Namazın Ehemmiyeti

Hepiniz hoş geldiniz, sefa geldiniz. Rabb-ül Âlemin (c.c),hepinizden razı olsun inşallah. Rabb-ül Âlemin (c.c),sizi de bizi de Sadat-ı Kiramın cemaatine müstahak etsin, Resulü Ekrem’in (sav) şefaatine nail eylesin ve O’na haşr meydanında arkadaş yapsın inşallah.

Rabb-ül Âlemin (c.c),ayet-i kerimede buyuruyor ki: “Namaz insanları kötü ahlaktan, fuhuştan muhafaza edecektir.”Bu ayetten anlaşılır ki bir insanın ahlakı ne kadar kötü olursa o insan namaz kıldığı takdirde son zamanda inşallah iyi olacaktır. Fakat bir insan namaz ehli olmazsa, ahlak bakımından ne kadar güzel olsa dahi kıymeti yoktur. Demek ki temel olan kelime-i şehâdetten sonra namazdır. Bir insanın kelime-i şehâdet getirmediği zaman yaptığı güzel amellerin hepsi boşunadır. Kelime-i şehâdetten sonraki temel ise salâttır (namazdır).Resulü Ekrem (sav) emretmiştir: “Namaz dinin direğidir.”

Başka bir hadis-i şerifte: “Salâtı (namazı) olmayanın dini de yoktur”.Böyle ağır hadisler vardır. Namaz kılmayan bir insanın imanında şüphe vardır: Acaba bu kişinin imanı var mıdır, yok mudur? Hatta 70 tane sahabe-i kiram(ra) ki onlardan birisi de Hz, Aişe annemizdir (ra),onların görüşü budur ki: “Kasıtlı namaz kılmayan birisinin imanı yoktur.”Yani bu 70 sahabe-i kiram (ra) namaz kılmayan bir insanı gayr-ı müslim saymışlardır. Fakat dört mezhep ittifakıyla : “Eğer namaz kılmayan bir insan namazı inkâr etmezse kâfir değil; fakat çok ağır günahkârdır.”Hatta dinin nazarında namaz kılmayan bir kimse köpekten daha aşağıdır. Cezası Rabb-ül Âlemin (c.c) katında 80 bin sene cehennemdir.

Namaz kılmayan bir insan eğer tövbe etmezse, öğle vaktini ikindi vaktinin üstüne geçirirse veyahut akşamla yatsı vaktini üst üste geçirirse  (Bazı zaruri meselelerde bu iki vakit bir olur.)  Hanefi mezhebinde o insan tövbe edene kadar hapisde bırakılır.

Şafii mezhebine göre namaz kılmayan bir insanın yaptığı bütün hizmetler haramdır, caiz değildir. Kazandığı mal caiz değildir. Çünkü haram karışmıştır. Namaz kılmayan bir insan o namazın kazasını kılmadığı takdirde hacca giderse o kişinin haccı da caiz değildir. Kaza namazı olan bir kişinin Şafii mezhebinde cenaze namazı kılması da caiz değildir.

Hanefi mezhebinde kaza namazının hemen kılınması vacip değildir. Ancak kişi kaza namazını kılmadan ölürse o insan sorguya çekilecektir ve cezası neyse çekecektir. Rabb-ül Âlemin (c.c) belki affedecektir; ama Allah’ın (c.c) affına karışamayız.

Hak olarak kılınmayan her bir namazına 80 bin sene cehennem müstahak olur. Bu yüzden Hanefi mezhebi olsanız da kaza namazlarınızı kılarsanız daha iyi olur. Sünnetlerinizi kılıp, kaza namazlarınızı da kılmanız gerekir. Hanefi mezhebinde sünnetin terki şefaatten mahrum olmaya sebeptir. Fakat bazı insanlar bize gelip biz ya sünneti, ya kazayı kılarız diyorlar. Vitir namazı ve sabah namazının sünneti hariç (Sabah namazının sünnetinde ihtilaf vardır.) sünnet namazları yerine kaza namazı kılabilirsiniz. İnsan düşünecek ki, akşam televizyon seyretmek mi tercih edilmeli? Yoksa  “Resulü Ekrem’in (sav) sünnetini mi terk edelim?” akşam üç saat televizyon seyrediyor, günde dört öğün yemek yiyorsun, Peki, sen Resulü Ekrem’e (sav) nasıl itaatsizlik yapıyorsun? Resulü Ekrem günde kaç öğün yemek yiyordu? Bunu düşünmüyorlar, Kaza namazı insan kılmadığı zaman cezaya müstahak olur, cezası da çok büyüktür. İnşallah siz de kazalarınıza başlayacaksınız ve sünnet namazlarınızı devamlı kılacaksınız.

Bir gün Hz.Diyauddin (ks),bir subaya misafir olmuş. Subay da namazsız bir insanmış. Hz.Diyauddin subayın namaz kılması için çok mücadele etmiş, onu ikna etmiş. Adam abdest almaya giderken Hazretin halifesi Molla Muhammet Emin (ks) diyor ki: “Kurban, sen iki saattir uğraşıyordun, öğle namazını ona kıldırdın. Sen gittikten sonra yine kılmayacak, niye sen bu kadar eziyet çektin?”Hz.Diyauddin (ks) kızıyor: “Molla Emin! Bu senin sözün âlimlerin sözü değildir. Senin sözün cahillerin sözüdür. Çünkü bütün Müslümanlar kardeştir. Bir insanın kardeşini 80 bin sene cehennemden kurtarması gibi büyük bir fazilet olur mu? O benim kardeşimdir, ben onu 80 bin sene cehennemden kurtardım. Sen de ikindide yalvarsan, rica etsen; ikindiyi de sen kıldırsan…” diyor.

GÜNAH VE TÖVBE 

Birisine nasihat edilse, verilen nasihat ona tesir etmezse, o kişi günah işleyip günahtan da pişman olmazsa o zaman hâline ağlaması gerekir. Çünkü musibeti büyüktür, maneviyatı çökmüştür, bundan da haberi yoktur. Rabb-ül Âlemin (c.c) size çok büyük nimet vermiş, ehli tarikat yapmış, buraya gelip gidiyorsunuz. Hiç olmazsa haftada bir-iki defa Rabb-ül Âlemine (c.c) ciddi teslim olun. Belki Rabb-ül Âlemin (c.c)  sizi inşallah kötü işlerden muhafaza eder. Nasıl ki dünyayı iyi etti, ahiretinizi de iyi etsin inşallah. Bu dünyada insanın hâli iyi olur da öbür dünyada kötü olursa o çok kötü durumdadır. Hz. Ömer (ra) otu eline alır ve “Keşke ben ot olsaydım, deve beni yeseydi, gübre olsaydım da Ömer b. Hattap olmasaydım, Allahu teala (c.c) da kıyamet gününde  “Ya Ömer! Bunu niye böyle yaptın?” diye sormasaydı.” derdi. İnsanın bunu düşünmesi gerekir.

Siz bir yere gittiğiniz zaman şeytan ve nefsiniz sizi zorlayabilir, o zaman insan Resulü Ekrem’i (sav) hatırına getirmeli, “Ben bunu yaparsam Resulü Ekrem (sav) bana kızacaktır, ben bunu yaparsam Sadat-ı Kiram bana kızacaktır, ben bunu yaparsam Allahu Teâlâ’nın gazabına, cehennemine müstahak olurum, cennetinden mahrum olurum.”  diye düşünmeli. İnsan eğer böyle düşünürse inşallah nefis üzerinizde etkisini kaybeder, siz de o günahı işlemezsiniz. Şayet günah işlerseniz günahtan sonra tövbe etmelisiniz ki Allahu teala inşallah tövbenizi kabul edecektir. 

          Rabb-ül Âlemin (c.c),hepinizden razı olsun inşallah; Rabb-ül Âlemin (c.c) sizi de, bizi de haram işlerden muhafaza etsin inşallah.

PAZARTESİ, PERŞEMBE VE CUMA GÜNÜNÜN ÖNEMİ

Pazartesi, perşembe günleri af-ı beleş vardır. Af-ı beleş; Allahu Teâlâ’nın (c.c) kullarının bazı günahlarını, hatalarını affetmesidir, Ramazan ayındaki af gibi günahların affı için bazı şartları vardır, mesela: Kişi biriyle dargınsa onunla barışması gerekir, komşusuyla iyi geçinmesi gerekir. Cuma günleri insanların amel defteri Resulü Ekrem’e (sav) gider. Eğer insan güzel ameller yapmışsa Resulü Ekrem (sav) çok müferreh olur ve Allah’a (c.c) şükreder, o insana da dua eder.

Fakat insan eğer günah işlemişse Resulü Ekrem  (sav) üzülür, bize yine de şefaat eder. Bizim ne hakkımız var ki her Cuma günü Ravza-i Mutahhara’da Resulü Ekrem’i (sav) rahatsız edelim? Resulü Ekrem (sav) ne evladını ne akrabasını tercih etmiştir, hem bu dünyada hem öbür dünyada ümmetini tercih etmiştir. Biz de o mübarek zatı her cuma günü üzersek bu vicdansızlıktır.

Kitaba göre kıyamet koptuğu vakit hiçbir kul kabrinden kalkmadan, Rabb-ül Âlemin (c.c) dört büyük meleği çağıracaktır. Onlara bir hayvan verip Resulü Ekrem’i (sav) mahşer yerine getirmelerini emredecektir. Dünya o anda yıkılmış ve dümdüz olacak, melekler Ravza-i Mutahhara’yı tanıyamayacak ve geri gelip; “Ya Rabbi! Sen bizi gönderdin; fakat biz Ravza-i Mutahhara’yı bulamadık, dünya değişmiş, her yer dümdüz olmuş.”  diyecekler,  Rabb-ül Âlemin (c.c)  de onlara “Gidin, nurdan bir sütun geldi, Resulü Ekrem (sav) o ravzanın içindedir. Resulü Ekrem’e (sav); “Allahu teala (c.c) seni çağırıyor deyin.” diyecek. Resulü Ekrem  (sav) bunu duyduğu an başını kabr-i kübradan kaldırıp  “Ümmeti! Ümmeti!”   diyecek ve “Benim ümmetimin hepsi affedilmeden ben buradan gitmeyeceğim.”  diye vaat edecektir.

O’nu kaldırıp mahşer yerine götürecekler; mahşer yerine getirdikleri zaman dört halifesini, ümmetini köprüden geçirmesi için gönderecektir. Mahşer yerinde köprünün üzerine beş karakol kurulacaktır. Birinci karakolda kâfirlerle Müslümanlar birbirinden ayrılacak; ikinci karakolda defterler açılacak, namaz kılmayan insanlar cehenneme atılacaktır. Üçüncü karakol, zekât karakoludur; zekâtını vermeyen insanlar cehenneme atılır. Resulü Ekrem (sav)  bu karakoldan ümmetini geçirmesi için halifelerini gönderir; fakat halifeler geldiğinde melekler Allahu Teâlâ’dan (c.c) aldıkları emirlerden dolayı onları dinlemeyecekler. İslamın bu şartını yerine getirmeyen insanlar cehennemliktir. Kelime-i şahadet, namaz, oruç, hac da bu şartların içindedir. Resulü Ekrem’e (sav)  halifelerden haber gelecektir:”Ey Rasulullah! Ümmetinin günahları çoktur, hepsi helak oldu, hepsi cehenneme atıldı.”.O zaman Resulü Ekrem (sav) secdeye kapanacak ve “Ey Rabbim! Senin bir vaadin vardır ki eğer benim ümmetimden azaba uğrayacaklar varsa; ihtiyar hanımlar yerine Hz. Hatice (ra),Hz. Aişe (ra) cehenneme girsin; kızların yerine kızım Hz. Fatıma (ra) cehenneme girsin; ihtiyar erkeklerin yerine halifelerim girsin; genç erkeklerin yerine torunlarım girsin.” diyecektir. Resulü Ekrem (sav) bu şekilde her şeyini bize verdiği hâlde biz O’nu her cuma üzersek bu çok büyük bir vicdansızlıktır. İnsan hiç cenneti düşünmezse, hiç cehennemi düşünmezse sadece Resulü Ekrem’i (sav) düşünse inşallah kendini günahlardan muhafaza edecektir. Bunun için hadis vardır: “Hayâ etmediğiniz vakit her şeyi yapın.”.Yani Allah’tan (c.c) utanın, Resulü Ekrem’den (sav) utanın. Cennet, cehennem için amel yapmayın, Allah (c.c)  için Allah’a (c.c) ibadet edin.

Cumartesi, pazar günleri insanın amel defteri anne-babasının eline geçecektir. Baba üç kısımdır; Meşaih-i Kiram, Ulema-i Salihin, mezheb-i babadır. İnsanın defteri kötü olursa, defteri bu insanların önüne geldiğinde hiç utanmaz mı?

Rabb-ül Âlemin (c.c) sizi de, bizi de, bütün İslam âlemini de bütün kötü ahlaklardan vazgeçirsin, hepimize ahlak-ı hasene nasip etsin. Sünnet-i seniyyenin mutabaatını, Tarikat-ı Nakşibendî’nin hayrını hepimize nasip etsin inşallah. Allahu teala  (c.c) hepinizden razı olsun inşallah. Bizlere de dua edersiniz inşallah. Rabb-ül Âlemin (c.c) hem maneviyatımıza hem de vücudumuza şifa versin, günahlarımızı affetsin, medrese-i tedrisatımızı devam ettirsin inşallah. Hakkınızı helal edersiniz.

RİSALE-İ NURLA İLGİLİ BİR SORU ÜZERİNE

Risale-i Nur’da iman takviyesi vardır, tarikatte ise nefis terbiyesi vardır. İman olmadığı zaman nefis terbiyesi de olmaz. İman olduktan sonra tarikat de şarttır. Allah (c.c) razı olsun, Bediüzzaman da böyle söylüyor. Biz onlara kötü demiyoruz, bunu söylemeye hakkımız yoktur. Medresede biz her gece Risale-i Nur okuyoruz, çünkü onu bir ilim kabul ediyoruz; fakat “Zaman tarikat devri değil Risale-i Nur devridir.”  demek yanlıştır, bu şahsa ait bir laftır. Bediüzzaman,  İmam Rabbani Hazretleri’nin Mektubat’ından bahseder.

Hz.Diyauddin (ks) savaştan geldiği zaman, halifelerinden Molla Emin’e   –biz Molla Mazlum diyoruz- ; “Bizim vazifemiz bundan sonra tebliğdir.”  diyor. Molla Emin Hz.Diyauddin’in halifesidir. Molla Emin sükût ediyor. Hazret ona neden sustuğunu soruyor. Molla Emin de  “Ben sizin ne dediğinizi anlamadım.”  diyor. Hz.Diyauddin de “ Şimdiye kadar bizim vazifemiz tarikattı. Tarikat odur ki insanın imanı iyi olursa nefsini terbiye etmek, derecesini yükseltmek içindir. Bundan sonra vazifemiz, tebliğdir. Savaşlar yüzünden medreseler bitti, her şey bitti. Bu yüzden biz bundan sonra tebliğ yapacağız, insanları İslamiyet’e çağıracağız. Gelin, Müslüman olun diyeceğiz.”diyor. Risale-i Nur da o dönemde yayılmıştır. Şimdi hangi Müslüman imanı olmadan Risale-i Nur okur? Elhamdü-lillah imanları çoktur, imanlarının delilleri de vardır, zikirleri de Şah-ı Nakşibendî Hazretleri’nin zikirlerinden biridir.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "