Sünnet-i Seniyye

Şeyh Ebu Yezit (k.s) ,büyük bir zatın varlığını duyuyor, talebeleriyle birlikte onu ziyarete gidiyor. Caminin kapısında onu görüyorlar, bakıyorlar ki o şeyh camiye sol ayağıyla giriyor. Bunu görünce Şeyh Ebu Yezit Bestami (k.s) oradan hemen geri dönüyor, “Eğer gerçek şeyh olsaydı sünnet-i seniyyeye aykırı davranmazdı.”  diyor. Demek ki sünnet-i seniyyeyi yerine getirmenin önemi büyüktür.

Seyda-i Taği(k.s)  bizim memleketimizde bulunan meşhur Kadiri şeyhi Abdülbari Çilcak’ın  (Çilcak, Hizan’ın bir köyüdür.)  yanına gitmiş, ona teslim olmuş. Orada çok ibadet etmiş. Kendisine bir kabir yaptırmış, gece olunca kabre girip ölümü düşünürmüş. Günde 170 bin ezkar çekiyormuş; fakat kalbinde devamlı boşluk hissi varmış. Bir gün Gavs-ı Hizan’ın (k.s) talebelerinden birinin Gavs’ın köyünden geldiğini görünce şaka yollu “Gavs’ın nasıldı?” diye soruyor. Gavs-ı Hizan’ın (k.s) sufisi de  “Şaka yapmayınız, Karasuyu’nu geçerseniz Gavs’ın kokusunu duyacaksınız.” diyor. Bu söz Seyda-i Taği’ye (k.s) çok tesir ediyor, oradan kalkıyor, o gece Gavs’ın köyüne gitmeye niyet ediyor. Gidip Gavs-ı Hizan’ın (k.s) talebesinin kapısını çalıyor: “Senin sözlerin aklımdan çıkmıyor. Gavs-ı Hizan’ı (k.s) mutlaka görmem lazım.” diyor. Yola çıkarken Seyda-i Taği (k.s):  “Ya Rabbi! Eğer benim yolculuğum hayır ise bana şu üç şeyi göster: Süt, ateş, üzüm.” diye dua ediyor. Gece giderken yağmur yağmaya başlıyor, bir mağarada ateş yandığını görüyor. Hem üşüdüğü hem de yolculuğunun hayır olduğunu anladığı için ateşi görünce çok memnun oluyor. Mağaraya gidince başka yolcuların ateş yaktığını görüyor. Sabah olunca birisi onlara süt ve ekmek getiriyor ve:  “Sabaha kadar mağarada ateş yandığını gördük, burada yolcuların kaldığını düşündük. Koyunlarımız buraya yakındır, size süt getirdik.” diyor. Biraz sonra da başka bir adam üzüm getiriyor. Seyda-i Taği (k.s) : “Bu üzümlerin sebebi nedir?” diye soruyor. Adam : “Bizim bağımız buraya yakındır, üzüm toplamaya gelmiştik, yağmur yağınca mağaraya geldik.” diyor. Seyda-i Taği (k.s) bunu duyunca çok memnun oluyor. Gavs-ı Hizan’ın (k.s) yanına gidiyor. Kalbinde tam olarak Gavs-ı Hizan’ın(k.s) muhabbeti oluşunca Şeyh Abdülbari’nin(ks) yanına gidip: “İzin verirseniz ben Gavs’ın (k.s) yanına gitmek istiyorum, onun tarikatına girmek istiyorum.” diyor. Şeyh Abdülbari Hazretleri (k.s) de izin veriyor.

Seyda-i Taği (k.s), Gavs-ı Hizan’ın (k.s) yanına gidince Gavs (k.s) onu önce bir köye kadı olarak gönderiyor. Altı ay geçtikten sonra onu yanına aldırıp sütçü yapıyor. Böyle yapmasının sebebi; tarikatın özünün nefis öldürmek olmasıdır. İnsanın nefsi ibadetle ölmez. İnsanın nefsi terbiye olmakla, rezil olmakla ölür. Bu yüzden de Gavs-ı Hizan (k.s), Seyda-i Taği’yi (k.s) sütçü yaptı.

Seyda-i Taği (k.s), Gavs’dan (k.s) sonra irşada başladı. Hacca giderken hac yolunda bir köye uğruyor. Kendi talebesi olan Şeyh Fethullah’ı (k.s) Suriye köylerinden başka bir köye gönderiyor. Şeyh Fethullah (k.s) hocasının kendisini diğerlerinden ayırıp başka bir köye göndermesinin bir hikmeti olduğunu düşünüyor. Hocasının gönderdiği eve gidince ev sahibi onu pekiyi ağırlamıyor. Seyda-i Taği (k.s) hacdan dönerken Şeyh Fethullah’ı (k.s) yine daha önce kaldığı eve gönderiyor. Aynı eve gittiğinde ev sahibi bu sefer onunla daha fazla ilgileniyor. Şeyh Fethullah (k.s): “Daha önceki gelişimizde bize hiç hoş bakmadın. Hâlbuki biz o zaman Rasulullah’ın (s.a.v) ziyaretçisiydik. O zaman bize hoş bakman gerekirken şimdi bize niye böyle davranıyorsun? Bunun sebebi nedir?” diye soruyor. Adam da: “Niye böyle sordun?” deyince Şeyh Fethullah (k.s) : “Bizim başımızda bir üstadımız vardır. O bizden boş şeyler istemez. İki seferdir senin evine beni gönderen odur. Ben de bunun sebeb-i hikmetini anlamak istiyorum.” diyor.

O zat da: “Öyleyse senin üstadın gerçek bir üstattır. Ben evlendiğimden beri Rabb-ül Âlemin (c.c) her sene bana iki evlat verirdi. Aradan bir-iki yıl geçince o iki evladı alır, yerine tekrar iki evlat verirdi. Biz hanımla bundan çok memnunduk. “Rabb-ül Âlemin (c.c) bizi seviyor ki alışveriş yapıyor. Bir insan bir dükkâna giderse dükkân sahibini sevmezse onunla alışveriş yapmaz. Demek ki Rabb-ül Âlemin (c.c) beni seviyor; fakat beş-altı sene olmasına rağmen Rabb-ül Âlemin (c.c) bana verdiği iki evladı almadı. “Ben ne yaptım ki Rabb-ül Âlemin (c.c) benden muamelesini kesti.” diye düşünüyordum. Sen evimize geldikten iki gün sonra iki çocuğum da hasta oldu, vefat ettiler. Ben anladım ki Rabb-ül Âlemin (c.c) bizi sizin hatırınıza affetmiş, tekrar bizimle muamelesine başlamıştır.” diyor.

Bakın evladım, İslamiyet böyledir. Rabb-ül Âlemi’nin (c.c) tasarrufu (emri) insanlara güzel gelmelidir. O zat, evlatlarını kaybetmekten dolayı Rabb-ül Âlemi’ne (c.c) şükrediyordu, çünkü Rabb-ül Âlemi’ne (c.c) âşıktı. Eğer biz de kendimize böyle insanları örnek alırsak inşallah kurtulacağız.

Başımıza bir musibet, hastalık geldiği zaman hamd etmeliyiz, “Ya Rabbi! Sen beni unutmadın, ben hâlimden memnunum. Ya Rabbi! Sen beni fakir yaptın, sana hamd olsun, sen Rezzak’sın, benim bundan şüphem yok. Ya Rabbi! Bana hastalık verdiğinde bilirim ki sen şafi’sin, bana şifa verirsin, bundan şüphem yoktur.”  demeyi bilmeliyiz. Neuzü-billâh Allah-u Teâlâ’yı (c.c) unutmamız gerekir.

Kalu Bela ’da biz Rab’imize söz verdik: “Sen bizim Rab’imizsin.” dedik. Bu yüzden ciddi olarak teslim olmamız gerekir. Hz. Ömer’in (r.a), Hz. Şuayb hakkında hadisi vardır: “Hz. Şuayb eğer Allah’tan (c.c) korkmasaydı, Rabb-ül Âlem’in (c.c) de her şeyi ona mubah kılsaydı o yine günah işlemezdi, çünkü Allah’ı (c.c) severdi, Resul-u Ekrem’i (s.a.v) severdi.”.
İnsanın amel defterleri pazartesi-perşembe günleri Allah-u Teâlâ’nın (c.c) yanına gelir. Bu nedenle, Resul-u Ekrem (s.a.v) ekseriyetle bu günleri oruçlu geçirirdi, “Amellerim Allah’ın (c.c) yanına gittiğinde oruçsuz olmaktan utanırım.” derdi. İnsanın amel defteri cuma günleri de Resul-u Ekrem’in (s.a.v) yanına gider. Eğer insanın amelleri iyi olursa Resul-u Ekrem (s.a.v) ona dua eder. Eğer amelleri kötü olursa Resul-u Ekrem (s.a.v) üzülür.

Perşembeyi cumaya bağlayan gece bütün ervah (ruhlar), kendi evlerinin kapısına gider. Geldikleri evlerden bir dua, amel kazanırlarsa Allah’a (c.c) şükreder ve dua ederler. Fakat dua almazlarsa “Ya Rabbi! Ben nasıl kendi malımdan fayda göremediysem, onlar da bunlardan kazandıkları maldan fayda görmesin. Kazandıkları malı sen onlara nasip etme.”  diyerek beddua ederler.

Sadat-ı Kiram’ın da insanın amellerinden haberi olur. İmam Savi, Tefsir-i Savi’de şöyle diyor: “Baba üç kısımdır: İlmi baba, mezhebi baba, manevi baba (tarikatındaki şeyhin).” Bir insan günah işlediği zaman tüm Sadat-ı Kiram’ı rahatsız eder. İnsanda vicdan olursa Resul-u Ekrem’i (s.a.v), Sahabe-i Kiram’ı, Sadat-ı Kiram’ı yaptığı amellerle rahatsız etmekten utanmaz mı? İnsanların bunları bilmesine rağmen şeytanı, nefsini hoşnut etmesi cehalettir.

Rabb-ül Âlemin (c.c) inşallah hepimize mağfiret etsin. Bizim yüzümüzden Resul-u Ekrem (s.a.v), Sadat-ı Kiram, anne ve babamız üzülmesin inşallah.
Seyda-i Taği (k.s) bir gün hacca gittiğinde Ravza-ı Mutahhara’ya giriyor. Onu görünce arkasından Şeyh Fethullah (k.s) da giriyor. Şeyh Fethullah (k.s) içeri girdiğinde Seyda-i Taği’nin (k.s) gözlerinin kapalı olduğunu görüyor ve Ravza-i Mutahhara’dan Resul-u Ekrem’in (s.a.v) sesinin geldiğini duyuyor: “Sana müjde olsun ki ahir zaman olduğu için Rabb-ül Âlemin (c.c)  senin bağlılarının sekeratını kolaylaştıracak ve imanlarını kurtaracaktır.”Rabb-ül Âlemin (c.c) bu büyük zatların hatırı için bizi affedecekken biz nasıl amellerimizle onları rahatsız ederiz? Bu vicdan işi değildir.

Büyük salih bir insan bir gün cemaate: “Siz beş-altı yaşlarındaki bir Ermeni çocuktan ne kadar korkarsanız o kadar Allah’tan (c.c) korksanız günah işlemezsiniz.” diyor. Oradaki cemaat şaşırıyor: “Sübhanallah! Biz nasıl Allah’tan (c.c) korkmuyoruz da beş-altı yaşındaki Ermeni çocuktan korkuyoruz?” diyorlar. O salih adam da “Evet, o beş-altı yaşındaki çocuk sizin yanınızdayken asla kötü bir iş yapmazsınız. Yaparsanız muhakkak anne-babasına anlatacaktır. ‘Beni rezil edecektir!’ diyeceksiniz. Bu yüzden gizli yaparsınız; fakat siz Allah’tan (c.c) hiç korkmuyorsunuz ki günah işliyorsunuz. İnsan günah işlediği zaman Allah-u Teala(cc) hazırdır, nazırdır, görecektir.” Görmesi de işitmesi de inkâr edildiği zaman - Neuz-ü billâh - kâfir olunur.

Elhamdülillah Rabb-ül Âlemin (c.c) bize çok büyük nimetler verdi. Bizi bu zamanda Ehl-i sünnet vel cemaat, Ehl-i tarikat yaptı. Biz de çok çalışmalıyız ki Rabb-ül Âlemin (c.c) bunu bizden geri almasın. Çünkü çok insanlar vardır ki ömrünün sonuna kadar ibadet yapmıştır; ama ömrünün sonunda Rabb-ül Âlemin (c.c) ondan imanı almıştır Neuzü-billâh. Biz de o şekilde Allah’tan (c.c) korkalım ki Rabb-ül Âlemin (c.c) imanımızı muhafaza etsin. Bizi şeytandan, nefsimizden muhafaza etsin, Sadat-ı Kiram da bizden razı olsun. Sekerat zamanımızda o büyük zatlar hazır olsun, bizi şeytandan kurtarsın inşallah.

Seydam (Rahmetullahi aleyhi) bahsediyordu: “Hazret’in (k.s) bir talebesi vardı, duvar ustası fakir bir kişiydi. Camiye gittim, Nurşin’e gitmek istediğimi söyledim. Baktım ki usta çok hasta yanına gittim: ‘Seydam, gitme! Ben çok hastayım.’  dedi. ‘Peki, ben hemen gelirim.’ dedim. O da ‘Peki sen gelene kadar ben ne söyleyeyim.’  dedi. ‘Ben gelen kadar kelime-i tevhidi söyle.’  dedim. Gittim, biraz geç geldim, baktım sufi ağlıyor: ‘Hayırdır, niye ağlıyorsun?’ dedim. ‘Sakın beni terk etme, sen gittikten sonra yanıma sakallı, pis biri geldi. ‘Sen hastasın, yaşlısın. Niye o kadar “La ilahe illallah.” diyorsun. “La ilahe illa” de, “İllallah” deme Neuzü-billâh .’ dedi.(Neuzü-billâh bir Müslüman böyle söylerse kâfir olur.).O arada baktım ki Hazret’in (s.a.v) öksürük sesi geldi, bana dedi ki: ‘O şeytandır, senin imanını almaya geldi Biz geldik, korkma.’ deyince o pis adam duman oldu, camdan uçup gitti. Gavs-ı Hizan (k.s), Abdurrahman-i Taği (k.s), Şeyh Fethullah Verkansi (k.s), Şeyh Muhammed Diyauddin’in (k.s) dördü de geldi, benim yanıma oturdular ve dediler ki: ‘Molla Muhyettin sana ne dediyse, sen de öyle söyleyeceksin.’ “

Rabb-ül Âlemin(cc) sekeratımızda yanımıza bu büyük zatları getirsin inşallah. Çünkü İmam Şafi(r.a): “İnsan sekerata girdiği zaman üç şeytan ona musallat olur. Birisi sağında, birisi solunda, birisi önünde durur” demiş. Sağındaki: “Gel Yahudi ol”, solundaki: “Gel Hıristiyan ol”, önündeki: “Gel bana tabi ol” der Neuzü-billâh. Rabb-ül Âlemin (c.c) hangi kulunun imanını kurtarmak isterse evliyaların ruhlarını yanlarına gönderecektir ve onların vasıtasıyla imanını kurtaracaktır inşallah.
Kur’an-ı Kerim’de insanın devamlı abdestli olması tavsiye edilir. İnsan abdestli bir şekilde sekerata girerse Cebrail (a.s) orada hazır olur. Cebrail’in (a.s) bulunduğu yere şeytan gelmez.

Allah-u Teâlâ (c.c) hepinizden razı olsun. Siz iyisiniz, inşallah daha iyi olacaksınız, Tarikat-ı Nakşibendî’ye daha çok hizmet edeceksiniz inşallah. Nurşin’in faydası herkese olmuştur, inşallah size de olacaktır. Bediüzzaman Hazretleri: “Eğer insan şeklinde melekler görmek isterseniz, Nurşin’e gidin” diyor. Büyük zatlar Nurşin’in kıymetini bilmişler, Allah-u Teâlâ (c.c) bize de bildirsin inşallah.

SÜNNETLER

  • Cevizi peynirle yemek
  • Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarıya iliklemek, çözerken de yukarıdan aşağıya doğru çözmek
  • Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak
  • Başka bir şehre gittiğinde önce soğan yemek
  • Yemekten sonra başparmağını yalamak
  • Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak
  • Sofrada sirke bulundurmak
  • Yemeğe tuz ile başlamak

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "