Kadınların Dinimizdeki Vazifeleri

 

 
7.BÖLÜM

KADINLARIN DİNİMİZDEKİ VAZİFELERİ

İlim azaldı. İlim olmadığı zaman din de olmuyor. Hz.Diyauddin (k.s.) bir savaştan dönerken halifesi Veli Emin’e soruyor: “Siz talebelere ders veriyorsunuz, talebeler derse devam ediyorlar mı ?” Veli Emin de: “Biz ancak canımızı kurtarırız talebelere nasıl ders veririz.” diye cevap verir. Hz.Diyauddin(k.s.) kızar ve: “Biz niçin savaş ettik? Dinimiz için savaş ettik, din ilimsiz olur mu?” der. Maalesef gerçek olarak da böyledir.

Ayet-i kerimede mealen şöyle der: “Sahabe-i kiram savaşa gittiği zaman bir kısmı senin yanında kalsın, ilim öğrensin, sonra diğerleri geldiği vakit onlara öğretsinler.”

Burada Peygamberimiz’e (s.a.s) Allahu Teâlâ emrediyor. Bu ayet-i kerime Müslümanlara vaciptir. Herkes kendi çocuklarını dinî yönde eğitsin.

Birgün çok büyük bir zat vefat etti. Şimdi ben düşünüyorum, Türkiye’de hepimiz toplansak onun kadar değerli ve bilgili bir hocanın çıkması mümkün değil. Demek ki dinimiz bu kadar zayıf düşmüş. Hepimiz şu an keyfediyoruz, çocuklarımızın birine bile dini eğitimi vermiyoruz.

İnsanlar dese ki Allah Rezzak’tır, Rahman’dır, Rahim’dir. Ben çocuğuma dinî eğitimi versem, ama bunu kimse yapmıyor. Burada görev hanımlara düşüyor.

Hanımların dinimizde iki görevi vardır; biri kocasının emirlerini yerine getirmek, ona riayet etmek, kocasına mahbup olmak, maşuk olmak, onu kötü ahlaklardan vazgeçirmektir.

Bir gün Resulü Zişan’a (s.a.s.) bir Arap şöyle der: “Ya Rasulullah, eğer sen Allah’ın Resulü isen bana bir alamet söyle ki ben iman edeyim.” Peygamberimiz(s.a.v.): “Git o ağaca söyle Rasulullah seni çağırıyor yanıma gelsin diyor de. O zaman iman edecek misin?” O Arap ağacın yanına gider ve Rasulullah’ın (s.a.s)  emrini söyler. Ağaç kökleriyle beraber insan gibi yavaş yavaş Rasulullah’ın(s.a.s.) yanına gelir ve O’na selam verir. Arap bunu görünce: “Allah şahit ki Sen Allah’ın Resulüsün.” der ve iman eder. Adam geri gitmesini ister Resulü Ekrem(s.a.s.) ağaca git der ve ağaç yerine gidip yerleşir. Adam der ki: “Sen Allah’ın Rasulüsün ben sana secde etsem.” Peygamberimiz(s.a.s.) cevap verir: “Eğer caiz olsaydı (insandan insana secde caiz olsaydı) hanımların kocalarına secde etmelerini emrederdim.”

Hz.Minarete, Gavs-ı Hizandan önce yaşamış saliha bir hanımmış. Kocası çok kötü ahlaklıymış. Hanımı ona çok iyi davranırmış ve onun hidayetine vesile olmuş. Eşiyle beraber 20 tane camii bir de Medrese-i Tahiye’yi yaptırmış. Binlerce insan buradan mezun olmuştur. Şeyh Abdurrahman-ı Tahi’nin (k.s.) babası Şeyh Mahmut orada müderrislik yapmıştır. Yine vakıflar yaptırmışlardır. Ramazanın 27.gecesi onların tavsiyesi üzerine Hz.Minarete’ye hatimler okunur hediye edilir. Eğer Müslüman bir kadın namazlı niyazlı olursa, eşine örnek ve vesile olacaktır. Bir gün  Hz.Diyauddin(k.s.) teveccüh yapar ve sofilerden bir tanesi cezbeye girer ve kendinden geçer. Sofinin eşi bu durumdan rahatsız olur, Hz. Diyauddin’in huzuruna varır. Kocasının delirdiğini söyler, yardım ister. Hz.Diyauddin kocasının durumunun çok iyi, mertebesinin çok yüksek olduğunu söyler. Kadın ısrar edince Hazret (Hz. Diyauddin) de namaz kılmayan bir kadının yemeğinden yedirilmesini tavsiye eder. O yemekten yiyince sofi cezbeden kurtulur eski hâline gelir. Müslüman bir kadın iyi olursa kocasına da faydası olacaktır ve onu Allah’a yaklaştıracaktır. Eğer kadın kötü huylu olursa kocasına da zararı dokunacaktır.

Peygamberimiz (s.a.v.) erkeklere şöyle bir tavsiyede bulunmuştur: “Kadınları nikâh edeceğiniz zaman, dindar olanını tercih ediniz.” Hadiste şöyle buyuruyor:  “Kadın 4 şey için nikâh edilir:

  1. Güzelliği için
  2. Malı için
  3. Soyu için
  4. Dini için

Siz 4.’sünü tercih ediniz, yani dindar ve güzel ahlaklı olanını seçiniz.”

Kadınlar erkeklerin meyvesidir. Eğer meyveye bakılırsa çok güzelleşir; bakılmazsa bozulur, çürür. Erkekler de hanımların kıymetini bilmelidir.

Kadının dinimizdeki ikinci vazifesi ise çocuğunun dinî eğitimine önem vermesidir. Rasul-i Ekrem(s.a.s.) diyor ki: “Cennet anaların ayağı altındadır.” Bunu iki şekilde yorumlamışlardır: Birinci yorumu anaya itaat etmektir eğer anaya itaat etmezse o kişi cennetini kaybedecektir. Anaya itaat ile cennet kazanılmaktadır. İkinci yorumu ise eğer anneniz size dinî eğitiminizi vermişse biliniz ki o anne cenneti kazanmıştır. Anne dinî eğitimi verememişse neuzibillah o anne cennet yerine cehennem kazanmıştır.

Peygamberimiz (s.a.v.)bir hadiste şöyle buyurur: “Hiçbir çocuk yoktur ki doğduğunda Müslüman olmasın onu anası babası ya Yahudi ya Hıristiyan ya da Mecusi yapar.”

Şükürler olsun ki Rabbülâlemin bizleri Müslüman yarattı, Ehli Sünnet Vel’cemaat yarattı. Bu ilahî bir nimettir. Biz bunun kadri ve kıymetini bilirsek dünyada da ahirette de muvaffak oluruz. Allah’ın cemaline nail oluruz. Rasulullah’ın (s.a.s) ve Sadat-ı Kiram’ın cemaatine dâhil oluruz İNŞAALLAH. Eğer değerini bilmezsek ne dünyada ne de ahirette faydasını görürüz.

SAADAT-I KİRAMIN HİMMETİ

Seyda-i Tahi(k.s.) hacca gittiğinde Ravza’nın içine giriyor. Ravza’dan ses geliyor ve müjdeliyor: “ Rabbülâlemin ahir zamanda sizin tarikatınıza gireceklerin sekeratını sehredecektir ve imanını kurtaracaktır.” Çok büyük bir nimettir bu, inşaallah onların hatırına imanlarını muhafaza edecektir.

Bediüzzaman, Seyda-i Tahi(k.s.) hakkında şöyle söylüyor : “İnsan suretinde melek görmek istiyorsanız Nurşin’e gidin Seyda-i Tahi’nin cemaatinde bazı insanları göreceksiniz, melekler insan şeklindedir.” Eğer insan ciddî olarak Allah’a teslim olursa o kadar büyük biri olur ki Allah katında çok büyük derecelere ulaşır ve Allah tarafından da insanlara çok faydası dokunur. Allah bazı insanların ruhaniyetlerini öldükten sonra bile gönderir ve insanlara yardım ettirir. Saadat-ı Kiram bunlardandır.

Seyda-i Tahi’yi (k.s.) bir gün Gavs-ı Hizan(k.s.) bir işe gönderir. Dönerken yolda başına bir kaya yuvarlanır o esnada Seyda-i Tahi: “Ya Gavs!” der. Bu esnada Gavs-i Hizan(k.s.) Gayda’da camide oturmaktadır Gavs(k.s.) ayağını uzatır ve ayağından kan gelir. Bunu gören müridleri bir anlam veremezler. Seyda-i Tahi gelince Gavs sorar: “Nasıldı?” Seyda-i Tahi: “Eğer Gavs’ın ayağı olmasaydı kaya beni öldürürdü.”der. Sadakat böyle olmalıdır. Seyda-i Tahi, Gavs-ı Hizani’ye çok sadık olduğu için kaç kilometre uzaktan “Ya Gavs” dediğinde Gavs-ı Hizani Gayda’dan ayağını uzatmış onu muhafaza etmiştir. Biz şimdi yüz bin kere “Ya Gavs” desek göremiyoruz bu Gavs’ın eksikliğinden değil bizim eksikliğimizdendir.
Abdülkadir Geylani(k.s.)diyor ki: “Ben Kutbul Aktabım siz sıkıntıya girdiğiniz vakit beni çağırın, ben sizin yardımınıza gelirim.” Şimdi kaç kez söylesek de yardım gelmiyor, neden? Çünkü sadakatimiz yoktur, eksiktir. Hepimiz samimi olarak isteseydik verilirdi.

Allahü Teala şöyle buyuruyor ki: “Siz isteyin vereyim.” Bizim niyetimizde sadakat yok ki ettiğimiz dualar da kabul olmuyor.

Allahu Rabbülâlemin sizi de bizi de inşaallah Sadat-ı Kiram’ın yolundan ayırmasın, gerçek olarak ehli tarik yapsın.(Amin)

Bir insan tarikata girdiği zaman görevlerini tam yapmayıp şeklen ona girmediği zaman  hem kendine hem tarikata hem de Saadat-ı Kiram’a zarar verir.

İnsanın dini için çokça çalışması gerekiyor. Bir Ermeni varmış Seyda-ı Tahi’yi çok sevmiş. Seyda-ı Tahi’nin talebelerinin yemeğini o verirmiş ama Rabbülâlemin hidayet vermemiş, Müslüman olmamış. Bir gün birisi onun yanına gitmiş ve demiş ki: “Sen Seyda-ı Tahi’yi bu kadar seviyorsun da neden onun dinine girmiyorsun?” Ermeni adam demiş ki: “Ben bilsem ki benden Seyda-ı Tahi gibi bir zat çıkacak hemen Müslüman olurdum. Ben Ermeniliğimi senin Müslümanlığına değiştirmem.”

O Ermeni inanmış ki İslam dini haktır ve Seyda-ı Tahi gibi âlim zatlar da vardır ama görmüş ki kötü, namaz kılmayan, gayri meşru hareket eden insanlar da vardır, o yüzden Müslüman olmamıştır, öyle olmaktan korkmuştur.

Bir gün Seyda-ı Tahi(k.s.) köprü yaparken örgencilerine Hazma Şıh adındaki köye gitmelerini ve köyün erkeklerini çağırmalarını söyler. Şeyh Kadir ve arkadaşı: “Biz beraber gidelim ama onlar Ermenidir gelirler mi?” diye sorarlar. Seyda-ı Tahi: “Siz falan ağanın yanına gidin Seyda emretmiş deyin onların hepsi gelirler.” der. Öğrencileri giderler ev sahibi köyün hepsini çağırır toplar ve der ki: “Bize Seyda-ı Tahi’nin sohbetini yapsanız.” Şeyh Kadir sohbete başlar ve bunların hepsi cezbeye girerler, Şeyh Kadir der ki: “Ben, bunlarI iman getirene kadar sohbete devam edeceğim.” ve istimdat ister. Kulağına şu gelir: “Ey Resulüm sen istediğini hidayete erdirecek değilsin. Allah hidayeti dilediğine verir.” Şeyh Kadir sohbetini bırakınca Ermeniler kendine gelir. Şeyh Kadir: “Neden Müslüman olmuyorsunuz? Ve Seyda-ı Tahi kimdir?”der. Ermeniler de :”Seyda-ı Tahi’yi tanımadınız mı? Bir peygamberdir.” derler.

Eğer Müslüman olsalardı, cemaatleri iyi olsaydı, onu peygamber zannetmezlerdi. Resul-i Ekrem(s.a.v.) önce kendi nefsine dua eder sonra başkalarına dua ederdi.

Birbirimize dua ile yardım etmeliyiz, zaman dardır, iman gidecektir haberimiz olamayacaktır. Rabbim iman ile ölenlerden olmayı nasip etsin.

İMAN ZENGİNLİĞİ

Mal ile zengin olunmaz. Kıymeti de yoktur, asıl zenginlik ilim zenginliğidir ve amelle birleşince insanı çok yüksek mertebelere ulaştırır.

Ahmet Rufa-i(k.s.) hacca gittiği zaman Ravza’nın önüne gelince selam veriyor: “Esselamu Aleyke Ya Ceddi” o zamana kadar kimse Ahmet Rufa-i’nin (k.s.) seyyid olduğunu bilmiyormuş. Ravza’dan ses gelir: “Esselamu Aleyke Ya Evladi!”

Sonra Rufa-i Hz.(k.s.)  diyor ki: “ Ben uzaklardan ruhumu gönderirdim, Sen’in elini ayağını öpmek için Ya Rasulullah! Şimdi Allah nasip etti kendim geldim, istiyorum ki sen o mübarek sağ elini uzatsan ben de öpsem.” Orda birçok insan görür ki Ravza açılır, Peygamberimiz(s.a.s.)sağ elini uzatır ve Rufa-i(k.s.)da öper. Bunu görenlerden bir kısmı orada can verir, bir kısmı delirir, birçoğu da kendinden geçer. İşte bu bütün dünyaya bedeldir, asıl zenginlik budur.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "