SEYDA FADLULLAH HAZRETLERİNDEN HATIRALAR

2-yaziSünnete Dikkat Edin

Seyda Fadlullah Hazretlerinin halifesi Molla Selim’in oğlu anlatıyor:

Seyda (k.s) ile beraber son umre yolculuğumuzdu. Seyda (k.s), sohbetlerinde devamlı sünnete riayet etmenin öneminden bahsediyordu. 

“Sünnetleri ihya konusunda bana göre hareket etmeyin, ben bir sünneti yerine getiremiyorsam mutlaka bir mazeretim vardır. Mesela oruç tutamadıysam hasta olduğum içindir. Siz bana bakmayın, mutlaka önceliğiniz Hazreti Peygamberin(s.a.v) sünnetleri olsun.” buyuruyorlardı.

Umre ziyaretimiz içerisinde hepimiz hassasiyetle bütün sünnetleri, edep ve adapları yerine getirmeye çalışıyorduk, hatta arkadaşlarımızın hemen hepsi ziyaret boyunca kıyafet olarak uzun gömlek giymişlerdi. Ben de gömlek almıştım ama biraz gevşeklikten biraz ihmalkârlıktan bavuldan çıkarıp giymemiştim.

Medine-i Münevvere’de geçireceğimiz son günlerin içerisindeydik. Sabah namazından sonra Mescid-i Nebevi’de kabr-i şerifin sol tarafında bir sütunun arkasında tesbihimi çekiyordum. Başımı kaldırdığımda Ravza-i Mutahhara’nın tarafından uzun boylu, heybetli bir zat bana doğru gelerek;

 “Hazreti Peygamber (s.a.v) bütün arkadaşlarının ziyaretini kabul etti ancak seninkini kabul etmedi. Çünkü Hazreti Peygamber (s.a.v) uzun gömlek giymesini çok severdi, sen ise giymiyorsun.”dedi.

   Hatırıma geldi benim de bir gömleğim vardı. Bunu ona anlatmak istedim fakat dilim dönmedi, söyleyemedim. Çok üzüldüm, hemen otele gidip üzerimi değiştirdim. Anladım ki o gelen zat, Hazreti Peygamber’in (s.a.v) postacısı idi.

   Ertesi gün aynı yerde üzerimde uzun gömlek olduğu halde tesbihimi çekmeye başladım yine Ravza-i Mutahhara tarafından aynı zat bu sefer gülümseyerek yanıma geldi ve “Hazreti Peygamber (s.a.v) senin de ziyaretini kabul buyurdular.” dedi.

   Ben bu hadiseyi Seyda’ya (k.s) anlatmak istedim ama utandım, anlatamadım. Sonra öğrendim ki Seyda (k.s) arkadaşlara, “Ziyaretimizin kabulüne dair bir işaret, bir rüya gören var mı?” diye sormuş ben duymamışım. Anladım ki Seyda (k.s) bu hadiseden nispeten haberdardı.

Seyda (k.s) Sanki Duymuyordu

Seyda Fadlullah Hazretlerinin halifesi Molla Selim’in oğlu anlatıyor:

Medine-i Münevvere’de akşam namazından hemen sonraydı, henüz hava tam kararmamıştı Seyda yanıma gelerek Hazreti Peygamber’in (s.a.v) evini ziyaret etmek istediğini söyledi. Ben de ona eşlik ettim. O önde ben arkada mübarek evin önüne geldik. Önümüzde yirmi beş otuz kişilik bir kafile vardı. Bir süre sonra onlar içeri girdiler artık sıra bize gelecekti. O sırada Arab kıyafetlerine bürünmüş bir kadın yanımıza gelip önümüze geçti. Ne olduğunu anlamadan “Sıramı kimseye vermem” diye bağırmaya başladı. Feryat figan ediyor, bir türlü susmuyordu. Onun bu çığlıklarına sessiz kalmak imkânsızdı. Seyda (k.s) ise sanki onu duymuyor gibiydi, mübarek sırtını duvara vermiş öyle duruyordu. Ben orada tahammülsüzlük göstererek hatalı bir davranış sergiledim ve “Hanım senin sıranı falan alan yok, ne bağırıyorsun?” diye kendimi tutamayarak karşılık verdim.  

   Ziyaretten çıktığımızda hava kararmıştı, yatsı namazına bir iki dakika vardı. Ben bu hadiseyi Seyda’ya (k.s) sordum “Siz görmediniz mi o durumu?” dedim, bana gülerek;

“Said, sen kadının elinden tutup çekseydin, zaten sıra bizimdi.”  diye latife etti. Arada bana bu mevzuu hatırlatır ve latife ederdi. Seyda’nın (k.s) her hâli edepti. İnsanlarla olan münasebetlerinde sabırlı olmayı, müsamahalı davranmayı, sıkıntılarına katlanmayı tercih eder; bize de bunu tavsiye ederdi. Her hâlimizin bir eğitim olduğunun bilinmesini isterlerdi. Oturuşumuz, kalkışımız, sohbet edişimiz, ibadetlerimiz bizleri eğitmek içindi.

Her sözü hikmet; her hareketi, her davranışı ne güzel örnekti!

Herkes Kendinden Mesuldur.

Seyda Fadlullah Hazretlerin bir müridi aktarıyor:

Seyda Fadlullah Hazretlerine bağlandığım ilk günlerde çok sıkıntı yaşıyordum. Çok kıymet verdiğim, hayatta her şeyin üzerinde tuttuğum eşimin beni aldattığını öğrenmiştim. Bunu Seyda’ma (k.s) anlattığımda “Kızım şimdi onların üzerine güneş doğuyor. Sen ise sabretmelisin.” demişti. Doğruydu, eşim kendinde değil gibiydi, benim ise gidecek hiçbir yerim yoktu. Çaresizdim, tek sığınağım Seyda’mdı ve onun beni teskin eden nasihatleriydi.

   Bir gece eşimin bir akrabasına ziyarete gittik. Küçük bir aile toplantısı idi. Eşim ondan yaşça büyük yengesinin yanına oturmuştu. Yengesiyle olan samimi konuşmalarından bir süre sonra çok müteessir oldum. Çok hassas günler yaşıyordum ve eşimin her hareketinden manalar çıkarmaya başlamıştım. Saatler ilerledikçe onun rahat tavırları beni iyice çileden çıkarmıştı sanki birden şuurumu kaybettim. Rabıta kurmak, himmet istemek hiçbirisi aklıma gelmedi. Etrafıma bakıp mahremim olmayan birisiyle ben de konuşmak istedim. Amacım çektiğim sıkıntıların aynısını ona yaşatmaktı. Öfkeyle gözüm kararmış bir şekilde etrafıma bakarken yerde iki çıplak ayak fark ettim, gözlerimi yavaş yavaş kaldırdığımda beyaz elbisesi ile Seyda’m karşımda duruyordu. Bana “Kızım, herkes kendi nefsinden mesuldür. Sen kendinden mesulsün!” dedi.

   O an birden kendime geldim. Kıskançlık, öfke gibi hislerimin hepsi silinmişti. Evet, ben kendimden mesuldüm; hesap gününde işlediğim amellerimden sadece ben sorgulanacaktım. Bu hadiseden sonra Seyda’ma (k.s) olan muhabbetim ve güvenim daha çok arttı.

İlme Verdiği Önem

Seyda Fadlullah Hazretlerinin halifesi Molla Selim’in torunu anlatıyor:

Talebe arkadaşlarla bir arada bulunurken Seyda Fadlullah Hazretleri yanımıza gelerek bazı nasihatlerde bulundu. Biz de ona mürit olmakla ilgili bir soru sorduk, bize “Siz mürit olmakla şimdi ilgilenmeyin, siz derslerinizle ilgilenin her dakikanızı ilimle meşgul olarak geçirin.” dedi. Yanımızda on dakika ya durmuş ya da durmamıştı.

“Hakkınızı helal edin, ben de şimdi sizin vaktinizi aldım.” diyerek uzaklaştı.

Sormadan Cevap Verdi

Seyda Fadullah Hazretlerinin bir müridi aktarıyor:

İşlerimin iyi gitmemesinden dolayı muayenehanemi kapatmak istiyordum. Memuriyet sınavlarına girip resmi bir işte çalışma düşüncesindeydim. Seyda’ya (k.s) sormadan, onun duasını almadan da harekete geçmek istemiyordum; bunun için de onun şehrimize gelmesini bekledim. Nihayet geleceğinin haberini aldık ve onu karşılamak için harekete geçtik. Misafir olacağı eve beraber geldik, daha oturur oturmaz bana işlerimin nasıl olduğunu sordu. Ben de idare ediyoruz diye karşılık verdim. Seyda’m (k.s);

“Senin işin çok iyidir, kazancın çok temizdir, kazancın çok helaldir.” diyerek ben daha ona sormadan o cevap vermişti.

 İçimden Geçeni Biliyordu    

Seyda Fadlullah Hazretlerinin bir müridi aktarıyor;

 Bir gün dergâhtaydık, henüz 15-16 yaşlarındaydım. Cemaat de kalabalıktı, herkes oturmuştu. Seyda Fadlullah Hazretleri de ayaklarını cemaate doğru uzatmış bir şekilde oturuyordu. Ben de kendi kendime şöyle düşündüm; kendisi Seyda, ama ayaklarını cemaate uzatması pek doğru değil. İçime bir hâl yerleşti. Hani dedim cemaate böyle ayak uzatılır mı? Ben bunları içimden geçirirken Seyda Fadullah Hazretleri, cemaatin içinde doğrudan bana bakarak;

“Kusura bakmayın, dizlerim bacaklarım biraz ağrıyor, ayaklarımı uzatmak zorunda kaldım.”dedi.

Beni, hâlimi biliyor ve cevap veriyordu.

Seyda Fadlullah Hazretlerinin talebeleri ile yaşadığı 25 senelik müddet içerisinde;

v  Çeşitli sebeplerden dolayı uzun zaman kaldığı yerlerde insanların eğitimi ile birebir ilgilenmiştir.

v  Davet edildiği her yere mutlaka gitmiştir.

v  Bir kimsenin sıkıntısını üzerine aldığı zaman o sıkıntıyı çözene kadar asla peşini bırakmamıştır.

v  Talebelerine karşı müşfik ve latifeci davranmış, onların durumlarına göre tavır belirlemiştir. Doğrudan doğruya bir şey emretmemiş, telmih ve remiz ile söylemiş, anlaşılmazsa sabretmiştir.

v  Onu tanıdığımız 25 sene içerisinde hizmet yaparken nafile ibadetleri terk ettiği görülmemiştir.

v  Hastalığında dahi tehecccüd namazını asla terk etmemiştir.

v  Güneş doğana kadar seccadede oturmayı ihmal etmemiştir.

v  Bu uzun müddet içerisinde kendilerinden en ufak bir ter kokusu duyulmamıştır.

v  Hayatı boyunca son derece mütevazı olmuştur.Kerametleri açık, ilmi çok yüksek olmasına rağmen talebelerine bile tepeden bakmamış; kendisini ihvanları arasında sıradan bir fert gibi görmüştür.

v  Makamını ve kemâlini büyük bir maharetle daima gizlemiştir.

v  Kendi üstatlarına karşı fevkalade saygılı davranmış ve onlara hep bağlı kalmıştır. Onların torunlarına dahi tazim ve hürmetle muamelede bulunmuştur.

v  Dostlarına olan vefası emsalsizdir; onları ziyaret ederek her zaman arayıp sormuştur.Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmemiş ve onlardan hiçbir yardımı esirgememiştir.

v  Evinden misafir eksik olmamıştır. Onlara her tür ikramı yapmış, daima güler yüzlü olmuştur.

v  Daima çevresindeki herkesle ayrı ayrı ilgilenmiştir. Öyle ki yanından ayrılanlar, “En çok kendisini sevdiği”  düşüncesine kapılmışlardır.

v  Pek çok ciddi rahatsızlıklar yaşamasına rağmen sıhhatinden şikâyet ettiği hiç görülmemiştir.

Nurşin Esintileri Dergisi 11. sayıdan alınmıştır.