Üstadımız Şeyh Fadlullah Hazretlerinden Nasihatler

Rabb-ül Alemin (c.c) bir kudsî hadis-i şerifinde şöyle buyurdu: " Kim benim veli bir kuluma düşmanlık ederse ben de ona savaş açarım. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli olan bir şeyle yaklaşmaz. Kulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum. Diliyle de her ne isterse muhakkak onları kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de onu korurum."

DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR,  (1)

Resulü Ekrem (s.a.v) İslam dininde ilmin önemini “İlim öğrenmek, kadın-erkek her Müslümana farzdır.”1 hadis-i şerifiyle ümmetine bildirmiştir. Her Müslümanın bilmesi gereken üç ilim vardır. Bunların ilki öğrenilmesi farz olan akaid ilmidir. Her Müslüman, “Allah’a nasıl inanılır, Resulü Ekrem (s.a.v) kimdir, nerede doğmuştur, nerede vefat etmiştir, diğer peygamberler kimdir, ehl-i sünnet inancı nasıl olmalıdır, melaike-i kiram kimdir, kaza ve kader nedir?” öğrenip, bunları aile efradına öğretmekle sorumludur. Çünkü insanın itikadı eksik olursa yapmış olduğu hiçbir amelin ona faydası yoktur.

İkinci ilim ise Allahu Teâlâ’nın emirleridir. Allahu Teâlâ’nın emirlerinin bir kısmının bilinmesi farz-ı kifaye, bir kısmı ise farz-ı ayndır. Farz-ı kifaye olan kısmında yaşanılan bölgede o ilme vakıf olan kişiler varsa diğerlerinin üzerinden bu sorumluluk kalkar. Her Müslüman İslam’da miras hukukunu bilmeyebilir. Bu husus ona gerekli olduğunda bir âlime danışır.

Farz-ı ayn olan Allahu Teâlâ’nın emirleri ise insanın farz olan ibadetlerini yerine getirebilecek kadar öğrenmesi gereken ilimdir. Bunlar namazın nasıl kılındığı, abdestin nasıl alındığı; namazın, orucun farzları, sünnetleri gibi İslam rükünleridir.

Üçüncü sırada tarikat ilmi gelir. Bir insan Allahu Teâlâ’nın emirlerini bilir, ehl-i tarikat olursa Sadatı Kiram’ın hayatlarını öğrenip onları kendine örnek alır ve tavsiyelerine uygun hareket ederse Allah katında derecesi yükselir.

Rabb-ül Alemin (c.c) bir kudsî hadis-i şerifinde şöyle buyurdu: " Kim benim veli bir kuluma düşmanlık ederse ben de ona savaş açarım. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli olan bir şeyle yaklaşmaz. Kulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum. Diliyle de her ne isterse muhakkak onları kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de onu korurum."2

Bu kudsî hadiste bahsedilen, sünnet-i seniyyenin mutabaatıyla Habibullah derecesine ulaşmış kullardır. “Kim o insanlara zarar verirse, ben de onlara savaş açarım.”3 kudsî hadis-i şerifiyle Rabb-ül Âlemîn (c.c) bu kullarının, katındaki derecelerini bildirmiştir.

Rabb-ül Âlemîn (c.c) birine savaş açarsa imanını dahi alır. Rabb-ül Âlemîn (c.c) Zâtına, Resulüne, dostlarına, İslam dinine hakaret eden insanı hem bu dünya hayatında hem ahirette zayi eder.

Bizim memlekette Ali Bey adında çiftlik sahibi bir ağa yaşardı. Onun için şimdiki zamanda “eşkıyaların başıydı” diyebiliriz. Hazret Şeyh Muhammed Diyauddin Hazretleri’nin (k.s) münkiriydi, O’na çok sıkıntı verirdi.

Ali Bey, bir gün Hazret’in halifesi Şeyh Fethullah Verkanisi Hazretleri’nin yanına gelip oturdu. Şeyh Fethullah Verkanisi Hazretleri ona “Niye Hazret’i rahatsız ediyorsun? O kimseye karışmadan kendi işine yapıyor.” dedi.

Ali Bey de “Şeyh Fethullah, eğer sen Hazret’i savunacak olursan benim tüfeğim ikinizi de vuracak kadar güçlüdür.” dedi.

Aradan zaman geçti, o ağa hastalandı. Hasta yatağında bir fare ona musallat oldu. Evine gelip vücudunu yiyordu. Hanımı, kızı fareyi süpürgeyle kovuyorlardı; fakat fare onlar gidince tekrar gelip etlerini yiyordu. Fare bu şekilde o ağanın ölümüne sebep oldu. Allah bizi büyük zatların hatırına bu hâlden muhafaza etsin.

Bir gün Seyda-ı Taği (k.s) Fethullah Verkanisi Hazretleri ile birlikte Bitlis’ten Nurşin’e gelirken köprüde Seyda-ı Taği’nin münkiri olan bir adamla karşılaştılar. Münkirinin Seyda-ı Taği’ye (k.s) olan nefreti o kadar büyüktü ki onu görmemek için gözlerini kapadı. Onlar da atlarıyla onun yanından geçip gittiler.

Aradan zaman geçtikten sonra Seyda-i Taği (k.s) Fethullah Verkanisi ’ye (k.s): “O adam öldü ve imanını kurtardı.” dedi.

“O sizi ve tarikatınızı inkâr ediyordu, onun imanını kurtardığından nasıl haberiniz oldu?”

“Hatırlıyor musun Şeyh Fethullah, bir gün seninle Nurşin’e gelirken onunla köprüde karşılaşmıştık. O gün atım Kemo’nun gölgesi onun üzerine düşmüştü. Allah onu atımın gölgesinin hürmetine affetti.” dedi.

Nakşibendî tarikatında Sadat-ı Kiram’ın atının gölgesi bile insanın üzerine düşse Sadat-ı Kiram o kişiyi bırakmaz.

Şeyh Muhyeddin Arabî (r.a) “Bizim tarikatımıza giren insanlar velayet-i kübradır (büyük evliyadır), tarikatımıza girmeyen bizi seven insanlar da velayet-i suğradır (küçük evliya).” diyor. İnsan kimi severse haşrı da onlarla beraber olur. Rabb-ül Âlemîn (c.c) o evliyaların hatırına muhiplerini affedecektir.

Rabb-ül Âlemîn (c.c) sabah olduğu zaman bir kısım melaike-i kirama  “Gidin, beni zikreden kullarımı arayıp, bulun. Onların müjdelerini bize getirin” diyerek onları yeryüzüne gönderir: O melekler de yeryüzünde bu kulları ararlar, rast geldikleri zaman “Gelin gelin, mahbubunuza ulaşın.” diye seslenirler.

Akşam olunca Rabb-ül Âlemîn (c.c)  meleklerine bu kullarına nerede rastladıklarını sorar.

“Filan yerde, filan cemaatte, filan insan toplanmıştı sana zikir ediyorlardı Ya Rabbi”

“Niçin zikir ediyorlardı?”

“Cehenneminden muhafaza olmak, cennete girmek, cemalini görmek için yapıyorlardı Ya Rabbi”

“Peki, onlar cehennemi görmüşler mi ki ondan korkuyorlar, ibadet ediyorlar?”

“Hayır, Ya Rabbi eğer cehennemi görmüş olsalardı daha fazla ibadet ederlerdi.”

“Onlar cennetin ne kadar hoş olduğunu, Müslümanlar için nasıl hazırlandığını gördüler mi?”

“Hayır, Ya Rabbi eğer görmüş olsalardı daha fazla ibadet ederlerdi.”

“Peki, onlar benim cemalimi görmüşler mi ki cemalime âşıklardır?”

“Hayır, Ya Rabbi eğer cemalini görmüş olsaydılar daha fazla ibadet ederlerdi.”

“Siz şahit olun ki ben de onların hepsini affettim.”

“Ya Rabbi bazı insanlar cemaate senin rızan için gelmemişti, dünyalık niyetlerle gelmişti.”

“Ben onları da diğerlerinin hatırına affettim”

Bu hadis-i şerif “Hadis-i Müslim”de vardır. Bakın tarikatların, cemaatlerin insana ne kadar büyük faydası vardır. Bizler de Nakşibendî tarikatına mensup olduğumuz için, cemaate katılarak ibadetlerimizi yerine getirirsek, sohbetlere devam edersek Rabb-ül Âlemîn’in (c.c) affına mazhar oluruz.

Rabb-ül Âlemîn (c.c)  Resulü Ekrem’e (s.a.v) Kuran-ı Kerim’de “De ki eğer siz Allah'ı severseniz bana tabi olun, o zaman Rabb-ül Âlemîn (c.c) de sizi sevecektir.” buyurur.3

Rabb-ül Âlemîn (c.c) kendi sevgisini Resulü Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlamıştır. Bir düşünün O’nu ne kadar sevmiş. Gece gündüz bana ibadet edin ancak o zaman sizi severim, dememiş; demiş ki Resulü Ekrem’e (s.a.v) tabi olun, o nasıl yapmışsa siz de onun gibi yapın, o zaman sizi affederim, sizi severim. O hâlde bizim de Müslüman olarak Resulü Ekrem’in (s.a.v) hayatını çok okumamız gerekir. Sizler okur-yazar insanlarsınız, “Resulü Ekrem (s.a.v)  nasıl yaşardı, nasıl yemek yerdi, gece nasıl yatardı, nasıl sabah namazını kılardı?” bilmeniz gerekir. Eğer biz bunları yerine getirirsek Rabb-ül Âlemîn’in (c.c) muhabbetini kazanırız. Eğer Resulü Ekrem’e  (s.a.v) gerçek manada tâbi olmazsak biz ne kadar Allah'ı sevdiğimizi söylesek de yalan söylemiş oluruz. Çünkü Rabb-ül Âlemîn (c.c) kendi sevgisini Resulü Ekrem’in (s.a.v) sevgisine bağlamıştır.

Resulü Zişan’ın  (s.a.v) sünnet-i seniyyesine tabi olmayı alışkanlık hâline getirmeli, hiç olmazsa arada bir yapmaya gayret göstermelisiniz ki Rabb-ül Âlemîn (c.c) sizi bunun hatırına affetsin.

Resulü Zişan (s.a.v) “Geceleyin kalkıp namaz kılan ve karısını uyandırarak ona da kıldıran, şayet kalkmak istemezse yüzüne su serpen erkeğe Allah rahmet eder. Geceleyin kalkıp namaz kılan ve kocasını uyandıran, kalkmak istemezse yüzüne su serpen kadına da Allah rahmet eder."4 hadis-i şerifiyle İslam’ın emirlerini yerine getirmede eşlerin birbirine yardım etmesini ister. İslamiyet bu kadar incedir.

Geceleri televizyon seyrederek, gıybet ederek geçirmek yerine teheccüd namazı, kaza namazı kılarak değerlendirin. Bizim tarikatımızda teheccüd namazı çok önemlidir çünkü Gavs-ı Hizan (k.s) “Bizim bağlılarımız teheccüd ehli olanlardır.” demiştir. Hiç olmazsa uzun gecelerde Gavs-ı Hizan’ın bağlısı olabilmek için teheccüd namazını kılmaya gayret gösterin.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "