Seydam’la sonsuz…

altSeydam’la sonsuz…

Tövbekârları dostluğuna kabul eden, kendisine dönenlere rahmet kapısını açan Allah’ a hamdolsun.

“Ey iman edenler! Allah’ a, peygamberine, peygamberlerine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz.” ( Nisa 4/136 ) buyuruyor Rabbim. Kalbini ve tüm uzuvlarını hizaya çağırıyor iman edenlerin.

1998 yılına kadar iman ettiğimi sanıyordum. İman savaşında, nefis mücadelesinde çaresiz, fakat ümitli. Yorulmuş fakat bekleyen bir ruhla. Ahir zamanda omuzdaki kuş gibiydi iman, başımı çevirsem uçacak. O korku, imanın kaybedilme korkusu Seydam’ a ulaştırdı kalbimi. Üniversitede son sınıftaydık. Daha önce Sayda’ nın sevgisiyle nasiplenen arkadaşlarım ve ahiretlik davetleriyle ilk sohbetime gittim. Gafletimden acizliğimi, fakirliğimi anlamamıştım. Bir ablamızın “İmam-ı Azam Ebu Hanefi bile tarikattan önceki yıllarını hüsran olmuş yıllar” sayar demesiyle hayat imtihanımda artık O vardı. Sevgiliye ileten Sevgili. Ben kimdim? Tek başıma hiç. Tek başıma yorulmuş. Tek başıma bir, Seydamla bin, Seydamla binler, Seydamla sonsuz…

Rabbim hidayetiyle dünyanın karanlık boşluğunda Nurşin’in hak yörüngesine dahil  etti. 98’ in Aralığıydı. Bilgisayar kursunun son gününde herkes vedalaşıyor. Tokalaşmamak için “herkes Allah’ a emanet olsun” deyip sınıftan çıktım. Çıkarken bir arkadaş elini uzattı, o an gafletle tokalaştık. Allah’ ım beni affet diyerek, ancak günahtan yanmayan, sızlamayan, perişan olamayan kalbimle yola çıktım. Bir ablamın evine. İlk sohbetti benim için. Seydam’ ın ilk defa sesini duyacak, sohbetine nail olabilecektim. Eve gittiğimde sohbet başlamıştı, dünya kapattığım kapıyla arkada kalmıştı. Şeytan o kapıdan giremezdi. Çünkü orada Allah dostu vardı. O varken, şeytan yaklaşamazdı. Her şey boş koşturmaca dedirten bir hal herkesi sarmıştı. Oturdum. Huzura çağıran ses. Ruhu besleyen ruh. Aradığım huzur. Seydam’ın sohbeti. Beş dakika geçmişti geleli. Fakat o ısıtmıştı çoktan taş kalbimi. Sonra birden heybetli bir ses tonuyla kızarak “ Sizler, Allah’ tan utanmadan, karşıdaki mahcup olmasın diye nasıl ellerinizi uzatıyorsunuz. Allah’ tan utanmayan, kuldan utansa neye yarar?” dedi. Konu değişip Seyda kızınca herkes şaşırdı. Vardır elbet bir hikmeti demişler. Vardı elbet bir hikmeti. Çünkü dünyayı peşimden  sürükleyip gitmiştim, dünyayı eliyle iteleyen, istemeyen mürşid-i kamilin, en yüksekteki imanın, Kuran, sünnet tecellisinin yanına. Şefkatiyle muamele. Yine peygamber ahlakı. İsim vermedi. “SEN” demedi. Oysa halimiz nazarında, kalbimiz elindeydi. Seydam şefkatinle kovmadın bizleri, hamd olsun Rabbime. Sohbet sonunda  Ablamız, sen de konuş Seyda ile dedi. Ben kendimi tanıttım. Sonra birden “ Sizi çok seviyoruz” dedim. “ Allah razı olsun. Bizler de sizleri çok seviyoruz” dedi. Bizler de diyordu. Sadat-ı Kiramla birlikte. Seydam, biz günahlarımızla sizleri rahatsız ediyorken. Ne büyük lütuf.  Alınlar secdeden kalkmasa yine şükrü eda edilemez bir lütuf. Kovmadı, “ bizler de sizi seviyoruz kızım” dedi. Rabbim, kovma kapından. Halimiz perişan olur.

       Evlendim ve 2000 yılında Manisa’ ya yerleştim. Yalnızım, cemaatten kimse yok diye ağlıyor, korkuyordum. Korkum acizliğimden. Seydayı arayıp “ Burada herkesten uzakta kaldım, bu yoldan koparsam ne yaparım Seydam dua edin” diye edepsizce ağladım.

 Seydam öyle şefkatliydi ki yine “ Kızım, sizin muhabbetiniz varsa uzakta da olsa beraberiz, yakınız. Muhabbetiniz, gayretiniz az ise yakın da olsa uzağız, ayrıyız.” Diyerek dua etmişti. İlaç bu duaydı kalbime. Bir adıma on adım yaklaştırıyordu Rabbim. Elhamdulillah Seydamın anlattıklarını, tarikatı, ne kadar aciz olduğumuzu ve Sadata muhtaçlığımızı Rabbim anlattırıyor. Bilmeyene kızmamayı, gelmeyene gitmeyi, hasta bile olsak kurtuluşa vesile olursak kurtulabileceğimizin gayretini Seydam öğretti bize.

       Ankaradayız. Oğlum 4 yaşında. Seydamın ziyaretine gitmiştik. Hep edep dense de kavrayamadık yıllarca. Oğlumun eline bir kağıt verdim. Bunu Seyda dedene ver oğlum dedim. Kapı aralığından da izliyordum. Elini öptü oğlum. Seydam gülümsedi, okşadı saçlarını. Biraz konuştular. Kağıdı verdi eline. Seydam gülümseyerek “ Allah annenin gönlüne göre versin” dedi. Kağıtta “ Seydam, benim evliyalardan olmam için dua eder misiniz?” yazıyordu. Şefkatle yaptığı dua kalbimi ferahlatmıştı. Yavrum, Seydam’ ın hak yörüngesindeydi.

       Bir sohbette anlatılmıştı. Seydam’ ın evine bir baykuş yavrusu girmiş. Annesine gitsin diye Seydam’ ın oğlu pencerenin önüne koymuş. Ancak kuş yere düşmüş. Kedi kuşu yakalayıp, yemiş. Seydam’ a söylediklerinde Seydam çok üzülmüş. “ Biz, Rabbime o kuşun hesabını nasıl veririz?” diye üç gün sabaha kadar ağlamış. Ne kolay değil mi söylemek. Üç gün. Sabaha kadar. Rabbim, sevdiğinin, dostunun hürmetine bizleri affet. O tüm yaratılmışların Seydası. 8 yaşındaki oğluma bunu anlattığımda bana “ Seyda ne kadar çok merhametli değil mi anne?” demişti. Tertemiz bir yorum. Tertemiz meleğin kalbinden. Şefkatinizle himmet Seydam.

       Sohbetlerinde “ Allah bizleri affetsin.” Diyerek yaptığı dua mütevaziliğinden, imanın doruğundaki halinden, biz derken, bizler için de istemesi Resulullah’ ın varisinin şefkatinden, merhametinden.

       Rabbim sizi dost kabul etmiş Seydam. Rızasına ulaştırmış Seydam. Ne olur bizi yolunuza  hizmetçi kılıp, imanımızın selameti için Rabbime dua buyurun Seydam. Sizin yolunuz kurtuluştur inşallah.