SEYDA FADLULLAH HAZRETLERİNİN MİSAFİRPERVERLİĞİ

    Misafirperverliğin En Güzel Örneği

altSeyda Fadlullah’ın (k.s.) büyük kızı bir olay anlatır:

                “Bir gün bir dilenci geldi. Geçmiş gün bir şey istedi. O istediği şey bizde yoktu. Biz bunun üzerine dilenciye başka şeyler vermeyi teklif ettik. Ne teklif ettiysek dilenci kabul etmedi, ‘İlla benim istediğim.’ dedi. İstediğini biz bulamayınca o da istediğini alamayınca eli boş ayrılmak zorunda kaldı. O giderken babamla karşılaştı. Dilencinin boş gittiğini görünce bize: “O dilenci neden boş gitti?” diye sordu. Biz istediğinin bizde olmadığını söyledik. Fakat babam: “Vallahi ben size hakkımı helal etmem, istediği yoksa başkasından bulup vereceksiniz yine de onu boş göndermeyeceksiniz.” dedi. İşte onlar kapıya gelen dilenciye bile hürmet eder, misafir gözüyle bakarlar.

      

              Biz millet olarak misafiri çok severiz. Hatta bu özelliğimiz dilimize misafirperverlik olarak girmiştir. Misafiri sevmek, ağırlamak, yedirip içirmek, ihtiyaç ve istirahatını temin etmek hem bir sünnet hem de milli bir gelenek halinde içimizde yaşamaktadır. Bunun kaynağı ise Peygamber Efendimizin tavsiye ve teşvikleridir.

                Peygamber Efendimize uzaktan yakından pek çok misafir gelirdi. Gelen misafirler bazen günlerce kalır ve Peygamberimiz onlarla bizzat ilgilenirdi. Bazen de gelen misafirleri ashabı arasında paylaştırır, herkes gücü nispetinde birkaç misafiri evine götürür ağırlardı. Hatta ashabı kiramdan bir karı kocanın misafirlerimiz yesin diyerek evde bulunan her şeyi onlara ikram etmeleri ve evlerinde sadece iki kişilik yemek bulunduğu için çocuklarını aç yatırıp kendilerinin de lambayı kapatarak yiyormuş gibi gözükmeleri, böylece misafirlerini aç bırakmamaları Allah Teâlâ’nın çok hoşuna gitmiştir. Bu durumu Allah Teâlâ habibine bildirmiş, Peygamberimiz de o iki sahabeyi müjdelemiştir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Peygamber Efendimiz ve ashabı kiram bizlere en güzel örnektir.

                Ömrü boyunca Allah Teâlâ’nın emirlerini ve Peygamber Efendimizin sünneti seniyyesini kendisine rehber edinen ve onlardan kıl kadar dahi ayrılmayan Seyda Fadlullah da (k.s.) misafire ikram ve hizmet noktasında yine aynı kutlu ölçülere sadık kalmıştır.

                Sevilen insanların misafiri eksik olmaz. İnsan sevdiği kişiye gitmek, onu görmek, onunla sohbet etmek isteği duyar. Seyda Fadlullah da (k.s.) kendisinde bulunan her türlü özelliği ile sevilmiş ve gönüllere taht kurmuştur. Onun da misafiri hiç eksik olmazdı. Kendisini ziyaret etmek için uzaktan yakından gelen herkes en güzel şekilde ağırlanır, dönünceye kadar hiçbir şeyleri eksik edilmezdi. Ziyaretine gelenler hem maddi hem manevi doyumların en güzelini yaşarlardı. Onun yanında, köyünde bulunan insanlar kendilerini bir rüya âleminde sanır; dönerlerken bu güzel rüyadan uyanmanın üzüntüsünü yaşarlar. Zaten ağızlarında kalan tat, gönüllerinde kalan o sıcaklık onları tekrar tekrar Seyda Fadlullah’ı (k.s.) ziyarete çeker.

                Seyda Fadlullah (k.s.) kendisini ziyarete gelen kim olursa olsun tıpkı Peygamber Efendimiz gibi ‘misafirdir’ der ve herkese aynı hürmeti gösterirdi. Gelenlerin rütbesi, makamı, malı, zenginliği, niyetinin halis olup olmaması onun için fark etmezdi. Gelenlerin yemeklerinden yatacak yerlerine kadar hepsiyle ilgilenir, ‘Onları en güzel nasıl rahat ettiririm.’ kaygısı yaşardı. Bu yüzden evdeki her şey misafire göre ayarlanırdı. Kat kat yatak, yorgan, kocaman ocaklar, büyük büyük tencereler, semaverler… Eskiyen, yenilenmesi gereken ne varsa dikkat edilir ve en kısa zamanda imkân dâhilinde giderilirdi. Kendisini ziyarete gelen erkek misafirlerle kendisi ilgilenir, bayan misafirler eşi ve kızları tarafından ağırlanırdı. Kızlarından ve eşinden misafirlere daima güleryüz göstermelerini isterdi. Eşine şu tembihte bulunurdu: “Bu kapıya gelen hiç kimseyi yemek yemeden göndermeyeceksin. Onlar yemek yemeden giderlerse hakkımı sana helal etmem. Bir dilenci de olsa istediğini verin, boş göndermeyin.” Bununla ilgili Seyda Fadlullah’ın (k.s.) büyük kızı bir olay anlatır:

                “Bir gün bir dilenci geldi. Geçmiş gün bir şey istedi. O istediği şey bizde yoktu. Biz bunun üzerine dilenciye başka şeyler vermeyi teklif ettik. Ne teklif ettiysek dilenci kabul etmedi, ‘İlla benim istediğim.’ dedi. İstediğini biz bulamayınca o da istediğini alamayınca eli boş ayrılmak zorunda kaldı. O giderken babamla karşılaştı. Dilencinin boş gittiğini görünce bize: “O dilenci neden boş gitti?” diye sordu. Biz istediğinin bizde olmadığını söyledik. Fakat babam: “Vallahi ben size hakkımı helal etmem, istediği yoksa başkasından bulup vereceksiniz yine de onu boş göndermeyeceksiniz.” dedi. İşte onlar kapıya gelen dilenciye bile hürmet eder, misafir gözüyle bakarlar. Evleri boş kaldığı zaman neden misafir gelmiyor diye üzülürler, giden misafirin ardından ağlarlar. Seyda’nın eşinin giden misafirin ardından ağladığına şahit olan bir akrabası hayretini şu şekilde dile getirmiştir: “Vallahi ben sizi anlamıyorum. Adı üstünde onlar misafirdir. Birkaç gün kalacak ve gidecekler. Sen neden bu kadar üzülüyorsun?” Günümüzde ev hanımları iki misafir ağırlayınca yorulurken Seyda’nın eşi Seyda’dan aldığı örnekle her gün onlarca misafiri yüzü daima gülerek ağırlar. Bu gün Seyda’nın vefat etmiş olması onlar için hiçbir şey değiştirmemiştir. Onun hatırasına saygılarından ve Seyda Fadlullah2ın müritlerini onun en güzel hatırası olarak gördüklerinden yine aynı hizmeti ve hürmeti gösterirler. Bizler evlerimizi sahipleniriz, kendi düzenimiz olsun isteriz, planlar yapar ona göre yaşarız. Ama Seyda ve ailesi hiçbir zaman o evi sahiplenmezler, kendilerince bir düzenleri yoktur. Gelenlere siz ev sahibisiniz derler ama yine misafir gibi hürmet gösterirler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Misafirini darıltan Allah’ı daraltmıştır.” buyurur. Seyda Fadlullah (k.s.) ve ailesi bu ve bunun gibi birçok hadisi şerife bizlerden daha çok vakıftırlar. Allah Teâlâ’nın emirlerinin, sünneti seniyyenin gereği ne ise en güzel şekilde uygularlar. Bugün Peygamber Efendimiz yok; ama O’nun “varislerim” dediği evliyaullah var. Peygamber Efendimizin yazılı olan sünnetini bu gün onlar yaşıyorlar ve biz en güzel örnekleri uygulamalı olarak görüyoruz. Onların bu yaşayışı karşısında insan şöyle demeden duramıyor: “onlar okyanusta bir damladır. Yarabbi! Veli kulların böyleyse Habibin nasıldı?”

Rabbim evlerinde misafir, gönüllerinde ev sahibi olanlardan etsin.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "