GÖNÜL HAKK’IN NAZARGÂHIDIR

Hadîs-i şerifte “ Allah, sizin sûretlerinize, mallarınıza değil, kalp ve gönlünüze bakar.[3] buyrulmuştur. Allah Teâlâ da Kur’ân’da şöyle buyurur; “O gün ki, ne mal fayda verir, ne oğullar!… Ancak Allah’a temiz bir kalple varanlar başka!…” (Şuarâ, 26/88,89) Onun için insanın mânevî terakkîsinde ve nihâyet kurtuluşunda gönlün büyük bir önemi vardır. Mevlânâ’ya göre gönül hemen anlaşılacak bir şey değildir. Gönül, yedi kat gökler gibi uçsuz bucaksızdır. Birazcık bir gayretle elde edilemez. Tasavvufî eğitim alan bâzı sâlikler gönül sâhibi olma konusunda hataya düşmektedirler. Eğitimini tamamlamadan, mânevî önderinden icâzet almadan yola kendi bildiğine devam edenler, gönüllerine gelen hikmet pırıltılarını kendilerinden sanıp aldanmaktadırlar. Bu sebepten Mevlânâ bu tür sâlikleri uyararak gönüllerinize gelen kırıntıları büyük bir şey zannedip gönül sâhibi olduk zannetmeyin diyor.

Sûfîlere göre Cenâb-ı Hak gönle nazar etmektedir. Maddî güzellik ve çirkinlik, ya da zenginlik ve fakirlik önemli değildir. Önemli olan gönül güzelliği ve zenginliğidir. Bu sebeple Hakk’ın baktığı, îtibar ettiği gönül; arı, duru, saf ve tertemiz bir gönüldür. Ebû Süleyman demiştir ki, “… Nefsânî bir arzuyu samîmi olarak terkedenin gönlünden Allah bu arzudan dolayı kulunu cezalandırmayacak kadar kerem sâhibidir.[1] Mevlânâ’ya göre günah işlemekte ısrar eden ve kalbini kirleten kimseler “bizde de gönül var” derlerse ancak kendilerini kandırırlar. Çünkü Hak gerçeği en iyi bilendir ve onlara “şah damarından daha yakındır” (Kaf,50/16). Dolaysıyla onlarda ne denli harap bir gönül olduğunu iyi bilmektedir. Onlar gönül saraylarını yıkmışlar ve virânelerinde baykuşlar ötmektedir.

Beyit: Ey gönül, sen bir cüz’sün, ne vakit küllînin tarafına yönelir gidersen, yâni kâmil bir insana sığınırsan, o zaman sen, Allah’ın sevdiklerinden olursun.

Beyit: Cenâb-ı Hak; “Biz dâima gönüle bakarız, su ve çamurdan ibâret olan sûrete, şekle değil” diye buyurdu.

Beyit: Sen, “Bende de gönül var” diyorsun, diyorsun ama, gönül arşın üzerinde olur, halbûki sen, aşağılardasın, aşağılıklarda bulunmadasın.

Beyit: Kara balçıkta da su bulunduğunu herkes bilir. Fakat o su ile abdest alınmaz.

Beyit: Balçığın içinde su vardır, vardır amma, o, balçığa yenilmiş, balçıkta kaybolmuştur. Sen de gönlüne, “Bu da gönüldür” diyemezsin. Çünkü senin gönlün de kirli emellere, şehvete, hiddete, mevkî hırsına, dünyâ isteklerine mağlup olmuş, onlar arasında kaybolup gitmiştir.

Beyit: Göklerden de üstün olan gönül, “abdal”ın yâhut peygamberlerin gönülleridir.

Beyit: Onların gönülleri çamurdan, yâni kirli isteklerden, günahlardan arınmış, temizlenmiş, saf bir hâl almıştır. Mânevî neşeleri arttıkça artmış, coşmuştur. Her işe yarar olmuşlardır.[2]

Hadîs-i şerifte “ Allah, sizin sûretlerinize, mallarınıza değil, kalp ve gönlünüze bakar.[3] buyrulmuştur. Allah Teâlâ da Kur’ân’da şöyle buyurur; “O gün ki, ne mal fayda verir, ne oğullar!… Ancak Allah’a temiz bir kalple varanlar başka!…” (Şuarâ, 26/88,89) Onun için insanın mânevî terakkîsinde ve nihâyet kurtuluşunda gönlün büyük bir önemi vardır. Mevlânâ’ya göre gönül hemen anlaşılacak bir şey değildir. Gönül, yedi kat gökler gibi uçsuz bucaksızdır. Birazcık bir gayretle elde edilemez. Tasavvufî eğitim alan bâzı sâlikler gönül sâhibi olma konusunda hataya düşmektedirler. Eğitimini tamamlamadan, mânevî önderinden icâzet almadan yola kendi bildiğine devam edenler, gönüllerine gelen hikmet pırıltılarını kendilerinden sanıp aldanmaktadırlar. Bu sebepten Mevlânâ bu tür sâlikleri uyararak gönüllerinize gelen kırıntıları büyük bir şey zannedip gönül sâhibi olduk zannetmeyin diyor.

Beyit: Peygamber Efendimiz; “Allah, sizin sûretlerinize bakmaz, gönlünüze bakar. Bu sebeple bir gönül sâhibini arayınız.” Diye buyurdu.

Beyit: Cenâb-ı Hak; “Ben secdenin şekline de bakmam, altın bağışlamana da. Ben sana bir gönül sâhibinin gözü ile bakar, görürüm” diye buyurdu.

Beyit: Sen kendi gönlünü gerçek gönül sandın da, gönül sâhibi ârifleri aramayı bıraktın.

Beyit: Gönül öyle bir varlıktır ki, şu yedi kat gök gibi, yedi yüz gök orada kaybolur, görünmez olur.[4]


[1]Kuşeyrî, s.129.

[2]Mesnevî, c.I., s.194.

[3]Hakîm Tirmizî (Nevâdiru’l-usûl, II, 336) bu hadîsi kalplerin mârifet hazînesi olmasıyla ilgili olarak zikretmiştir. Daha geniş bilgi için bkz. Yıldırım Ahmet, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2000, s.251.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "