Nakşibendi Tarikatının Gerektirdikleri

Nakşibendî Tarikatının Gerektirdikleri

Tarikata girdiği zaman tarikatın kıymetini bilmeyen insan, hem Allah’ın hem insanların hem Resul-i Ekrem’in (sas) hem de Saadat-ı Kiramın yanında mesul olur. Çünkü hacca gidip gelen bir insan da ahlakını güzelleştirmez, farzları yerine getirmez, ibadetlerini yapmazsa insanlar arasında rezil olur. Onun için şöyle derler: “ Bak bu insan hacca gidip geldi, ahlakı hiç düzelmedi, namazını kılmadı.” Bazı insanlar da ona bakarak derler ki: “ Bak bu hacca gitti geldi, bir düzelme olmadı. Biz de gidersek onun gibi oluruz.” Bazı insanlar da o kişinin bu hâlinden dolayı onun gıybetini yapar. Bu insan Allah katında mesuldür. İşte tarikat da böyledir. Kişi tarikata girerken Saadat-ı Kirama beyat(biat) verir. Beyat ise şudur; şeyhinin, Resul-i Ekrem’in(sas), Allah’ın emirlerine muhalefet etmeyeceğine dair kişinin söz vermesi. Hangi insan emirleri yerine getirmezse hıyanet etmiş, yalan söylemiştir. Resul-i Ekrem(sas) şöyle buyuruyor: “ Münafığın alameti üçtür; konuştuğu zaman yalan söyler, emanete hıyanet eder, verdiği sözde durmaz.” Birisi tarikata girdiğinde söz verir, verdiği bu sözüne ters düşer, muhalefet ederse bu hadis-i şerif ona şamil gelir.

Bu insan Müslümanlara da zarar verir. Şöyle ki; insanlar onu hâline bakar ve der ki:“Biz de tarikata girersek bunun gibi oluruz.”  Bu yüzden tarikattan uzaklaşır. Seyda-i Tahi(ks) zamanında Ermeni bir ihtiyar varmış. Seyda-i Tahi’nin (ks) hatırı için 40 öğrenciye yardım etmiş. Birisi onun yanına gidip: “ Mademki sen Seyda-i Tahi’yi (ks) bu kadar çok seviyorsun onun dinine neden girmiyorsun?” demiş. O Ermeni: “ Seyda-i Tahi(ks)  gibi bir insanın benden çıkacağını bilsem hemen Müslüman olurdum. Fakat ne yazık ki ben, şimdi Müslüman olsam senin gibi kötü bir Müslüman olurdum. Bu yüzden ben Hıristiyanlığımı senin Müslümanlığına değişmem.” demiş.

İnsan tarikata girdiği zaman etrafındaki insanlara faydalı olmalıdır. Annesi, babası, eşi, çocukları ve arkadaşlarına faydalı değilse, demek ki o insan tarikatına sadık olmamıştır. Eğer sadık olsaydı kesinlikle tesir eder, onlara fayda verirdi.

Maruf-i Kerhi’nin (ks) dedesi Mecusi imiş. Babası kalkıp dini yüzünden ona vuruyor, o da gece kalkıp orayı terk ediyor. Annesi babası şöyle vaat ediyor: “Maruf gelsin biz onun dininden olacağız.” Bu sözü duyunca eve dönüyor ve anne babası Müslüman oluyor. Eğer biz de Müslümanlığımıza, tarikatımıza sadık olursak insanlara fayda sağlarız. Tam tersi olursa biz onlara zarar veririz. Tabii insan, tarikata girince kesinlikle günah işlemez diye bir şey yoktur. Çünkü günah nefistendir. Günah işlediği zaman arkasından tövbe ederse Allah onu affeder.

Resul-i Ekrem (sav) zamanında ayet-i kerime gelmiştir: “Ey Resulüm, Müslüman hanımlar sana mübayat etmek, tövbe etmek, günahtan vazgeçmek için gelir ahdederler. Sen onlarla mübayat et (yani ahdi kur)”. Nakşibendî tarikatındaki mübayat buradan gelir. Tefsirde der ki: “Tüm sahabe-i kiram Resul-i Ekrem’e (sav) mübayat etmişlerdir. Erkekler elini tutmuş, kadınlar uzaktan tövbe ederek ahdetmişlerdir. Bu sahabe-i kiramdan kimi bir gün, kimi bir hafta, kimi on gün, kimi bir ay, kimi kırk günde kesinlikle ahitlerini tazeliyorlardı.” Çünkü insandır, muhakkak günah işler. Bunun ardından hemen tövbe etmek üzere Peygamberimize (sav) gelirlerdi. Kitapta denir ki: “İnsan 3 şeyden dolayı tarikattan çıkar. 1.si büyük günah işlerse, 2.si aşikâre (açıktan) zikrederse, 3.sü ben tarikattan çıktım derse.” İşte bu üçünden dolayı tarikattan çıkar. Muhakkak insanın günahı olur, önemli olan arkasından tövbe etmektir.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "