Nakşibendi Tarikatının Gerekleri


Nakşibendî Tarikatının Gerekleri

Birgün Seyyid Sıbğatullahi Ervasi’ye (k.s) sormuşlar: “ Sizin etbaınız (tabi olanlar) kimlerdir?” O da demiş ki: “ Bizim etbaımız, teheccüd ehlidir.”  İnsanın kendini onların etbaı sayması için teheccüd ehli olması, hatmeye katılması, günde bir cüz Kuran-ı Kerim okuması gerekmektedir. Çünkü bunlar tarikatın şartlarındandır. Hatme yapan insan tabii ki namazını da kılmalıdır.
 
Bu Nakşibendî tarikatı, Rasulullah (s.a.s)  zamanından  gelmiştir. Peygamberimizin (s.a.s) Medine’ye hicretinden sonra bir ayet inmiştir: “ Ey Resulüm! Hanımlar senin yanına geldiği zaman onlarla mubayaat et.” Yani hanımlar, Peygamber Efendimize (s.a.s) gelip hırsızlık, zina yapmayacaklarına, adam öldürmeyeceklerine, kocalarına muhalefet etmeyeceklerine kısacası günah işlemeyeceklerine söz veriyorlardı. Mubayaat, satıştır. Allah’ın rızası karşılığında cenneti satın almaktır. Resulü Ekrem (s.a.s), bu ayetten sonra bütün sahabelerle mubayaat etmiştir. Hem erkekler hem de kadınlarla.
 
Tarikattan çıkma üç şekilde olur: Kişi büyük günah işlerse, aşikâre zikir yaparsa ve “Ben tarikattan çıktım.” derse tarikattan çıkmış olur. 

Tövbe ve Tefekkür

Şeytan insanı sıkıştırır, devamlı günaha teşvik eder. Bu yüzden sahabe-i kiram, bazen aynı gün içinde, bazen günaşırı, bazen iki günde bir, en fazla ise kırk günde bir Resulü Ekrem’in (s.a.s) yanına gelerek mubayaatlarını tazeliyorlar, tövbe ediyorlardı. O sahabe-i kiram bunu aynı gün içinde yapıyorsa bizim gibi günahkâr insanların her saat tövbe etmesi lazımdır.  Resulü Ekrem (s.a.s), günde yetmiş defa estağfirullah çekermiş, O’nun çektiği estağfirullah boşuna değil, bize örnektir. Çünkü Rasulullah (s.a.s) – tüm peygamberler de-  günahtan masumdur. Bu davranışı ümmetine örnek olsun diye yapmaktadır. Yaptığımız her hareketi düşünerek yapmalıyız. Acaba bu davranış İslamiyet’e uygun mu değil mi? Yediğimiz yemeğe varana kadar tefekkür etmeliyiz. Allah bunları benden sual edince ne cevap veririm, diye düşünmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “ İnsan üç lokma yesin, yetmezse dokuza çıkarsın.” İnsan yemeği tokluk için değil ibadetlerine güç yetirmek için yemelidir. Yemek yerken düşüncesi bu şekilde olursa, yediği yemek de bir ibadet olur. Nasıl ki insan oruç tuttuğu zaman yedikleri ibadet sayılır; çünkü o yemek ibadetin bir gereğidir, takviyesidir. İnsan yemek yerken düşüncesi kolay ibadet etmek, orucunu rahat tutmak, sağlıklı olup çoluk çocuğunu muhafaza etmek olursa yediği her lokma ibadet sayılır. İnsan yemeği yalnız lezzet için yerse onun suali vardır. Rasulullah (s.a.s) birgün çok aç kalmış, evde yiyecek bir şey bulamamış. Biraz dışarı çıkıp hareket etsem belki uykum gelir yatarım diye düşünmüş. Dışarıda Hz. Ebu Bekir Sıddık ve Hz. Ömer ile karşılaşmış. Peygamber Efendimiz (s.a.s) onlara neden dışarıda olduklarını sormuş. Onlar da aç olduklarını, evde yiyecek bir şey bulamadıklarını, dışarı çıkıp biraz dolaşırsak uykumuz gelir yatarız diye düşündüklerini söylerler. Rasulullah (s.a.s) : “ Ben de bu nedenle çıktım, öyleyse falan ensarın evine gidelim. Belki onun evinde bir şeyler vardır.” demiş. Ensarın yanına gitmişler. Ensar, onlara bir oğlak kesmiş, yemek yaptırmış, bir de üzüm suyu getirmiş.  Onları yedikten sonra çıkmışlar. Rasulullah (s.a.s), Hz Ömer ve Hz. Ebu Bekir’e buyurmuş ki: “ Yemin ederim ki Allah bu nimetin hesabını sizden soracaktır. Diyecektir ki: “Siz açtınız ben sizi tok ettim, siz bana bunun için ne yaptınız?” O Ebu Bekir ki varını yoğunu Allah yolunda harcamıştır. O Ömer ki malını ve canını Allah yolunda harcamıştır. Yine de Rasulullah (s.a.s) onlara: “ Allah’a vereceğiniz cevabı hazırlayın.” demiştir. Kaldı ki bizim gibi günahkâr insanların durumu ne olur, düşünmemiz lazım. Peygamber Efendimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “ Bir saatin düşüncesi- tefekkürü- bin senenin ibadetinden daha eftaldir.”

Dünya Ehli ile Ahiret Ehli Arasındaki Fark

Birgün bir ağa, Abdurrahman-i Taği’nin (k.s) cemaatine gidiyor. O gün bayramdır ve Seyda-i Taği (k.s) çok güzel giyinmiş, güzel yemekler yaptırmıştır. Ağa diyor ki: “ Siz kendinize ahiret ehli diyorsunuz, bize de dünya ehli. Bizimle sizin aranızdaki fark nedir?”
 
Seyda-i Taği (k.s) şöyle cevap veriyor: “ Fark şudur: Biz güzel elbise giydiğimiz zaman müslümanları kızdırmak, kıskandırmak için giymiyoruz. Niye giyiyoruz? Allah’ın ve Rasulullah’ın (s.a.s) bayram günlerinde güzel elbise giyinin emri için. Bugün de bayramdır, o yüzden güzel giyindik. Yediğimiz yemek ise Rasulullah’ın (s.a.s) emridir: “Bayram günlerinde oruç tutmayın, yemek yiyin.” Bunun için yiyoruz. Siz ise nefsiniz için hareket ediyorsunuz. Dünya ehli ile ahret ehli arasındaki fark budur.”