MÜRİDİN MÜRŞİDİNE KARŞI EDEPLERİ


MÜRİDİN MÜRŞİDİNE KARŞI EDEPLERİ

Müridlerin mürşidlerine koruyacakları edep, edeplerin en önemlisidir. Tasavvuf Peygamber Efendimiz’den (sas) günümüze kadar ulaşan bir yoldur. Bu konuda Hz Rasulullah’a (sas) ve ashabına uymak gerekir. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:
“Ey iman edenler! (sözde ve işte) Allah ve Resulünün önüne geçmeyin, haddi aşmayın. Allah’tan korkun. Şüphesiz O, her şeyi işiten ve bilendir.”

Bu ayetin nüzul sebebi olarak, Abdullah b. Zübeyr (ra) şu hadiseyi anlatmıştır:
Ben-i Temim kabilesinden bir grup elçi Hz Rasulullah’a (sas) geldiler, Hz Ebu Bekir (ra), efendimize (sas):
“ Onların başına Ka’ka’b. Ma’bed’i emir tayin etseniz iyi olur.” dedi. Hz Ömer (ra) de:
“Akra b.Habis’i emir tayin etseniz daha iyi olur!”dedi. Bunu duyan Hz Ebu Bekir (ra):
“Sen ancak bana muhalefet için böyle söylüyorsun!”dedi. Hz Ömer (ra) :
“Hayır, sana muhalefet için böyle söylemedim”dedi. Bu arada karşılıklı söz mücadelesine girdiler ve Rasulullah’ın (sas) huzurunda seslerini yükselttiler. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayeti indirdi.


İbnu Abbas (ra) demiştir ki: “ Önüne geçmeyin demek; ondan önce konuşmayınız” demektir. Cabir (ra) “ Sahabelerden bazıları kurbanlarını Rasulullah’tan önce kesiyorlardı. Bu ayet onları bu hareketten yasakladı” demiştir. Hz Ayşe (ra): “Ayetin manası; Peygamberinizden önce oruca başlamayınız” demiştir. Kelbi ise: “ Ayette, Rasulullah (sas) size emretmeden önce, herhangi bir söz veya fiille onun önüne geçmeyiniz” denmek isteniyor, demiştir.
İşte mürid de, mürşidine karşı bu edebi muhafaza etmelidir. Ebu Derda (ra) şunu anlatmıştır: “ Bir defasında Hz Ebu Bekir’in önünde yürüyordum. Rasulullah (sas) beni uyararak: “ Dikkat et! Sen, dünya ve ahirette senden daha hayırlı olan bir kimsenin önünde yürüyorsun” buyurdu.

Edeb_ya_Hu.jpg

Bu ayeti kerimenin iniş sebebi şudur:
Bazı insanlar, Rasulullah’ın (sas) huzurunda bulundukları sırada, Allah Resulüne bir şey sorulduğunda hemen ileri atılarak ondan önce fetva vermeye kalkışıyorlardı. Ayetle bu davranışlarından nehyedildiler.

Mürid mürşidinin meclis ve huzurunda bu edebe dikkat etmelidir. Mürid için uygun olan mürşidinin meclisinde devamlı sukut halinde bulunmasıdır. Ancak mürşidinden izin isterse veya kendisine izin verilirse, o zaman konuşmalıdır.

Mürşidin huzurundaki mürid, bir deniz kenarında oturarak oradan kendisine gelecek rızkı bekleyen kimse gibidir. Can kulağı ile mürşidini dinlemeli, ondan gelecek sözlerden manevi rızkını almaya çalışmalıdır. Bu edep onun nasibini arttırır. Sadık bir mürid, mürşidinin huzurunda müşkilini kalbiyle yönelerek dile getirebilir. Mürşidi ona beklediği cevabı verecektir. Hz Cebrail’in vahyinde güvenilir olduğu gibi; mürşid de müridler için ilhamda emindir.

Müridin, mürşidinin makamından daha yüksek bir makama çıkmayı düşünmemesi gerekir. Tam tersine, bütün yüce makamların mürşidine ait olmasını istemelidir. Bu ise müridler arasında çok az bulunan büyük bir haldir.
Eğer mürid, mürşidi için böyle isterse daha fazla ilahi ihsanlar kazanır.


Seriyy es-Sakati (ra) demiştir ki: “ Güzel edep, aklın tercümanıdır; insanın ne kadar akıllı olduğunu edebi gösterir.”
Ebu Abdullah b. Huneyf demiştir ki: “Ruveyn bana: Yavrum! Amelini tuz, edebini un yap.( yani; amelin hamurun içindeki tuz gibi az olsa da, edebin çok olsun)”dedi.

Tasavvuf tamamen edepten ibarettir. Her vaktin, her halin ve her makamın bir edebi vardır. Kim edebe sarılırsa; Hakk erlerinin makamına ulaşır. Kim edepten mahrumsa; o, Kendisini Hakk’a yakın zannetse de aslen uzaktır, ilahi huzurda kabul gördüğünü düşünse de, aslında reddedilmiştir.

Mürid, mürşidinin yanında yüksek sesle, gülerek, fazla konuşarak edebini dağıtmamalıdır. Sesin yükselmesi insanın vakarını giderir. Kalbe vakar yerleşince, dil ne söylediğinin farkında olur. Hz Ebu Bekir (ra); “Seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin!” ayeti kerimesi nazil olduğu zaman, Rasulullah’ın (sas) yanında ancak bir sır kardeşinin işitebileceği şekilde konuşmaya yemin etti. Hz Ömer (ra) Rasulullah (sas) ile konuşurken sesini o kadar kısıyordu ki; Rasulullah (sas) ne söylediğini soruyordu.

Mürid; mürşidine ismiyle değil, makam ve sıfatına uygun bir unvanla hitap etmelidir.

Mürid; mürşidine yaptığı her amelinde, şayet Rasulullah (sas) Efendimiz devrinde bulunsaydı ona karşı yapacağı edep, hürmet ve hizmetin aynısı olduğunu, mürşidine hizmetin, Hz Muhammed’e (sas) yapılmış bir hizmet gibi kabul edileceğini düşünmesi ve bilmesi gerekir.

Mürid mürşidinin yanına girerken huzurunda bulunduğunda, ziyaret ederken ve benzeri konularda acele etmemelidir.
Şeyh Abdulkadir Geylani Hz’ne müridlerinden biri ziyarete geldiği zaman; halvethanesinden çıkar, onunla musafaha eder, oturmadan halvetine dönerdi. Müridlerinden olmayan biri geldiğinde ise; çıkıp onu karşılar, beraber oturur, sohbet ederdi. Bazı müridler bu halinden rahatsız oldular. Hazret de bunu duyunca şöyle dedi:
“ Bizim Hakk fakiri dervişlerle bağımız kalben bir bağlılıktır. Hem mürid bizdendir. Aramızda yadırganacak bir durum yoktur. Bu sebeple, biz ona karşı kalblerimizin birliği ile yetiniyor, bu kadar karşılaşmayı kâfi görüyoruz. Yeni gelen kimse ise; adet ve zahiri şeylere bağlanıp kalmış birisidir. Zahiren kendisiyle ilgilenilmediği zaman kalbine bir soğukluk gelir ve bizden uzaklaşır.”

Ebu Hureyre (ra) naklediyor: Rasulullah (sas) buyurdu ki:
“ Ben sizi terk ettiğim müddetçe, beni kendi halime bırakınız. Size bir şey söylediğim zaman onu alıp yapınız. Sizden öncekiler, ancak, peygamberlerine çokça sual sorup ( sonra verilen cevap ve hükümlerle ameli terkle) onlara muhalefet etmeleri sebebiyle helak oldular.

Mürid mürşidinden gelecek emirlere itaat göstermeli, itiraz etmemelidir. Mürşidinin yaptığı her şeyde bir hikmet olduğunu hatırından çıkarmamalıdır. Müridin inkârı; görünen şeyin hakikatini tam olarak bilmemesinden kaynaklanır. Hâlbuki mürşid-i kâmil olan zatlar yaptıkları her işte ilim ve hikmete dayanırlar.

Mürid kendisine sadece kendi mürşidinin fayda vereceğini bilmelidir. Muhabbet; müridle mürşidi arasında sevgi bağıdır. Muhabbetinin kuvvetine göre mürşidinden fayda görür.

Ebu Humame al-Bahili yoluyla gelen bir hadis-i şerifte Rasulullah (sas) şöyle buyurmuştur:
“Kim birisine, Allah’ın kitabından bir ayet öğretmişse o, onun efendisidir. O kimseye; onu terk etmemesi ve onu kimseye tercih etmemesi gerekir. Kim, kendisine ilim öğreteni terk eder ve değerini korumazsa, İslam’ın bağlarından bir bağı koparmış olur.”

Mürşidle konuşmanın da edebleri vardır. Mürid, mürşidiyle konuşmadan önce Allah-u Teala’dan edep halinde bulunabilmeyi istemelidir.

Ubade b.Samit (ra) Hz Rasulullah (sas) efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Büyüğümüze saygı, küçüğümüze sevgi göstermeyen ve âlimimizin hakkını (hatırını) korumayan kimse bizden değildir.”
Demek ki ulemaya hürmet hidayet vesilesidir; onların hürmetini ihmal etmek ise, Allah’ın rahmetinden mahrum kalmaktır.


Kaynak: gerçek tasavvuf
Hucrat (49),1
Heysemi, Mecmau’z-Zevaid,IX,44
Bu tarif Ebu Hafs’a aittir. Bkz:5. bölüm
Alusi, Ruhu’l-Melani,XII,288
Kurtubi, el-Cami,XVI,304
Buhari, İtisam,2