Anne Babaya İtaat

ANNE-BABAYA İTAAT

Resul-u Ekrem’e(sav) sormuşlar: “Namazdan sonra en güzel ibadet nedir?” Resul-u Ekrem(sav) de “Anneye itaattir.” demiş. Tekrar sormuşlar, Resul-u Ekrem(sav):  “Anneye itaattir.” demiş. Tekrar sormuşlar, Resul-u Ekrem(sav): “Anneye ve babaya itaattir.”  demiş. Yani baba üçüncü derecede sorumludur. Bu yüzden Resul-u Ekrem(sav): “İnsan öldüğü zaman üç şey dışında her şeyden alakası kesilir. Bunlar: ilm-i nafıa, evlad-ı salih, sadaka-i cari.” demiştir. Bir insan Kur’an-ı Kerim okuduğu zaman onun sevabına babasından şeyhine, şeyhinden Resul-u Ekrem’e(sav) kadar büyükleri ortaktır. Evlad-ı salihin ömür boyunca yaptığı güzel işlerde –anne, babasına niyet etsin etmesin-  anne, babası ona ortaktır.

Sadaka-i cari; mesela, birisi cami yapsa, o camiye girip namaz kılan insanların sevabına ortaktır. Oraya namaz kılmak için gelenler; o camiyi yaptıranı bilmeseler, akıllarına getirmeseler dahi yaptıran kişiye sevabı gidecektir. Bir insan medrese yaptırsa, o medresede okuyan bütün talebelerin sevabına yaptıran kişi de ortaktır. Ameli işleyenin sevabı azalmaz; fakat iş yaptıran insanlara da sevap gider.

Evlad-ı Salih çok muteberdir. Bir gün birisi rüyasında kıyamet koptuğunu, bütün insanların karıncalar gibi küçülüp koşturduklarını görür. Hal böyleyken içlerinden biri kıpırdamadan oturuyormuş, adam hemen onun yanına gidip sormuş: “Bu insanların hâli nedir?” diye. Oturan adam: “Onlar Müslümanların ervahıdır (ruhlarıdır).”  diyor. Adam tekrar: “Peki onlar niye bu kadar küçük olmuşlar?” diyor. Oturan adam: “Onların arkasından kimse sevap göndermediği için onlar böyle zayıflar.”  diyor. Diğer adam: “Peki ne arıyorlar?”  diyor. Oturan adam: “Başka Müslümanlardan gelen hediyeleri arıyorlar. Mesela birisi babasına dua etse, sonra o duayı bütün Müslümanlara bağışlasa burada herkese bir pay düşer. Onlar da paylarını arıyorlar.” diyor. Adam soruyor: “Peki sen niye onlar gibi aramıyorsun?” diyor. Diğeri de: “Elhamdülillah, benim bir oğlum vardır. Her gün bana hatme-i tehlil okuyor. Onun için ben bunu yapmaya mecbur değilim.” diyor. Demek ki insanın salih bir evladı olursa hem bu dünyada hem öbür dünyada ona faydası olacaktır. İnsanın bu dünyada salih bir evladı olursa ne kadar yaşlı, hasta, deli olursa olsun evladının kendine bakacağını bilir. Çünkü Rabb-ül Âlemi’nin(cc)  bunu ona vacip ettiğini bilir. Salih evlat, ahirette de devamlı anne, babasına sevap gönderecektir; fakat bir insan çocuğuna din eğitimi vermediği zaman o çocuk anne ve babasına ne bu dünyada fayda verir ne de ahirette. Bundan da anne ve babası mesuldür. Televizyonda devamlı görüyorsunuz: Darülacezede doktorların, mühendislerin, zenginlerin anne, babaları vardır. Bayramdan bayrama anne, babalarını ziyarete gidiyorlar; fakat o insanlarda İslami ahlak olsaydı böyle yapmazlardı.

Hz. Diyauddin’in(ks)  tek bir oğlu vardı. Benim dedem Şeyh Fethullah’tır(ks), Hazret’in(ks) evinin bodrum katında kalıyordu. Bizim ninemiz bahsediyordu:
 “Bir gün Şeyh Fethullah’a(ks): ‘Artık bizim hâlimiz iyidir. Çocuklarımız hastadır, bir oda yaptırsan da beni de çocuklarımı da buradan çıkartsan…’. Şeyh Fethullah(ks) cevap vermemiş. O gece teheccüde kalktıklarında Hazret(ks) hastaymış, öksürüyormuş, Şeyh Fethullah(ks) hanımına: ‘Diyelim ki biz buradan çıktık. Hazret’in(ks) öksürük sesi buraya gelir mi? Ben bu öksürük sesini dünyaya değişmem.’demiş.” Demek ki veled-i salih böyledir.

Eğer veled-i Salih olursa anne, babasının ayağını başında tutar. Çünkü Rasulullah(sav) : “Sizin cennetiniz annenizin ayağı altındadır.” demiştir. Eğer insan bilse ki kurtuluşu annesinin ayağı altındadır, o insan hiçbir zaman annesinin sözünden çıkmaz, terk-i edep yapmaz.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "