Mevlana Halidi Bağdadi(ks)

Mevlana Halid-i Bağdadi(ks)

Mevlana Halid-i Bağdadi (ks) evliyanın büyüklerindendir. Büyük bir âlimdir. Müctehid olarak kabul edilir.

Bir seferinde Bağdat’tan Mekke’ye namaz kılarak gitmiştir. İki rekât namaz kılmış bir adım atmış sonra seccadesini değiştirmiş; iki rekât namaz kılmış bir adım atmış seccadesinin yerini değiştirmiştir. Böyle ameli çok, mübarek bir insan olmasına rağmen kalbinde devamlı bir boşluk hissedermiş. O boşluğu dolduracak olanın bir Mürşid-i Kâmil(evliya) olacağını bilirmiş. Kendisine bir Mürşid-i Kâmil’in lazım olduğunu düşünürmüş. Hak bir tarikat lazımdır. Kadiri tarikatına mensup olmuş fakat içindeki boşluğu bir türlü dolduramamış. Kadiri tarikatının gereklerini yerine getirip oradan icazet almış fakat boşluğu yine de dolduramamıştır.

Bir keresinde hac için Bağdat’tan Medine’ye gidiyor. “ Belki öyle bir zata rastlarım ki kurtuluşum onun elinden olur.” diye düşünüyor. Medine’ye varıyor ve orada bir kalabalığa rastlıyor. Bakıyor ki o kalabalıktaki herkes Şeyh Abdullah Dehlevî’den (ks) bahsediyor. Diyorlar ki: “ Dehle’de böyle büyük bir zat çıkmış.”  Oradan ayrılırken kalabalıktan bir kimse onun yanına yaklaşıyor ve: “ Ya Mevlana Halid sen büyük birisin, âlimsin. Sen Mekke’ye gidiyorsun; orada sakın ola kimseye itiraz etme. Çünkü Mekke-i Mükerreme’deki insanlar, ya Allah’ın beytinin(evinin) misafiridir ya da Allah’ın beytinin komşusudur. İtiraz edersen her iki durumda da sen zarar görürsün.” diyor. Mevlana Halid (ks): “ Buna ne haddim var.” diye cevap veriyor.

Mevlana Halid (ks) oraya varıp hac ibadetini yerine getirdikten sonra, oturup Beyt-i Şerif’e ( Kâbe) bakmaya başlamış. Birisinin Kâbe’ye sırtını verip kendisine baktığını görmüş. Aklından şöyle geçmiş: “ Sübhanallah, bu adam insanın Kâbe’ye sırtını dönmemesi gerektiğini âlimlerden hiç duymamış mı?” O mübarek zat, Mevlana Halid’e (ks) işaret ederek yanına çağırmış ve şöyle demiş: “ Medine’de iken bizim arkadaşlarımız sana Mekke halkına itiraz etme diye demediler mi?”  Mevlana Halid (ks) onun elini öpmeye çalışıyor ve diyor ki: “ Hayır, itiraz değil, kalbime vesvese geldi. Fakat sizin sırtınızı Kâbe’ye verip bize doğru bakmanızdaki hikmet nedir?” O mübarek de : “ Hikmet şudur ki, Hadis-i Kutsi vardır, Rabbülâlemin: “ Benim büyüklüğümü yer ve göğün ikisi de almadı. Ancak Müslüman kulumun kalbi aldı.” buyurmuştur. Senin kalbin de bir Müslüman kalbidir. Kalbine baktığımız zaman Beyt’ten(Kâbe) daha mübarek olduğunu gördük.” demiş. Mevlana Halid (ks) ona soruyor: “ Peki benim irşadım, kurtuluşum nerededir?”  O mübarek zat ise Hindistan’ı işaret ediyor. O an anlıyor ki onun yanı Abdullah Dehlevî’nin (ks) yanıdır. Bağdat’a dönüyor. Şeyh Abdullah ismindeki mübarek bir zatla Hindistan’a gitmek için hazırlanıyorlar. Yola çıkıyorlar. Bir zaman sonra daha bir senelik yol olmasına rağmen paralarının bitmiş olduğunu fark ediyorlar. Seyyid Abdullah: “ Sen ihtiyarsın, benim kalan paramı sana vereyim, sen git, ben paramı kazanıp öyle geleyim.” diyor. Mevlana Halid (ks) yola devam ediyor, bir senenin sonunda Şeyh Abdullah Dehlevî’nin yanına varıyor. Bir sene de Şeyh Abdullah Dehlevî’nin (ks) yanında kalıyor. Tekrar bir senede geri dönüyor. 3 sene… 3 senesini de tarikata veriyor. O büyük zatlar olmasaydı Nakşibendî tarikatı bizlere ulaşmazdı.

Elhamdülillah bizler Müslümanız, Rabbülâlemin bizlere ehl-i sünnet vel cemaat olmayı nasip etti. Ve nihayet Nakşibendî tarikatını bizlere nasip etmiş.

Şeyh Muhyettin Arabî (ks) şöyle buyuruyor: “ Bizim tarikatımıza girenler büyük evliyadır; tarikatımıza girmeyip bizi sevenler, küçük evliyadır.”  Elhamdülillah Allah bize bunu nasip etmiş. Bu büyük nimetlerin suali hesabı da büyük olacaktır.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "