Bereket

BEREKET

Dinin erkânına riayet eden insanın malı da bereketlenir. Çok malı, mülkü olup zengin olmak bereket değildir. Bereket odur ki; onun malından hem kendi faydalanır hem de Müslümanlar faydalanır.

Resul-i Ekrem (sav) zamanından evvel çok zengin bir hükümdar varmış. Kendine çok güzel bir saray yaptırmış. Çok güzel bir yemek verip tüm eş dostlarını davet etmiş. Yemeğe başladığında kaşığı yemeğe daldırıp demiş ki: “ Ey nefsi, ben çok güzel bir saray yaptırdım, şimdi de çok güzel bir yemek masasındayım.”

Orada kaşığını ağzına götürürken kapıya sert sert vurulmuş. Öyle ki deprem olur gibi sallanmış ve korkudan kaşık elinden düşmüş. Hizmetçiler gidip kapıyı açmışlar, bakmışlar, birisi şöyle demiş:” Ben Azrail’im. Sizin hükümdarınızın canını almaya geldim.” Hemen kapıyı kapatıp kilitlemişler. Hükümdar tekrar yemeğe başlamış, yine kaşığı ağzına götürürken, daha öncekinden sert ve gürültülü bir şekilde kapı çalınmış. Hükümdar “Bu kimdir?” diye sormuş. Hizmetçiler gördüklerini söylemişler. Hükümdar:”Kapıyı iyice kilitleyin ki içeri gelmesin.” demiş. Tabii ki, hiçbir şey Hz. Azrail’e engel değildir. Hükümdar bir de bakmış ki Hz. Azrail içeride hazır olmuş. “Bana iki saat müsaade et, şu eş dostlarımla bir güzel keyif edeyim.” diye yalvarmış. Azrail: “Hayır, Allah (c.c) emretmiştir, izin veremem.” Hükümdar:” Peki, ne mal mülk istersen onu vereyim.” Azrail yine kabul etmemiş. Çünkü onun dünya malına ihtiyacı yoktur. Hükümdar etrafındaki altın, gümüş ve elmaslara bakıp: “Ey dünya malı, size lanet olsun, sizin yüzünüzden ben cehennemlik oldum.” demiş. Rabbülâlemin o malı mülkü dile getirmiş, o mallar şöyle demiş: “ Asıl sana lanet olsun, sen bizi hak yolda kullanmadın. Haram yolda kullandın. Biz senden davacıyız. Kıyamet günüde hakkımızı senden alacağız.” Orada Azrail o hükümdarın canını aldıktan sonra Allah-u Teâlâ ona:” Filan yola git, o yolda bir sofi vardır, eşeğine binmiştir. Ben Azrail’im senin ruhunu almaya geldim, dersin. Eğer isterse ona evine gidene kadar müsaade et.” emretmiştir. Azrail sofinin yanına varıyor: “Ben Azrail’im, senin ruhunu almaya geldim.” diyor. Bunu duyan sofi çok mutlu olmuş. “Ben de zaten Allah’ın yanına varmak istiyordum, bu dünyadan bıkmıştım.” demiş. Azrail:” Allah-u Teâlâ istediğin takdirde sana evine gidene kadar müsaade etti, istersen senin canını evde alacağım.” demiş. O sofi: “Yok. Ben bir dakika bile tehir etmesini istemiyorum, canımı hemen al. Yalnız ruhsatın varsa bana izin ver de iki rekât namaz kılayım, abdestim vardır. Sen de ben secdede iken ruhumu al.” Azrail onun dediğini yapmış ve secdede iken onun canını almış. İşte bereket budur. Malının bereketi insanı cennete götürür. Haram malın bereketi ise insanı cehenneme götürür. Bu iki insandan biri çok zengin bir hükümdardı cehennemlik oldu, diğeri ise fakir bir sofi idi cenneti kazandı.

Seyda-i Taği (ks), Veysel Karani hazretlerinin kabrini ziyarete gidiyor. Veysel Karani hazretleri öyle mübarek bir insandır ki, Hz. Ömer’e (ra), Peygamber Efendimiz (sav) şöyle demiş:” Ya Ömer! Sen halife, hacıların emiri olduğun zaman Veis adında biri Yemen’in bir köyünden hacca gelecek. Onu gördüğünüz zaman ondan dua isteyin.” buyurmuş. Veysel Karani dünyada iken çobandı fakat Allah katında değeri büyük bir insandı. Seyda-i Taği (ks), Veysel Karani’nin kabrini ziyarete gittiğinde oradakilere kabrin yerini sormuş, onlar da hemen:” İşte şurası.” diye göstermişler. Mirza Bey’i sormuş, Mirza Bey de oranın hükümdarıymış. 60–70 sene kadar önce ölmüş. Oradakiler, biz onun kabrini bilmiyoruz diye cevap vermişler. Seyda-i Taği (ks):” İşte bakın şurada yatan bir inek vardır. Mirza Bey’in kabri onun altındadır.” O inek gidip onun kabrinin üstüne yatmış.

İşte çoban ve fakir olmasına rağmen Veysel Karani’yi herkes tanıyıp, kabrini koruyup ziyaret ederken; Allah dostu olmayan bir hükümdarın kalbini kimse bilmiyor ve o kabrin üstüne inekler bile yatıyor.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "