SEYDA FADLULLAH HAZRETLERİNDE TEVEKKÜL VE RIZA

seydamizTevekkül sağlam bir imana sahip olma, kendi hakkında Allah'ın muamelelerine razı olma, takdirin Allah'tan geldiğini bilme, yarın endişesinden ve sebeplere itimattan kurtulmak ile mutlak surette ilahi iradeye teslimiyettir. Tevekkülün en üst derecesi sağlam bir imana sahip olmaktır. İslam'ı,  görünüşte kabul eden bazı bedeviler: "Biz gerçekten iman ettik." dediler. Bu söz üzerine inen ayeti kerimede; De ki: "Siz kalplerinizle iman etmediniz, 'Biz, Müslüman olduk.' deyin! İman henüz kalplerinize girmemiştir."[1] buyruldu. Bu ayetteki "Biz Müslüman olduk, deyiniz!" cümlesinin manası  “Zahirde teslim olduk.”  demektir.

İman dil ile tekrarın ötesinde, kalp ile inanma ve tasdik etmekle yakîni elde etmedir. Allah'a itaat konusunda şek ve şüpheyi terk etmek, malikü'l-mülk olan Allah'a mutlak olarak teslimiyet göstermektir. Tevekkül bir fiil ve amelin inkârı değil, hudutsuz bir kuvvetten beslendiğimize inanmaktır. Fiilde kararlı ve gayretli olmaya çalışmak, insanı akıl almaz bir iç zenginliği ve atılım çoşkusuna ulaştırır.[2]

            Allah dostlarının tek özlem ve gayesi Allah'ın rızasını kazanmaktır. Çünkü her türlü tesiri Allah Teâlâ'dan beklerler. Her şeyin dizginini O'nun elinde, her şeyin anahtarını O'nun yanında bilirler. Sadece ve sadece O'na dayanıp güvenirler. Gönülleri başkalarını gözetleme tutsaklığından kurtulmuştur. Tamahkârlık kalplerine yol bulamaz. Böylece mükemmel ve gerçek insan olmuşlardır. Tevekkül, Allah'ın her şeyin üstünde hüküm ve egemenlik sahibi olduğunun kabulüdür.

            Seyda Fadlullah Hazretleri, devrin büyük âlim ve mutasavvıflarının yanında yetişmiş insan-ı kâmil olmasından dolayı yakînin sırrına vakıftı. Çünkü ayette belirtilen iman kalbine girmişti. O, “La ilahe illallah” sözünü mükâşefe[3] ve müşahade[4] ederek muttali olan bir tevekkül anlayışına sahipti. Bu yakîn o derece kuvvetli hissederdi ki,  dilinden bir kez "La ilahe İllallah" sözünü duyanların kalbinde büyük tesir uyandırırdı.

            Hayatındaki tevekkül anlayışı, usul, adap, kulluk ve farzlara uyması konusunda güzel bir ahlak içinde yaşamasını sağladı. Kınayanların kınamasından korkmadan evinde, giyinişinde, yaşam tarzında sünnete uygun davranırdı. Allah Teâlâ onu çok büyük sıkıntılarla imtihan etti. Genç yaşında başlayan ciddi hastalıklarına rağmen hayatının her döneminde hizmet etmeye gayret gösterdi. Büyük sıkıntılara düçar oldu; ama hep tevekkül etti.

            Onun hayatının farklı döneminlerinde tevekkülün çeşitli derecelerini görmemiz mümkündür. Seyda Fadlullah Hazretleri rüyasında Resulullah Efendimiz’i (s.a.v) gördü ve O’nun vazifelendirmesiyle batı illerine İslam’ı tebliğ için gitti. Bu vazifeyi üstlenirken “Neden?”, “Niçin?”, “Ben nasıl bu yükün altından kalkarım?” diye düşünmedi. Allah Teâlâ "Erhamurrahimindir" dedi ve sorumluluğunu yerine getirdi. Tanımadığı insanlara Hakk’ı tebliğ etmeye gayret etti.  İnsanlar dünyanın peşinde koşarken O, insanları gaflet uykusundan uyandırmaya çalıştı.

O Kendisi Hakkındaki Allah'ın Muamelesine Razıdır

            İnsanlar sebepler dünyasında yaşar. Allah Teâlâ esbaba da bir tesiriyet vermiştir. Bu esbaba riayet etme tevekküle aykırı bir durum oluşturmaz. Asıl olan Allah Teâlâ’dır. Hâl ve kerametin yaratıcısı Allah'tır. Olayların arkasından yaratacağı fayda ve maksadı onlara şart kılan da Allah'tır. Durum böyle olunca hakikat ve doğruluk yönünden Allah'tan başka kimsede kuvvet yoktur. Sebepleri meydana getiren sebeplerin sahibidir. Mürşid-i kâmiller talim makamında olan insanlardır. Ehl-i velayet; hizmet, meşakket, musibet ve külfeti sevgiliden geldiği için hoş görürler. Sıkıntı ve meşakkatle karşılaştıklarında "Elhamdülillahi alâ külli hâl" der ve nazlanmayıp hâllerine tahammül ederler.

Cefa vü cevrine yarın tahammül eyleyip ram ol

Ola kim kahr u lutfun perdesiyle imtihan eyler[5]

            Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri hayatının çeşitli dönemlerinde birçok hastalığın sıkıntısını bir arada yaşadı. Onu en çok rahatsız eden ve çalışmasına engel olarak düşünülebilecek hastalıklarından biri kalp yetmezliğiydi.. Bu kadar cevrini çektiği kalbinin hastalıklarından latife ile bahsederek; "Kalp hastalığı temiz ve efendi bir hastalıktır." derdi.

            Seyda Fadlullah Hazretleri yarın endişesinden kurtulmuştu. Rızkının, Rezzak olan Allah Teâlâ’dan geldiğini tevekkül ettiği için alışverişini dünya ile değil; bütün gayreti ile ilim ve ilim tedrisinde harcayarak bu yoldaki ticareti tercih etti.

Her şeyin kendi benzeri kendine cazip görünür misalinde olduğu gibi, Seyda Fadlullah Hazretleri mühendis değil, müderris evlatlar yetiştirerek ümmet-i muhammede faydalı oldu.

Kira geliri getirecek daireler satın almak yerine medrese inşa etti ve talebelerin ihtiyaçlarını karşılamaya gayret göstererek din-i mübine destek verdi.

Yarın Endişesinden Kurtulma

            Tevekkülün derecesini bize anlatan bir hadise şöyle gelişir:

 “Hz. Peygamber (s.a.s), Hz. Ali ve Usame b. Zeyd'e fakir bir Müslümanın cenazesini yıkama emrini verdi.Hz. Ali ve Usame b. Zeyd de ofakirin cenazesini yıkayıponu abasıyla kefenlediler. Hz. Peygamber(s.a.s) onu defnettiğinde ashabına şöyle dedi: 'O kıyamet gününde, yüzü dolunay gibi olduğu hâlde hasrolunacaktır. Eğer onda eksik bir haslet olmasaydı yüzü pırıl pırıl parlayan güneş gibi olduğu hâlde haşrolunurdu.

 Ashab Hz. Peygamber'e (s.a.s) 'O haslet nedir?' diye sordu,O ise şöyle buyurdu:
‘Bu kişi çok oruç tutar, çok namaz kılar, Allah'ı çokça anardı. Ancak kış mevsimi geldiğinde yaz elbisesini, yaz için saklardı. Yaz geldiğinde kış elbisesini ikinci bir kışa saklardı.’ Sonra Hz. Peygamber(s.a.s) şöyle devam etmiştir: ‘Size az verilen şey yakîn ile sabrın azimetidir.’ ”[6]

 

     Yakîn, Tevekkül ve Edep İlişkisi          

Yakîn nedir? Yakîn; sağlam, şüphesiz ve kalpten inanmış olarak bilme ve uygulamadır. Seyda'nın hayatındaki şu kesit, tevekkül ve sünnete uymanın sadece su içerken besmele çekmek olmadığını bize gösterir.  Yeni bir elbise diktirdiğinde diğer elbiseyi ihtiyacı olan birine verirdi. Bir defasında ev halkı, yeni elbise dikildiğinde önceki elbiseye ihtiyaç olur ya da yıkandığında değişmeli kullanılır, diyerek eski elbiseyi vermek istemediler. O elbise ile ilgili görülen bir rüya üzerine derhal verilmeyen elbise sabah ihtiyacı olana verilmiştir. Ziyarete gittiği yerlerde elbisenin eğer yıkanması icap ediyorsa akşam yıkanır, sabaha kurutulur, ütülenir ve giyilirdi. Vefat ettiğinde bavulu toplanırken üç dört yün fanila, üç dört gömlek, bir-iki sarık ve takke, bir ayakkabı, bir tespih, bir elbise dışında başka bir şeyi yoktu. Dolaplarının kapısı elbiseden kapanmayan ve hâlâ hiçbir şeyi olmadığını düşünen bizlerin tevekkül dairesi içinde olduğu kabul edilebilir mi?

            Seyda Fadlullah Hazretleri günlük yaşantısında da çok mütevazı bir insandı... Sade bir evi ve sade bir yaşantısı vardı. Nurşin'e, evine ziyarete gittiğinizde evdeki sadelik dikkati çekerdi. Evin tüm odaları yer halısı ile kaplıdır, ama nasıl bir halı, üstünde havı bile kalmamıştır, Mevlana’nın dergâhının halıları gibi. O evini kendine ait olarak görmez bir dergâh olarak kullanırdı. Nurşin'de üç gün misafir olunurdu. O kıymetli dergâhta bulunmak dergâhın usul ve adabına riayet etmeyi gerektirdiğinden üç gün boyunca diz üstü oturulur, hizmet ve ibadet durumu dışında yerden kalkılmazdı. O halıflekslerin üstüne otururken dizleriniz kırılıcak sanırdınız. Üç günün sonunda Ankara'ya dönerken "Sakat olduk herhâlde." diyerek birbirimize latifede bulunurduk. Sabrın tadını bize tattıran işte bu ufak imtihanlardı. Üç gün boyunca diz üstü oturma, az uyuma, çok ibadet...

            Mevlana Hazretleri, tekkeye can olmak isteyenleri üç günlük bir sınavdan sonra Mevleviliğe kabul ederdi. Yeni gelen can mutfakta üç gün diz üstünde oturur, sadece ibadet ve yemek için yerinden kalkardı. Bu süre içinde takip edilir, usule riayet eden tekkeye kabul edilirdi. Evliyaullah Hazeratı’nın manevi eğitim şekilleri farklı yer ve zamanlarda da olsa benzer vasıfları ihtiva eder.

            Seyda, gelen misafirlerin daha yumuşak bir halıda üşümeden oturmasını isteyen hanımının ricalarıyla bu halıları değiştirdi. Hanımına "Misafirler için olmasaydı bu halıları almazdım." dedi.

Takdirin Allah’tan Geldiğini Bilme

            Seyda Fadlullah Hazretleri hayatının son dört gününde, hastanede çok sıkıntılı olduğu bir gece, (sekr hâlinde) kendinde değilken,

“Ya Rabbi! Sen “Settar” sıfatının büyüklüğüyle bana verdiğin şu bedendeki kemiklerimi, etlerimi deriyle kaplayıp örttün ve bana büyüklüğünü gösterdin. Verdiğin bu hastalıkla “Settar” sıfatınla örttüğün derimi, bedenimi pare pare ettin. Bana kulluğumu, acizliğimi hatırlattın.” diyerek tefekkür ve tevekküldeki ince çizgiyi bize gösterdi. Seyda Fadlullah Hazretleri hakiki vekilin Allah olduğunu bilerek ve sağlam bir imana sahip olmanın hakikatini hayatı boyunca yaşayarak insanlara örnek oldu. Bu tevekkül hâli ile Rabb’inin huzuruna geri döndü.

NURŞİN ESİNTİLERİ DERGİSİ 6. SAYISINDAN ALINMIŞTIR.


[1] Hucurât/14

[2] Kemal Sayar, Sufi Psikolojisi Bilgeliğin Ruhu, s.26

[3] Bir hususu keşif yolu ile anlamak, bilmek.

[4] Gözle görmek. Seyrederek anlamak.

[5] Ateş, Dîvân, s.78

[6] Şehre b. Haşve, (Ebu Usame’den)