Mürit hiç kimseye kızmamalıdır. Çünkü kızgınlık, zikrin nurunu söndürür. Ayrıca murid hiç kimseye ile tartışmaya ve münakaşaya girişmemelidir. Çünkü tartışmak unutkanlığa ve dargınlıklara yol açar. Murid birine kızınca veya biri ile tartışınca önce ulu Allah’a karşı istiğfar etmeli, arkasından da haklı bile olsa karşısındakinden özür dilemelidir. Bunun yanında murid hiç kimseyi küçük görmemeli, tersine gördüğü herkesi ya Hızır(A.S.) veya veli kabul edip yararlanmaya bakmalıdır.

Müridin şeyhe karşı takınacağı ittifakla belirlenen adabın sayısı 15’tir.

  1. Müridin itikadı sadece kendi şeyhi üzerine yoğunlaşmış olmalıdır. Yani murid ancak kendi şeyhi ile amacına ve hedefine ulaşacağına inanmalıdır. Muridin gözü başka bir şeyhe yöneldiği zaman kendi şeyhinden sağlayacağı faydalardan mahrum kalacağı gibi kendisine uzanan feyiz kanalı da tıkanır.
  2. Mürit şeyhine boyun eğmiş emirlerine peşinen teslim olmuş ve tasarruflarına razı olmalı, hem malı ile hem de bedeni ile onun hizmetinde olmalıdır. Çünkü iradenin özü ve sevgi ancak bu yolla ortaya konur; sadakat ve ihlâsın ölçüsü de ancak bu ölçü ile ölçülür.
  3. Genel olsun, özel olsun; ibadet olsun, adet olsun; mürit, bütün işlerde şeyhinin iradesini kendi iradesinin yerine geçirmelidir.
  4. Mürit şeyhinin hoşlanmadığı şeylerden imkân nispetinde kaçmalı hatta şeyhinin tabii olarak hoşlanmadığı şeylerden bile hoşlanmamalı, şeyhinin iyi ahlakı ve olgunluğuna güvenerek bu tür şeylerden uzak durmalıdır.
  5. Mürit olayların, rüyaların makamların ve keşiflerin yorumu konusunda sabırsızlık göstermemeli, eğer bunlar akında bir yorum belirirse bu yoruma güvenmemeli durumunu şeyhine arz ettikten sonra, ayrıca üstelemeksizin şeyhin cevabını beklemelidir. Bu arada biri şeyhe bir şey sorarsa şeyhin yanında o kimseye cevap vermeye kalkışmamalıdır.
  6. Şeyhin meclisin de alçak bir sesle konuşmalıdır. Çünkü büyükler karşısın da yüksek sesle konuşmak edep kurallarına aykırıdır. Ayrıca mürit, şeyhinin yanındaki konuşmaların da, soruların da, cevapların da ve diğer hareketlerinde laubalilik ve ciddiyetsizlik kapısını açmamalıdır. Çünkü böyle bir tutum şeyhin ihtişamını muridin kalbinden siler. O yüzden murid böyle bir tutumdan dikkatle kaçmalıdır.
  7. Mürit şeyhi ile ne zaman konuşacağını bilmeli, bunun için uygun fırsatları kollamalı; ayrıca şeyhi ile konuşurken edep ve huşu için de olmalı, gerektiğinden çok konuşmamalı, gerekli söz miktarını da derecesine ve haline göre ölçmeli, bunun yanında şeyh kendisine cevap verirken de tüm dikkati ile onun söylediklerini dinlemelidir. Aksi halde için de belirebilecek olan keşiflerden mahrum kalır. Oysa müridin mahrum kaldığı mazhariyetler, ancak nadir olarak tekrar kendine dönebilir.
  8. Mürit şeyhinin açıklanmaması gereken sırlarını açıklamamalıdır.
  9. Müridin hiçbir halini, hiçbir kuruntu ve kuşkusunu, başından geçen hiçbir olayı ve Allah vergisi olan hiçbir keşfini ve kerametini şeyhinden saklamamalıdır.
  10. Mürit halka şeyhinin sadece anlayabildikleri ve kavrayabilecekleri sözleri nakletmeli, her sözünü rast gele insana anlatmamalıdır.
  11. Mürit adayı bir şeyhe inanıp güvenince karşısına çıkmalı ve ona ‘ marifetullahı’ ı aramak için size geldim ‘ demelidir. Şeyh kendisini müritliğe kabul ettikten sonra başka hiçbir dilekte bulunmaksızın istekli ve arzulu bir şekilde hizmet ederek kendisine bir şey telkin edince devamlı şekilde onunla meşgul olmalı, bu arada hayırlı bile olsa içinden hiçbir duygu geçirmemelidir.
  12. Mürit başkalarının selamını şeyhine ulaştırma görevini üstüne almamalıdır. Çünkü bu edebe aykırıdır.
  13. Mürit tüm dikkatini şeyhinin iradesine yöneltmeli, başkalardı nazar-ı itibara almamalı, şeyhinin hareketlerin de, sözlerinde, sıfatların da ve zatında fani olmalı, kendini kaybetmelidir. Çünkü bilindiği gibi ‘fena fiş şeyh( muridin kendini şeyhin de yok etmesi) fena fillah’ın ilk adımıdır’ denmiştir.
  14. Mürit şeyhinin gözleri önünde abdest almamalı, onun bulunduğu yerde tükürmemeli, sümkürmemeli ve onun huzurunda onunla birlikte olmaksızın nafile namaz kılmamalıdır.
  15. Mürit hiç tereddüt veya ihmal göstermeksizin şeyhinin emrine koşmalı, şeyhinin emrini tam olarak yerine getirmedikçe ne durabilmeli ne de rahat edebilmelidir.