SEYDA FADLULLAH HAZRETLERİ VE HATIRALAR

  alt Bazı insanlar vardır ki onlar asla unutulmazlar. Allah dostları da böyledirler. Seyda Fadlullah (k.s.) hazretleri de böyle bir insandı. Vefatının üzerinden seneler geçmesine rağmen kalplerdeki sevgisi her gün daha derinleşiyor. Gönlü açık bağlıları ondan hala çok büyük faydalar sağlamaya devam ediyor...sanki hiç gitmemiş gibi sanki alem değiştirmemiş gibi...sesine hasret kalsak da yüzüne hasret kalsak da biliyoruz ki o her zaman  büyük şefkatle Müslümanların faydası için yanı başımız da olacaktır.

    Aşağıda Seyda’mızın bazı talebelerinin onunla ilgili anı ve düşüncelerini okuyacaksınız.

Ve göreceksiniz ki Seyda her müridinin hayatını bal petekleri gibi örmüş ve başlarında her türlü tehlike için nöbet tutmuş onları gözünden bile esirgemiştir...sevgiyle ,hürmetle,hasretle ve derin şükranlarımızla ,dualarımızla anıyoruz..

UNUTULMAZLAR

Seyda ile tanışmadan önce yine ortalama bir Müslüman sayılırdım. Kitap okuyarak dinimi öğrenmeye çalışan; Allah’ın emirlerine elimden geldiğince, şartlar imkân verdiğince uyan bir kişi idim. Hani derler ya rüzgâr ne tarafa esiyorsa o tarafa giden yani her yerde idim ama hiçbir yerde değildim.

Cumaları toplanıp Kur’an okuduğumuz bir arkadaş grubumuz vardı. Birkaç kez Seyda’dan bahsetmişlerdi.

“Sen de gel tövbe al” dediler.

“Araştırarak girmek isterim tarikata.” diyerekten kabul etmemiştim davetlerini.

 

Aradan haftalar geçti. Bir bebek beklediğimi öğrendim. Hamile olduğumun farkına varmadan önce bebek için tehlikeli bir ilaç da kullanmıştım başka bir rahatsızlığım için. Doktorlar bebeğin ilaçtan kesinlikle etkilenmiş olabileceğini, gebeliğin bu sebeple sonlandırılması gerektiğini söylediler. Bunu tabi ki kabul etmedim. Ayşe bebek nihayet dünyaya geldi ancak bir dizi sağlık problemi vardı. Gözü görmüyordu. Böbrekleri ve ciğerleri iyi gelişmemişti. Kasları da ilaçtan etkilenmişti. Korkunç bir kâbus gibi geçen günler aylar… Bebeğimin sıkıntılarından birisi de kasılma nöbetleri geçirmesi idi. İnsanın çaresiz kalması çok zor, hele bu evladı olunca katlanmak daha da zor geliyor. Allah’a sığındım her zor zamanımızda yaptığımız gibi. Dilim dua ediyor, kulağım Kur’an ve ilahi dinliyordu. Gözlerimse bebeğimin üstündeydi. O hal üzere kırk beş gün bebeğimi kucağımda yattım. Aylarca gökyüzüne bakmamışım sonra anlıyorum. Öyle kederliydim ki artık ben bir daha gülmem diyordum. Telefonlara bile çıkmak istemiyordum. Çocuğumun ne yürüdüğünü ne okula gittiğini ne de mürüvvetini hayal edebiliyordum.

  Bunun ne demek olduğunu anneler çok iyi bilirler. Bu arada kızım Anadolu Lisesi sınavına girecekti. Oğlum da ilkokula başlamıştı. Evde başka başka birçok sıkıntı vardı. Eşim iflas etmişti. Kaynım kanserdi ve onun da sorumluluğu benim üzerimdeydi.

Böyle zamanlar zannediyorum ki Allah-u Teâla’nın (c.c.) hayat yönümüzü değiştirmek istediği zamanlar. Eğer istikametimiz tam değilse ve Allah’ın rızasına göre bir yaşam şekli belirmezsek böyle imtihanlara tabi tutuluyoruz.

 

Ya da şöyle oluyor: Allah sıkıntı veriyor ki kulum bana yönelsin ve kaybedenlerden olmasın. Allah bir bebeği, bir sürü insanın tövbe almasına vesile etti. Kendim, çocuklarım, kardeşlerim, arkadaşlarım, onların arkadaşları ve böylece devam edip giden bir hayır zinciri hep kızım Ayşe bebeğin vesilesi ile tasavvuf yoluna vasıl olduk… Allah’ın hidayetine insanların vesile olması ve kişinin bundan hayır elde edebilmesi ne büyük bir lütuf-u ilahi.

 

  Nasıl mı?

Bahsettiğim gibi Ayşe bebek kasılma nöbetleri geçiriyordu. Doktor yeşil reçeteli ilaç yazmak zorunda kalmıştı bunları önlemek için. Bu ilacın tedavi edici özelliği yoktu ve onu verip kızımı uyuşturmak öyle zor geliyordu ki bana… Seyda’dan tövbe al diye teklif eden arkadaş aynı zamanda aile dostumuzdu. Bana:

“Gidelim Seyda’nın bir duasını alalım.” Dedi.

Eşime bunu söylediğimde: “Hocalara mı kaldık artık” dedi. Bu durum pek hoşuna gitmemişti. Ama tabi ki bebeğimi de kucağıma alıp yollara düştüm. Eşim Seyda’yı tanımadığı için böyle konuşmuştu ama ben arkadaşıma güveniyordum. Hayırlı bir mesele olduğu için ısrarcı davrandım.

   Allah’ın hakkı her şeyin üzerinde.

   Bu din bize kadar ulaştı ise Seyda gibi mübareklerin hayatlarını, ailelerini; din yoluna, irşad yoluna feda etmeleri ile ulaşmıştır. Bizler de “eşim istemiyor” gibi bahanelerle tembellik edip tövbe alamazsak, sohbetlerden uzak kalırsak ne kendimizin ne de başkalarının hidayetine vesile oluruz.

   Eşlerimiz için sonsuz olan bu nimetlerden vazgeçemeyiz. Belki de nefsimiz bizi yanıltıyordur. Eşlerimize güven vermek onlara karşı dürüst olmak, şefkatli olmak, yalan söylememek, saymak, sevmek gerekir mutlaka… Kendisine, akrabalarına, çevresine karşı merhametli ve saygılı olmak, kazancını israf etmemek, iffetli olmak, namusumuzu korumak, çocukları kollamak ve onlara güzelce eğitim öğretim vermek her anneye yakışandır… Böyle bir eş olabilmek için de yine tasavvuf terbiyesine ihtiyacı vardır insanın.

 

Hülasa, Seyda’nın duasını almak için gittik. Arkadaşımın kayınvalidesi: “Seyda’dan sen tövbe alacaksın diye randevu aldık, başka türlü gitmek ayıp olur. Alıver bir tövbe ne olacak” dedi. Çok şükür ki tövbemi aldım. Seyda biraz nasihat etti. Ayşe bebeği de kapı arasından yanına uzattık, Seyda’nın duasını aldık. Bebeğin kasılmaları bundan sonra birden geçti. Artık ilaca ihtiyacı olmadığını düşünerek ilaç vermeyi de bıraktım. Bir süre sonra Ayşe bebeğin kontrolleri için doktora gittiğimizde doktor hayretler içinde kaldı. EEG’lerinde hiçbir sorun kalmamıştı artık. Doktor imkânsız bir şeyin gerçekleşmiş olduğunu söyledi bize. Ancak biliyordum ki Allah’ın katında imkânsız yoktur ve Ayşe bebeğe kıymetli bir velinin duası nasip olmuştur…

 

   Adap gecesi gördüğüm rüyada evimizi biraz kalabalıktı. Seyda , vekil hanım ve sonradan münkir olan bir hanım vardı.. O hanım o zamanlar mürid idi ve bir sorun görünmüyordu. Annem rüyada o bayanın sofradan çekildiğini görmüş. Ve anneme Seyda bir altın külçesi göstermiş eline bir bıçak verip kes demiş annem önce çok korkmuş yapamıcam diye ama sonra bıçağı külçeye uzattığında onun tereyağ gibi kesildiğini görmüş. Sanki kendimi uçurumdan atacağım gibi geliyordu. Nefsim bana böyle hissettirmiş demek ki şimdi bunu anlıyorum. İyi olmadı diye üç gün bunu tekrarladım. Çok vesveseli idim. Seyda’ya rüyamı telefonda anlattım. O da “Peygamberlerden sonra Sadat’ı(Seyda’yı) görmek en hayırlı rüyalardandır. İnşallah hizmet vereceksiniz.” Dedi.

 

Ayşe bebek iki ay sonra vefat etti Allah şefaatine nail eylesin. Allah-u Teâla bana çocuğum vesilesi ile Allah’ın (c.c) emirlerine uyan, Peygamber Efendimizin (sav) sünnetinden sapmayan iffet, heybet, feraset, isar, zühd, takva, hikmet ve keramet sahibi ilim ve edep ehli, ilmi ile amel eden iyi bir eğitici-öğretici; çalışkan, mütevazı ve daha hasletlerini izahta yetersiz kaldığım bir Mürşid-i Kamil ile tanışmayı nasip etti; Seyda’nın rehberliğinde Vuslat’a giden yolu: tasavvuf yolunu, büyüklerin yolunu, tarikatı nasip etti.

 

Bunlar övgü olsun diye yazılmış sözler değildir. Zaman içerisinde defalarca şahit olduğum özellikleridir Seyda’mızın. Şu cahilliğimle gerçekten bunlara şahit olmuş isem kim bilir âlim olsaydım, daha nice güzel ahlaklarına şahit olacaktım.

Seyda’nın tek bir farza ya da sünnete muhalif hareketini görmedim…

 

Bir keresinde: “Seyda’m oğlum babasına benziyor gibi korkuyorum.” Dediğim zaman “İyi olacak diyorum, korkma.” demişti. Oğlum şimdi 24 yaşında onun duasının bereketi ve himmeti ile farzlara uygulayan, Sadat’a muhabbetli bir kişi oldu. İtikadı düzgün çok şükür.

 

Seyda’nın yanına gittiğimde, kapı arasından önündeki sehpanın üzerindeki kitapları görürdük. Hiç boş durmaz sohbetler haricinde onları okurdu.

 

Bir seferinde İstanbul’dan gelmişti. İstanbul’da hasta olmasına rağmen çok fazla nasihat ve sohbet etmesi gerektiği için sesi kısıktı. Takati yoktu konuşurken. Dedi ki:

“ Bilir misin Bolu Dağlarını? Gelirken Bolu dağlarına baktım. Sahabeyi Kiram’ın gayretini hatırladım. Düşündüm. Biz ne kadar gayretsiziz. Eskiden erkekler savaşa gider kadınlar un ambarı beklerdi. Şimdi kadınlar savaşa gidiyor, erkekler un ambarı bekliyor…”

 

Seyda’nın kalçası kırılmıştı, Ankara da kalıyordu. “Seyda’m siz gidince biz ne yapacağız çok özlüyoruz.”“demiştim.

“Gidemiyoruz işte,  gitmemizi istemediğiniz için kalıyoruz ” demişti.

 

Bir seferinde Nurşin’de akşamın 11inden sonra eve geldi. Çok yorgundu. Yanılmıyorsam saat bir-bir buçuk gibi Seyda kalktı. Yasin-i Şerif okudu. Başka sureler de okudu Kur’an-ı Kerim’den. Sabah olmadan medreseye gitti. O gece yorgun olmasına rağmen iki saatten fazla uyumamıştı.

 

Medine'de ziyaretçi akınına uğrayan meşhur bir zat olan Muhammed Alevi Hazretleri'nin ziyaretinde iken O zat Seyda’ya çok özel bir özen göstermiş ve “Medrese aç” deyince. Seyda “Gözüm bozuktur.” demiş. Gerçekten de çok ileri düzeyde göz bozukluğu vardı. O zat sözünü tekrarladı ve hayır duada bulundu. Seyda hac vazifesinden döndüğünde her iki gözüne de -o sıralar körlük riski daha da yüksek olan- lazer ameliyatını hiç tereddütsüz yaptırdı. Ve medrese kurmak için girişimlerine başladı. Allah onu muvaffak kıldığında tüm mütevaziliği ile bundan şu şekilde bahsetti:

''Düşünüyorum ki o zatın hatrına Allah bize bu medreseyi açmayı nasip etti''.Demişti....

 

son olarak demek isterim ki...cennet ehline Allah soracak: ”Benden ne istersiniz” diye.

Cennet ehli de: “Her istediğimiz o an oluyor isteyecek başka bir şey bilmiyoruz.” derler. Allah-u Teala:“Dünyada âlim kullarıma sorardınız, şimdi de sorun.” diyecek. Yani onlara ahirette bile ihtiyacımız olacak. …..

 

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "