Namaz

Müslüman bir insan nasıl namaz kılacağını bilmelidir. Namaz İslamın direğidir; oruç gibi, zekât gibi değildir; çok daha önemlidir. Namaz olmadığı zaman temel de olmaz. Bu işi bildikten sonra kendisini gayri meşrudan temizlemek için hem kalben hem bedenen insanın tasavvufa bağlanması gerekir. 

Namaz kılmayan bir insan tasavvufa girse, tasavvufun onun namazı üzerinde faydası olup namaza başlasa bu çok büyük bir nimettir; fakat namaz kılmamaya devam ederse o şeyhin tarikatında bu kâfi değildir. Nasıl ki bir insan doktora gitse, doktorun dediğini yapmazsa fayda görmez, bu da böyledir. 

Bir insan namaz kılsa ama kendisini haramlardan muhafaza etmese ve pişman olmayıp tövbe etmese o tarikattan hiçbir fayda olmaz. Hatta belki Sadatı Kiramı kendine düşman edecektir. Çünkü bir insan tarikata girdiği zaman o insan, manen Sadatı Kiramın evladı olur. Gavs-ı Hizan şöyle buyurmuş: “Tarikata giren insanlar Meşaih-i Kiramın evladıdır.” demiş. Kâfirler, “Resulü Ekrem’in (sav) çocuğu yoktur, vefat ederse O’nun (sav) dini ortadan kalkacaktır. O’na (sav) yardım eden kimse yoktur.” demişler.

Bunun üzerine Ayet-i Kerime nazil oldu: “Ya Rasulullah (sav) ,senin çocuğun vardır, senin düşmanının çocuğu yoktur.” Böyle söylenmesinin nedeni Resulü Ekrem’in (sav) düşmanları; Ebu Cehil’in, Ebu Leheb’in çocuklarının hepsinin gelip Resulü Ekrem’e (sav) iman etmiş olmalarıdır. Onlar manen Resulü Ekrem’in (sav) evladı oldular ve kâfirler çocuksuz kaldılar. Tarikat de öyledir. İnsan tarikata girdiği zaman Sadatı Kiramın evladı olur. Bunun insana faydası çoktur; fakat bunun sıkıntısı da vardır. İnsanın yaptığı amelleri pazartesi, perşembe günleri   Rabb-ül Âleminin  (c.c)  yanına gider;cuma günleri Resulü Ekrem’in (sav) yanına gider;cumartesi,pazar günleri babalarının yanlarına gider.Manevi baba,Meşaihi  Kiramdır.Müritlerinin amellerinde büyük hatalar gördüklerinde muhakkak onlar da rahatsız olurlar. 

Tarikata giren bir insanın üzerinde Meşaih-i Kiramın hayratı çoktur. Hatta tarikatta olmayan bir insan, onların komşusu dahi olsa onların gölgelerinden fayda alır. Bir gün Seyda-i Tahi (ks),Tercank’ta iken Molla Fadlullah’a :  “ Molla Fadlullah filan insan ölürken onun imanını kurtardık.” diyor. Molla Fadlullah da  “Ama o size düşmandı, münkirdi, Nakşibendî Tarikatını inkâr ediyordu, nasıl oldu da onun imanını kurtardığından sen haberdar oldun?”  dedi. Seyda-i Tahi (ks) de “Molla Fadlullah, bilmiyor musun, biz Bitlis’e gittiğimiz vakit benim atımın gölgesi onun üzerine geçti. Bir insanın üzerinden Sadat-ı Kiramın atının gölgesi dahi geçse o insan fayda sağlayacaktır, imanını şeytandan kurtaracaktır.” dedi. Biz de “Elhamdülillah Sadat-ı Kiramın gölgesi altına girdik, Onların tarikatına mensup olduk. İnşallah Rabb-ül Âlemi’nin  (c.c)  bizi de onların hatırına affedecektir”. 

Seyda-i Tahi (ks) hacca giderken bir gece izin alıp Ravza-i Mutahhara’ya gidiyor. Arkasından insanlar giriyor, Şeyh Fethullah (ks) da giriyor. Bakıyor; Seyda-i Tahi gözlerini kapatmış, Ravza-i Mutahhara’dan ses geliyor. Gelen ses bazı nasihat ve müjdeler vermiş. Müjdelerden birisi: “Sizin tarikatınıza giren insanların sekeratını Rabb-ül Âlemi’nin  (c.c)  kolay edecektir, inşallah imanlarını kurtaracaklardır.” denmesiymiş. Biz de onların tarikatına girdik, Rabb-ül Âlemi’nin  (c)  inşallah bizim de imanımızı kurtaracaktır. Fakat insan hayâ ederse, Resulü Ekrem’den (sav) utanırsa, Sadat-ı Kiram’dan (ks) utanırsa, onların muhabbetini kazanırsa, bunlar için çalışırsa insan o zaman kâmil olur. 

Hz. Ebubekir Sıddık (ra), gece kalkar beyit, ilahi söylerdi. Kalbinde yanma ateşi o kadar olurdu ki koku yayılır, komşunun evine giderdi. Bu Allah (c.c) korkusundan değil, Allah’ı (c.c) çok sevmesinden, Resulü Ekrem’i (sav) çok sevmesindendi. Onları o kadar çok severdi ki bu sevgiden kalbi yanardı. Cehenneme gitmeyeceğini biliyordu. Resulü Ekrem (sav) ona müjde vermişti; fakat Hz. Ebubekir (ra) Allah’ı (c. c) kızdırmaktan o kadar korkuyordu ki, Resulü Ekrem’den (sav) o kadar utanıyordu ki bundan dolayı kalbi yanıp komşusunun evine kokusu gidiyordu. Bir gün Hz. Ebubekir Sıddık’ın (ra) komşusu Resulü Ekrem’in yanına gelip “Beni Ebubekir’in komşuluğundan çıkartın.” diyor. Resulü Zişan (sav) Hz.Ebubekir’in ona bir eziyet vereceğinden üzülüp “Niye?” diye soruyor. Komşusu da “Ebubekir (ra) zengindir, her gece evinde kebap yapıyor, benim gücüm yoktur, ben kebap yapamam. Beni fakir bir mahalleye gönderin ki oradakiler kebap yapmasınlar, benim çocuklarım da benden kebap istemesinler.” diyor. Resulü Ekrem (sav) tebessüm ediyor, “O koku Hz.Ebubekir’in kalbinden geliyor.” diyor.

Hz. Ömer (ra), “Keşke ve keşke annem beni dünyaya getirmeseydi, ben ot olsaydım, ben Ömer bin Hattan olmasaydım. Allah’ın (c.c) hesabı çok zordur.” diyor. Hz. Ömer (ra) öldükten 2-3 sene sonra Sahabe-i Kiram onu rüyada gördüler; “Ya Ömer! Rabbin sana ne yaptı?” diye sordular. Hz. Ömer (ra): “Rabbimin rahmeti olmasaydı ben helak olurdum.”diyor. Hz. Ömer (ra) sekerata girdiği zaman, başı oğlunun dizindeymiş, oğluna: “Başımı yere bırak.” demiş. Bunun üzerine oğlu Hz. Ömer’in (ra) başını yere koyuyor ve Hz. Ömer (ra) ağlamaya başlıyor: “Helak sana olsun Ya Ömer! Sen nereye gittiğini bilmiyorsun; acaba cennete mi, cehenneme mi gidiyorsun; bilmiyorsun. Senin annen sana ağlasın.” diyor. Biz hiç böyle düşündük mü? İnsanın bunu bir düşünmesi lazım. Bu yüzden Resulü Ekrem’in (sav) hayatını; Sadat-ı Kiramın, Sahabe-i Kiramın hayatını okumamız ve örnek almamız gerekir. 

Rabb-ül Âlemin (c.c) hepimizi affetsin. Elhamdülillah hepimiz müslümanız, bu çok büyük bir nimettir. Ama çok da korkmamız gerekir ki acaba biz imanımızı kurtaracak mıyız yoksa kurtaramayacak mıyız? Bir müslüman günah işlediği zaman gözünde o günah bir dağ gibi büyük olmalı. Dağdan büyük bir taş üzerine yuvarlandığında ne kadar korkacaksa günahından da o kadar korkmalıdır. Sahabelerden birisi (ra) diyor ki: “Bir insan günah işlediği zaman eğer müslüman ise dağın altında elleri bağlı olsa, dağdan büyük bir kaya ona doğru gelse, o zaman ne kadar korkacaksa o kadar da günahından korkmalıdır”.Fakat münafık bir insan günah işlediği zaman nasıl ki bir sinek insanın burnuna konsa, elini sallayıp hemen onu kendisinden uzaklaştırır. Fasık, münafık bir insan da günahı kendisinden böyle uzaklaştırır, onu günahı bu kadar üzer. Maalesef biz bu kadar bile yapamıyoruz. Şimdi hepimizin evine sivrisinek girse, böcek girse; hemen gidip bir ilaç alıp ondan kurtulmaya çalışıyoruz; fakat günah işledikten sonra biz bu günahı tekrar işlememek için ne yaparız düşünmüyoruz. 

Sadat-ı Kiramın muhabbetinden insana fayda çoktur; ama muhabbet gerçek ise. Ashâb-ı Kehf’in köpeği sırf onları sevdiği için Rabb-ül Âlemi’nin  (c.c) onu cennetle mükâfatlandıracaktır. Biz de eğer Resulü Ekrem’i  (sav),Sadat-ı Kiramı gerçekten seversek şüphesiz onlarla birlikte oluruz. Çünkü Resulü Ekrem : “İnsanların haşrı mahbubuyla beraberdir.” demiştir. Peki, bizim onlara sevgimiz nasıldır? Eğer Resulü Ekrem’in (sav) güzel olduğunu kalbimize yerleştirirsek, mümkün derecede yaptığı amelleri yapmaya çalışırsak o zaman biz Resulü Ekrem’i (sav) sevmiş oluruz. Sadat-ı Kiramın hayatlarını öğrenip onlar gibi davranırsak onları sevmiş oluruz. 

Hz.Diyauddin (ks),sağ kolunu Rus savaşında kaybetmişti. Aba veya cübbe giydiği zaman sağ kolu boş kalırdı. Şeyh Ahmet Haznevi (ks), çoğu zaman cübbesini öyle giyerdi, Hazret’in benzeri olabilmek için sağ kolunu boş bırakırdı. Muhabbet böyledir.

Seyda-ı Tahi (ks), bir gün oturmuş ve şöyle demiş: “Benim hiçbir şeyden umudum yoktur, tek umudum Gavs-ı Hizan’ın (ks) muhabbetidir.”.Bu muhabbetin şahidi düşen ayak parmağıdır. Biz ciddi olarak Sadat-ı Kirama muhabbet duysaydık, Sadat-ı Kiramın cübbesinden de katırından da fayda görürdük. 

Şeyh Fethullah Verkansi (ks) şöyle diyor: “Ben Bitlis’e geldiğim zaman annemin Gavs-ı Hizan’ın (ks) tarikatına girdiğini gördüm. Annem bana onu anlatınca Gavs-ı Hizan’ın (ks) muhabbeti kalbime yerleşti, ben de onun yanına gitmek istedim. Arkadaşım Süleyman (ks) müderristi. İkimiz de müderristik. İki kısım talebelere ders veriyorduk. Yanına gidip  “Ben Gavs-ı Hizan’a gidiyorum, sen benim yerime de ders verirsin.” dedim. O da  “Ben Gavs-ı Hizan’ın hasta olduğunu duydum, onun için sıramı sana vermem, kusura bakma. Eğer dünya işi olsaydı sana sıramı verirdim.”  dedi. Seyda Molla Süleyman Gayda’ya giderken bende öyle bir muhabbet oldu ki sabah güneş doğmadan evden çıkıyordum. Hizan’dan gelen katırlara baktım, bütün katırları cezbeli gördüm.” .Gavs’ın (ks) muhabbeti sonsuzdur. Kaldı ki insanlara faydası olmasın. 

Bir gün Gavs-ı Hizan’ın (ks) bir müridinin oğlu öldürülmüş. Onu öldüren kişi de yine Gavs-ı Hizan’ın (ks) müritlerindenmiş. Taziye zamanı Gavs-ı Hizan’ın köpekleri onun kapısına gitmişler, köpekleri görünce çok şaşırmışlar çünkü çok uzakmış. Köpeklere yemek vermişler ama köpekler yemeği yememişler. Maktulün babası zeki bir insanmış, diyor ki: “Vallahi bunlar başka bir şey için gelmişler.”.Kalkıyor ve oğlunun katilini Gavs-ı Hizan’ın (ks) köpeklerinin hatırına affediyor ve barışıyorlar. O zaman köpekler kalkıp gidiyorlar. 

Biz de inşallah Sadat-ı Kiramın muhabbetini kalbimize yerleştirirsek amellerimiz ne kadar az olsa da inşallah Rabb-ül Âlemin (c.c) bizi ona kavuşturacaktır. Rabb-ül Âlemin (c.c),bizi bütün günahlardan muhafaza eylesin. Günah pistir; suali, azabı çoktur. Fakat inşallah biz günahtan kendimizi uzak tutarak, Sadat-ı Kiramın muhabbetini kalbimize yerleştirerek inşallah hepimiz onlarla hâşâ olacağız. Biz onlarla hâşâ olursak inşallah Rabb-ül Âlemin (c.c),bizi de onlarla birlikte cennete götürecektir. Allahu teala (c.c) hepinizden razı olsun. Allahu teala (c.c) tövbenizi kabul etsin, bizi de sizin hatırınıza versin inşallah. Rabb-ül Âlemin (c.c) inşallah bütün günahlarınızı affetsin.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "