SEYDA FADLULLAH HAZRETLERİNİN YEMEK ADABI

Işıltılı bir avize altında şık bir yemek masası… Yemek kaşıkları ve çatalları son moda yemek takımının sol tarafına, bıçaklar sağ tarafına dizilmiş. Masanın üzerinde çorbasından tut tatlısına kadar çeşit çeşit yemekler ikram için hazır. Masada oturanların belki akıllarına bile gelmiyor bu kadar nimete şükretmek. Gafletle, besmelesiz başlanan yemek; yine gafletle yendikten sonra bu kadar nimeti veren Yüce Yaratıcı hatırlanmadan şükürsüz bir şekilde sona eriyor. Yemek bitip de koltuğa oturduğumuzda üzerimizdeki ağırlıktan anlarız ne kadar çok yediğimizi. Peygamber Efendimizin açlıktan karnına taş bağladığını belki utanarak hatırlarız belki de böyle bir olayı hiç bilmiyoruzdur, bu yüzden aklımıza bile gelmez. Ya da Peygamber Efendimizin “Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ayırıp, üçte birini de boş bırakın.” tavsiyesini bilsek de uygulamak çoğu zaman zor gelir. Nefsimize dur diyemez, yedikçe yeriz; hem kalbimizi hem bedenimizi çok yemek yemekle ağırlaştırırız. Ağırlaşan bir bedenle de ibadet etmek çok zor gelir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz çoğu zaman iki hurma ve bir bardak suyla Allah Teâlâ’ya en güzel kulluğu yapmış ve O’nun habibi olmuştur. Onun sünnetini en güzel şekilde yaşayan, uygulayan evliyaullah da yine bir lokma bir hırkayla Allah’a nasıl güzel kulluk edilebileceğini gösteren günümüzdeki örneklerdendir. Bu mübarek insanlardan biri olan Seyda Fadlullah da (k.s) hayatın her alanında olduğu gibi yeme ve giyme konusunda da hiçbir zaman aşırıya kaçmamış ve sünnete riayet ederek bu ihtiyaçlarını gidermiştir.

Seyda Fadlullah (k.s) son derece mütevazı evinde yemeklerini yer sofrasında yerdi. Genellikle günde üç öğün yer, sağ eliyle yediği yemekleri besmelesiz ve rabıtasız vücuduna sokmazdı. O; yediği yemeğin vücuduna feyz olarak girdiğini düşünür, dünya lezzetlerini tatmak amacıyla yemezdi. Fakat bir şükür nişanesi olarak yediği yemeği beğendiğini ifade eder, hem Rabbine hem yemeği yapana teşekkür ederdi. Eğer evinde yiyorsa çok karışık, çeşidi çok bir sofrası olmazdı. Bir-iki çeşit onun için yeterliydi. Fakat bir yerde misafirse ev sahibini kırmamak için ikram edilenlerin sadece tadına bakar tamamını yemezdi. Zaten rahatsızlığından dolayı gerek kendi evinde gerekse davetlerde yemekleri tuzsuz ve yağsız hazırlanırdı. Sevdiği kullarına ahirette cennet nimetleri tattırmak isteyen Allah Teâlâ, Seyda Fadlullah’ın (k.s) dilini de dünya lezzetlerinden uzak etmişti. Buna binaen O da yemeği doymak ve lezzet almak için değil hayatını idame ettirebilmek için yerdi.

Seyda Fadlullah Hazretleri, Fahrettin Razi Hazretlerinin yemek yeme konusunda ortaya koyduğu dört hükme göre de yeme anlayışına sahipti. Bu dört hüküm şöyledir:

1-Nefsini teleften kurtaracak kadar yemek farzdır.

2-Bedeninden zayıflık gibi bir zararı gidermek için kendine yetecek kadar yemek vaciptir.

3-Misafir utanmasın diye ona eşlik etmek için yemek müstehaptır.

4-Zarar ve israftan uzak olarak yemek mübahtır.

Başta da söylediğimiz gibi O, lezzet almak için değil hayatını idame ettirmek için kendine yetecek kadar ve az yiyerek farz ve vacibi yerine getirirdi. Az yese bile yavaş yavaş yiyerek misafirlere eşlik eder, onlardan önce yemeğini bitirip kalkmazdı. İsraf etmez, yemek seçmezdi.  Akşamları ise sadece yoğurt ve ekmek yerdi. Çünkü O bilirdi ki gece ibadete kalkmanın yolu akşam az ve hafif yemektir. Yoğurdun yanında bazen salatalık, eğer yaz mevsimiyse üzüm yerdi. Çayı açık ve limonlu içer, tatlandırmak için bal kullanırdı. Kendisi için yemek adına hiçbir özel isteği olmayan Seyda Fadlullah (k.s), misafirleri için en güzel ve çeşitli yemeklerin hazırlanmasını ve ikram edilmesini isterdi.

Meyve yemeyi severdi. Kalp rahatsızlığından dolayı doktor kendisine meyve yemesini tavsiye etmiş, özellikle de kan portakalının iyi geleceğini söylemişti. Ancak hem bulunduğu bölge itibari hem da maddi imkânsızlıklar nedeniyle meyve bulmak her zaman mümkün olmazdı hele ki kan portakalı hiç bulunmazdı.  Sekiz tane çocuğun olduğu bir evde tek başına meyve yemek, kısıtlı ve tedavi amaçlı olsa bile oldukça güçtü.  Seyda’nın hanımı çocukların canları çekmesin hem de babalarına karşı yanlış düşünceler içine girmesinler diye bir çözüm buldu; portakalı kesti, çocuklara tadının hiç güzel olmadığını, üstelik de portakalın içini göstererek kanlı olduğunu söyledi. Seyda portakalı yerken çocuklara gelin size de vereyim dediğinde çocukları: “O kanlı, biz onu yemeyiz.” derlerdi.

Seyda Fadlullah’ın zengin olmayan sade sofrası, az yemesi, yediğinin helal olmasına dikkat etmesi, bazı yemekleri ayrıca sevse de hiçbir yemek için ‘sevmiyorum’ ifadesini kullanmaması, davet edildiği yemeğe gitmesi, besmele ile başlayıp sağ el ile yemesi Peygamberimizin hayatından O’nun hayatına yansımalardır.

                       

Nurşin Esintileri Dergisi 11. Sayısından Alınmıştır.