SEYDA FADLULLAH (K.S) HAZRETLERİNİN TEVAZUSU

alt  Bir gün Seyda  Keçiören de  yemeğe davet edilmişti. Orada bulunan ev sakinleri, bir Allah dostuna nasıl davranılması gerektiğini bilmediklerinden, edebi muhafaza edemediler. Seyda (k.s.) ile beraber bu davete katılan talebeleri bu durumu görünce çok üzüldüler ve ağladılar. Bunun üzerine Seyda(k.s.), “Üzülmeyin, onlara kızmayın. Bilmiyorlar, bilselerdi böyle yapmazlardı.” buyuruyor.        Bu tavrı ile şefkat, merhamet peygamberi Rasulullah Efendimiz(s.a.v.)’in ahlakı ile ahlaklandığını bir kez daha bizlere gösteriyor.

SEYDA FADLULLAH (K.S) HAZRETLERİNİN TEVAZUSU

 

       “ Tasavvuf kısaca güzel ahlaktan ibarettir” , diyor arifler. Acaba güzel ahlak nedir?

       Güzel ahlak Yüce Yaratıcının ve halkın haklarını güzel korumaktır. Bunun tek yolu da Allah Rasulü Hz. Muhammed’e (s.a.v.) samimiyetle tabi olmaktır.

        Allahu Teâla kendisini sevenlere ve sevmek isteyenlere, bu sevginin gerçek olması ve karşılık bulması için tek bir yol göstermiştir. Bu yol:

         “Rasulüm de ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, hemen bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin.”(1) ayetinin tarif ettiği Muhammedi yoldur.

          Allah dostları bütün amel ve ibadetlerinde, farz, vacip ve nafilelerde büyük bir ciddiyetle Hz. Rasulullah’a tabi olmuşlardır. Efendimiz’in (s.a.v.) söz ve davranışlarında kendisine uymanın bereketiyle onun ilim, haya,af,müsamaha,şefkat,merhamet,güzel geçim, nasihat,cömertlik,tevazu gibi ahlaklarıyla süslenmişlerdir.(2)

         Rasulullah’ın (s.a.v.) sünneti deyince, yüce zatının sahip olduğu bu güzel ahlaklar akla gelir.Bu ahlaklara Allah dostlarından daha güzel sahip çıkan ve varis olan kim vardır?(3)

         İnsanların indinde alçakgönüllü olmak, büyük küçük herkese tevazu göstermek, Allah katında yükselmeye vesile olur. Tevazu sahibi olanı Allahu Teâla yükseltir.

         İşte Rasulullah(s.a.v.)Efendimizin yüksek ahlakı ile ahlaklanmış büyük veli Seyda Şeyh Fadlullah (k.s.)Hazretleri mütevazilikte de bu ahir zaman ümmetinin önünde bir ümit ışığı.bir örnek ve rehber olmuştur.              

         Allah Rasulü (s.a.v.)Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde, evinde ağırlamak şerefine nail olmuş sahabe Ebu Eyyüb-el Ensari(r.a.).İstanbul’un fethine katılabilmek içim yollara düşmüş ve hedefine ulaşmış şanlı sahabe.

         Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.) İstanbul’a geldikleri zaman bu mübarek sahabeyi ziyaret eder, şefaat dilerdi. Öyle bir edep ve tevazu ile o mübarek sahabenin huzurunda dururdu ki, sanki başı yere değecekmiş gibi başını eğerdi. O civardaki kabristanlıktan geçerken yine aynı edep ve tevazu ile ziyaretini gerçekleştirirdi. O büyük zatı ziyareti esnasında görenler, bir sultanın huzurunda eğilir gibi ziyaretini gerçekleştirdiğini anlamaktadırlar.

          Talebelerinin hepsi ile ayrı ayrı ilgilenir, hepsinin tek tek gönlünü alırdı. Her talebesinin sorunu ve sıkıntısından Allahu Teâla’nın bildirmesiyle haberdar olur ve onların dertleri ile dertlenirdi. Öyleki bir talebesinin sıkıntılı olduğunu fark edince, sabaha kadar uyumaz ve o kişi için dua ederdi. Aile efradını da o kişi için dua etmeye davet ederdi. Her talebesinin derdini kendi derdi bilir ve çözümü için gerekeni hiç çekinmeden yapardı.

          Rasulullah (s.a.v.)Efendimiz hanımlarla ve çocuklarla şakalaşır, onların gönlünü alırdı. Bu güzel ahlakı kendinde bulunduran Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.)Hanımlara sohbet ederdi. Sohbet esnasında şaka yapardı. Sohbetlerini bitirirken her zaman aynı duayı yapardı.”Allah bizi sizin hatırınıza versin. Allah bizi sizin hatırınıza affetsin.”

            Bir seyyid, bir Allah dostu,bir evliyaullah olan Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.),bu vasıflarını görmezden gelmekte ve günah işlemekten çekinmeyen, binbir cahillikle dünya ve ahiret işlerini yürütmeye çalışan talebelerinin hatırına Allahu Teala’dan af dilemektedir.

          Ya Rabbi sen bizleri,o mübarek zatın hatırına affet.!

          İlim olmaz ise din olmaz diyen zat-ı muhterem, ilim talebelerine öyle önem verirdi ki; şu olay buna güzel bir örnektir. 

          Seyda Fadlullah Hazretleri(k.s.)’nin oğlu Şeyh Osman medresede ilim öğreniyordu. Tatil günleri eve gelirdi. Yemek yediği zaman, tabakta kalan artık yemekleri Seyda (k.s.)yerdi ve “o medrese talebesidir, teberrük(4) olsun diye onun tabağındaki yemeği yiyorum” derdi.

          Rasulullah Efendimiz (s.a.v.)’in yüksek ahlakı ile ahlaklanmış, sünneti seniyyeyi hakkıyla hayatında tatbik eden muhterem zat, davet edildiği her yere gitmeye gayret ederdi. Sağlık durumu buna müsaade etmese bile kimsenin hatırı kalmasın diye davete icabet eder, ikram edilen yemeklerden yerdi. Oysa en çok sevdiği yemek yoğurt içine doğranmış salatalık ve ekmek idi. Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.) bu yemeği çok severdi.

           Bir gün yemeğe davet edilmişti. Orada bulunan ev sakinleri, bir Allah dostuna nasıl davranılması gerektiğini bilmediklerinden, edebi muhafaza edemediler. Seyda (k.s.) ile beraber bu davete katılan talebeleri bu durumu görünce çok üzüldüler ve ağladılar. Bunun üzerine Seyda(k.s.), “üzülmeyin, onlara kızmayın. Bilmiyorlar, bilselerdi böyle yapmazlardı.” buyuruyor.        Bu tavrı ile şefkat, merhamet peygamberi Rasulullah Efendimiz(s.a.v.)’in ahlakı ile ahlaklandığını bir kez daha bizlere gösteriyor.

            Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.), cemaat içerisinde kendisine ayrıcalık gösterilmesine asla razı olmazdı. Cemaate çay ikramı yapılırken, Kendilerinin çayı cemaatten önce getirilince geri gönderir ve cemaatle birlikte aynı anda ikramın yapılmasını isterlerdi.

            Mütevazilikte parmakla gösterilecek muhterem zat’a bir kişi gelir.Bir soru sorar.”Efendim cemaatler arasında hangisi daha iyidir?”Mübarek zat buyurur ki: “Biz böyle bir konu hakkında yorum yapamayız.”

            Edep ve tevazu membaı Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.), Kâbe-i Muazzama ve Medine-i Münevvere’yi ziyarete gittiği zaman kaldırımda yürümekten hayâ ederdi. Sebebini ise şöyle açıklar ve bizlere güzel bir edep dersi verirdi. “Kaldırımlar, Rasulullah(s.a.v.)ve Sahabe-i Kiram’a göre yüksekte kalıyor. Nasıl olurda onlardan yüksekte yürürüm.” buyururdu.

             Seyda (k.s.), Kâbe’de Arap çocuklarını gördüğü zaman onların ellerini öpermiş. Bir sohbetlerinde buyurmuşlardı ki: Hacca gidiyorlar. Araplar hakkında konuşuyorlar. Hâlbuki Araplar, Rasülü Ekrem’in (s.a.v.) akrabasıdır. Bir yandan da Allah’ın beytinin komşusudur. İnsan Hacca gittiği vakit Oradaki insanlara saygı, hürmet göstermesi gerekir. Onlarda gördüğü hataları görmezden gelmelidir. Oradaki insanlar melek gibidir, günahsızdır demiyoruz. Fakat insan oradaki insanlara o gözle bakmalıdır.” Demek ki büyük veli, Arap çocuklarının ellerini öpmekle, bizlere bu hususu, kendi hayatında bizzat yaşayarak öğretiyordu.

            Seyda(k.s.)’nın yaşadığı memlekette, köylülerden birisi Hac’dan dönmüş. Seyda (k.s.), o kişinin ziyaretine gitmiş ve elini öpmek istemiş. O mübarek beldeyi ziyaret ettiği için, o beldeye hürmetinden dolayı bu tavrı takınmıştır.

            Seyda(k.s.) Hac ibadetini yerine getirdiği bir zamanda, Seyda ile aynı grupta olan bir kişinin Mürşidi de Hac ibadeti için Kâbe’deymiş. İki Mürşid-i Kamil karşılaşırlar. Yaşı kendisinden daha genç olmasına rağmen, Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.),öteki Mürşid’in elini öpmek istemiş. Bu şekilde nefsini hiçe saymış, yok kabul etmiş,büyük küçük herkese tevazu göstermiştir.

            Büyük olmak alçakgönüllü olmak demektir. Bir ağacın meyveleri olgunlaşmışsa, o ağaç yere doğru eğilir. Boş başaklar ise dik durur. Seyda 8k.s.) herkesten dua isterdi. Siz bize dua edin denilince ;”bize dua edin, kimin duası kabul edilir bilinmez “ derdi.

             Bir gün müridlerinden birisi Seyda(k.s.)’ yı evine davet eder. Ev sahibinin hanımı çok hastadır. Yataktan kalkabilecek takati kendinde bulamamaktadır. Ev sahibi bey, yemek hazırlamak üzere mutfağa gider. Seyda o sırada mutfağa gelir ve evin hanımını sorar. Hasta olduğunu öğrenince, Seyda o hanıma, kendi yemeğinden gönderir. Ev sahibi hanım “ o kadar ilaç kullanmama rağmen bir türlü iyileşemiyordum. O yemeği yedikten sonra o akşamın sabahı ayağa kalktım. Allahu Teâla bu mübarek dostunun hatırına bana şifa verdi.” diye anlatmaktadır.

              Müridlerinden birisi, Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.)’ni, her hafta sonu düzenli olarak, ailesi ile birlikte ziyaret eder. Seyda’nın memleketine yakın bir memlekette ikamet etmektedirler. Daha sonra uzak bir memlekete taşınırlar. Yaz tatili geldiğinde Seyda’yı ziyarete giderler. Ailenin iki tane çocuğu vardır. Birisi beş, diğeri üç yaşındadır. Tam bir ay Seyda’nın misafiri olurlar. Misafir hanım, rahatsızlık verme endişesiyle çok sıkılmaktadır. Hanım bu sıkıntısını Seyda’ya açar. Der ki:

           -Seyda size çok rahatsızlık verdik.

            Seyda (k.s.) hanımı derinden etkileyecek şu cevabı verir.

            -İnsan hiç evladının gelmesinden rahatsız olur mu? Sen kızım Arife’nin, eşin oğlum Alameddin’in (k.s.) yerindesiniz.

            Seyda (k.s.) ve ailesi çok sabırlı, çok cömert, çok merhametli ve hayatlarını insanlara hizmet etmeye adamışlardır.

             Bu zamanda, müridlerini kendi evinde ağırlayan, her müridine ayrı önem veren, müridlerine karşı bir babadan daha çok şefkat, merhamet ve sevgi gösteren, tüm ailesini insanların hizmetine adayan büyük âlim, Allah dostu, veliyullah Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri(k.s.).

              Seyda (k.s.) Hazretleri, her bir talebesinin derdiyle ayrı ayrı ilgilenir, herkesin sorunuyla üzülür, sevinciyle sevinirdi. Son günlerinde hastanede, hasta yatağında dahi o kadar çok sıkıntı çekmesine rağmen, kendi derdini unutup, müridlerinin sorunlarıyla ilgilenmiştir.

              Edep, merhamet, şefkat, tevazu, cömertlik ve bunun gibi daha pek çok güzel ahlakla ahlaklanmış büyük veli. Rasulullah Efendimiz(s.a.v.)’in hayatını kendi hayatında tatbik etmiş ve talebelerine de sünnet-i seniyyeyi hayatlarında uygulamaları gerektiğini telkin etmiştir. Talebelerine anlattığı, öğrettiği her şeyi bizzat yaşayarak örneklendirmiştir. 

               Rabbül Âlemin cümlemizi şefaatine nail eylesin.

 

DİPNOTLAR

  1. Al-i İmran 3/31
  2. Selvi, Kaynaklarıyla Tasavvuf, s.47-48
  3. Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, s. 58-59
  4. Teberrük:Bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek demektir. Uğur ve bereket saymak, ilahî hayra ortak olmak anlamına da gelir. Teberrüken, bereket ve saadet vesilesi olarak almaktır.

 

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "