SEYDA FADLULLAH HAZRETLERİNİN TASAVVUF ANLAYIŞI

A     Allah’a itaat, Resulullah’a Mutabaat, Bid’atlerden Kaçma

Seyda Hazretleri’nin üstünde durduğu yolumuzun ana esası, Kuran-ı Kerim’e ve sünnet-i nebeviye tabiiyettir. Bu esası Ali İmran, 31 ayet-i kerimesinin tefsirini bizlere okuyarak sık sık dile getirmiştir.

"De ki: "Eğer Allah´ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafur ve rahimdir." (Âl-i İmran, 31).

            Bu ayet-i kerimenin tefsirini yapan Seyda Fadlullah Hazretleri bu hususu şöyle açıkladılar: “Eğer Allah’ın sizi sevmesini arzu ediyorsanız Resûl-ü Ekrem’e uyunuz. Çünkü Resûl-ü Ekrem’e uyduğunuzda Allah’a itaat etmiş olursunuz. Allah ise kendine itaat eden herkesi sever. Yine Resûl-ü Ekrem’e uymanızda, Allah’a itaat, O’na tazim vardır. O’nun dışındaki bütün varlıklara, tazimi terkten başka bir şeye davet yoktur. Allah’ı seven herkes, buna arzu duyar. Çünkü muhabbet, sevilene tamamıyla yönelmeyi ve sevilen dışındaki her şeyden yüz çevirmeyi gerektirir. Eğer ona uyulmuyorsa bu o sevginin bulunmadığına dalalet eder.” Allah (c.c)’ın emirlerine itaat, Resullah (s.a.v)’ın sünnetine uyma ve muhabbet… İşte bu ayet-i kerimenin anlattığı 3 manayı bize öğreten ve hayatlarımıza yerleştiren Seyda (k.s) Kur’an çizgisine bağlı tasavvuf anlayışını da bizlere gösteriyordu. Seyda (k.s)’ya göre bize öğrettiği temel prensip, binlerce nafilenin, bir farzın yerini tutamayacağı bilinciydi. Şöyle derdi: “Binlerce rekât nafile namaz ve tespih sabah namazının bir rekâtına denk olmaz. İnsan keşke gece uyusaydı da sabah namazına kalksaydı.”.

 

Seyda (k.s)’nın sohbetleri, yaşantısı, nasihatlerinde ve ikazlarında Allah Teâlâ’nın helal dairesi içinde uygun bir yaşantı tavsiye edilir. Yetiştirmiş olduğu talebeleri incelendiğinde Allah Teâlâ’nın emrine uygun yaşamaya gayret eden, helal ve haramlara dikkat eden kişileri görürsünüz. Seyda Hazretleri fetva çizgisinde değil, takva çizgisinde yaşamayı tavsiye ederdi ve bunda son nokta yoktu. Her zaman daha iyisi, daha incesi… Çünkü kendisi böyle yaşıyordu.

Kur’an ve sünnetin birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu ve sünnete uyma konusunun ehemmiyetini belirtmek için “İnsanlar namazın ardından yapılan tespihatı ihmal ediyorlar. Eğer bunu bir sünneti küçümsemeden dolayı yapıyorlar ise bu ayetin hükmüne muhalif harekettir. Bunun küfre kadar gidebilecek tehlikeli sonuçları vardır.” diyerek defaatle sünnete uymanın ehemmiyetini bize göstermiştir. İnsanların hâl ve hareketlerini dikkatle kontrol eder, güzel davranışlar sergileyenleri takdirle karşılardı. O, dışarıda yanlış işler işleyip yanında el bağlayıp boyun bükmeyi bir tarikat edebi olarak görmezdi. Lakin İslam’ın beş şartından biri olan namaz için: “ ‘Salâtı (namazı) olmayanın dini de yoktur.’ gibi ağır hadisler vardır. Namaz kılmayan bir insanın imanında şüphe vardır: Acaba bu kişinin imanı var mıdır, yok mudur? Hatta 70 tane sahabe-i kiram (r.a) ki onlardan birisi de Hz. Aişe (r.a) annemizdir, onların görüşü budur ki: ‘Kasıtlı namaz kılmayan birisinin imanı yoktur.’ Yani bu 70 sahabe-i kiram (r.a) namaz kılmayan bir insanı gayr-ı müslim saymışlardır. Fakat dört mezhep ittifakıyla: ‘Eğer namaz kılmayan bir insan namazı inkâr etmezse kâfir değil, fakat çok ağır günahkârdır.’ Hatta dinin nazarında namaz kılmayan bir kimse köpekten daha aşağıdır., Rabb-ül Âlemin (c.c) katında bir vaktin cezası, 80 bin sene cehennemdir.”  derdi.

Resûl-ü Ekrem’i sevme ve ondan utanma, devamlı şekilde Allah’ın huzur ve murakabesinde bulunmak, ilim öğrenme, amellere teşvik, kul hakkına riayet etme, cemaate devam, kimseyi kırmama, bid’at ve ruhsatlardan uzak durmak, dünya sevgisinden uzaklaşma, hastalıklara sabır, hizmet etme, ihtiraslardan ve uyuşukluktan sıyrılmak, övmeyi ve yermeyi bir tutmak, sıla-i rahim, ticari ahlak, hukuki anlayış… Bu sıralamaya birçok madde daha ekleyebiliriz. Seyda (k.s)’nın anlayışına vakıf olmanın yolunu kısaca şu hadis-i şerif özetleyebilir. Hz. Aişe Validemize Hz. Peygamber (s.a.v)’in ahlakı sorulduğu zaman “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur’andı.” cevabını vermiştir. Seyda Hazretleri’nin de insanlardan istediği güzel ahlak ve anlayış sahibi olmaları idi.

  İtikadın Doğru Olması

Seyda (k.s)’nınönemle üzerinde durduğu bir diğer konu itikattır. Sohbetlerinde “HerMüslümanın bilmesi gereken, öğrenmesi farz olan ilim,  akaid ilmidir. Her Müslüman, ‘Allah’a nasıl inanılır, Resûlü Ekrem (s.a.v) kimdir, nerede doğmuştur, nerede vefat etmiştir, diğer peygamberler kimdir, ehl-i sünnet inancı nasıl olmalıdır, melaike-i kiram kimdir, kaza ve kader nedir?’ öğrenip, bunları aile efradına öğretmekle sorumludur. Çünkü insanın itikadı eksik olursa yapmış olduğu hiçbir amelin ona faydası yoktur.” sözleri bizlerin eksiği olan konulara dikkat çekmiştir. Bugün insanlar ile biraz daha detaylı ilgilenildiğinde Seyda’nın bu sözü daha iyi anlaşılabilir. İtikatte mezhebini ve imamının ismi öğretilmemiş bir neslin çocuklarının itikat konularını okuma, öğrenme zorunluluğunu, Seyda (k.s) sohbetlerinde sık sık dile getirirdi. Seyda Molla Muhyeddin Hazretleri’nin “Eskiden insanlar tarikata girmek istediklerinde onlara sorulurdu: ‘Kaza namazın, kaza orucun var mı? Kul hakkı üzerinde varsa tüm bunları öde, sonra yanımıza gel.’ Fakat biz bu zamanda yanımıza gelen insanlara, bir taraftan tebliğ vazifesini yerine getiriyoruz, diğer taraftan da usul ve adabı öğretiyoruz.” diyerek zamanımız mürşitlerinin görevinin zorluğuna işaret etmiştir.

Sünnet-i Seniyyeye Uymak ve Muhabbet

Seyda Hazretleri Allah Teâlâ’yı sevmenin Resûl-ü Ekrem’e  uymakla mümkün olacağını söylerdi ve derdi ki: “Bir düşünün Allah Teâlâ O’nu ne kadar sevmiş? ‘Gece gündüz bana ibadet edin ancak o zaman sizi severim.’ demeyip ‘Resûl-ü Ekrem (s.a.v) ’e tabi olun, O nasıl yapmışsa siz de onun gibi yapın, o zaman sizi affederim, sizi severim.’ demiş. O hâlde bizim de Müslüman olarak Resûl-ü Ekrem (s.a.v)’in hayatını çok okumamız gerekir. Sizler okur-yazar insanlarsınız, ‘Resûlü Ekrem (s.a.v)  nasıl yaşardı, nasıl yemek yerdi, gece nasıl yatardı, nasıl sabah namazını kılardı?’ bilmeniz gerekir. Eğer biz bunları yerine getirirsek Rabb-ül Âlemîn (c.c)’in muhabbetini kazanırız. Eğer Resûlü Ekrem (s.a.v)’e  gerçek manada tâbi olmazsak biz ne kadar Allah'ı sevdiğimizi söylesek de yalan söylemiş oluruz. Çünkü Rabb-ül Âlemîn (c.c) kendi sevgisini Resûlü Ekrem (s.a.v) ’in sevgisine bağlamıştır.” cümleleri kulaklarımızda hala yankılanıyor.

Seyda (k.s)  bütün sünnetleri yerine getirmeye gayret eder ve bizlere de sünnetlere uymamızı tavsiye ederdi. “Resûlü Ekrem’in hiçbir sözü, hiçbir hareketi gözümüze küçük gelmesin. Eve sağ ayağımızla girersek, sol ayağımızla çıkarsak Resûl-ü Ekrem’in sünnetini yerine getirmiş oluruz.” derdi.

Seyda (k.s)’dan  hiç bilmediğimiz sünnetleri öğrendik. O’nun hareketleriyle sünnet zannettiğimiz yanlışları düzelttik, şu olay bunun güzel bir örneğidir: Bir gün Seyda (k.s) talebesinin önünde yürürken ayağını yere sürümüş. Ayağını yere sürüyerek yürümenin sünnete muhalif olduğunu, ayna vazifesi görerek göstermiştir. Bazı zaman kerameten, bazı zaman nasihatle bizi sünnet çizgisinde yaşamaya teşvik etmiştir.

Seyda (k.s) Ali İmran suresindeki Ayet-i Kerime’nin sevme hakikatinin hangi usul takip edilirse doğru yola götüreceğini yaşantısı ile tesbit etti. Uyulması gereken sünnetlerin canlı misalini onda görebilirdiniz.Abdest ve beş vakit namaza dair sünnetler, duha ve evvabin namazları, teheccüd namazı; sünnet ezkarlar, dualar; otururken, yatarken, gezerken, konuşurken, nikâh kıyılırken, eşler arası hukukta, alış veriş yaparken…

 

Muhabbet

Seyda (k.s)’nın tarikat usulünde dikkat ettiği önemli hususlardan biri de sevgi ve muhabbettir. Seyda (k.s) sevginin rızayı kazandıracağını, birlikteliği getireceğini biliyordu. Bir sohbetinde “Abdurrahman-ı Taği (k.s) ‘Tarikatın temeli ihlâs, muhabbet ve teslimiyettir.’ dedi, ama ben diyorum ki muhabbet, muhabbet, muhabbettir.”.

Seyda (k.s)’nın fıtratı sevgi ve muhabbet üzerine yaratılmıştı. O’nu rahatlatan sevdiği insanlarla – üç, beş kişi de olsa-  oturmak, muhabbet etmekti. Tüm ihvanlara karşı eşsiz bir şefkati ve merhameti vardı. Burada Seyda ile ilgili üzerinde durulması gereken iki konu vardır:

1- Hak dostu ve Resulullah aşığı Seyda: Seyda (k.s) ’nın  sevdiği, gerçek dostu Allah Teâlâ ve Resullullah (s.a.v)’tır.

2-Seyda’yı sevenler (biz fakirler) …

         Bu iki sevgi üzerinde düşünülmelidir ki bugün bir şeyhi sevmenin ne demek olduğu daha iyi anlaşılabilsin. Onlar Allah’ı severken, Resûl-ü Ekrem’e âşıkken; biz onlara ne ifade ediyoruz da onlar bizi seviyorlar. Onlar,  eşrefi mahlûkata baktıklarında Resûl-ü Ekrem’den yayılan rayihadan bir parça görürler. Her bir insanda bu rayihanın değişik bir tezahürü vardır. Onlar tüm canlıları severken bu pencereden baktıklarından herkese karşı şefkatlidirler. Onlar kendilerini sevmeyenleri de severler ve bu sevginin karşılıklı olması da gerekmez. Onlar bir taşa baktıklarında taş elmasa dönüşebilir.

 

Biz Seyda’yı tanımasaydık; Seyda’nın sadakatini, azmini, muhabbetini, ihlâsını görmeseydik;Resûlü Ekrem’inderecesini, çektiği sıkıntılara tahammülünü, ibadet gayretini anlamamız mümkün olmazdı. Seyda, Hz. Resûl’ün denizinden bir damladır. O bir damlaysa Resûlü Ekrem nasıldır? Seyda gibi zatlar, Resûlü Ekrem’in hayatının bir kısmının yansımasıdır ve bize canlı olarak Resûl-ü Ekrem’in davranışlarını fiiliyatıyla, iç âlemleriyle bize yansıtırlar. Dolayısıyla biz bu müşahede ile Hz. Resûl’un değerini daha iyi anlayabiliriz.

         Her işte bir rehbere ihtiyacı olan insanın sevgiyi öğrenme durumunda da bir rehbere ihtiyacı vardır. Onlar bizi bir tezahürün parçası olarak sevdilerse biz onları neden sevdik? Bizler Seyda (k.s)’yıResûlü Ekrem’in canlı bir portresi gibi yaşadığı için sevdik, onun vasıtasıyla da Resûlü Ekrem’i sevmeyi öğrendik. Hz.Resûl’ün vasıtasıyla da Allahu Teâlâ'yı sevmeyi öğrendik. Çünkü Allah'ı, Resûlü Ekrem (s.a.v) ’i tanımadan sevemezsiniz. Önce onların hâline bürünen, onları yansıtan insanları seversiniz. Bu şekilde Allah-u Teâlâ’yı ve Resûlü Ekrem’itanımayı ve sevmeyi öğrenirsiniz.Mürit, Allah-u Teâlâ’ya şeyhinin teveccühü altında yaklaşır.Allah’a sevgili olanlar: Allah’ı kullarına sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihatle dolaşanlardır.

        

İnsanlar bu büyük zatları görmeselerdi ve yanlarında olmadan sadece tasvvufu ve yaşananları kitaplardan okuyarak belli kısımlarını anlayabilirlerdi. Elbette ki bu zatların yanında belli müddet oturmak, sohbetini dinlemek ve iç âlemine vakıf olmak, bir kitabın yüz kere okumasından daha faydalıdır. Siz bir yemeğin tadına bakıp hissettiğinizi tam olarak anlatamayabilirsiniz. Fakat o yemeğin tadına bakmadan onu kitaptan okuyarak ancak öğrenebilirsiniz ancak tadına bakmadan bilemezsiniz. Allah Teâlâ’nın veli kulları da böyledir. Bu maneviyat denizinden tadan insan, hissettiklerini kitap cümleleri kadar düzgün olarak ifade edemese de, bu istifadeyi okuduğu kitapların satır aralarında da bulamaz. Seyda’nın talebelerine öğrettiği tasavvufun genel anlayışı onun “kal ilmi” değil “hal ilmi” olmasıdır.

 

“İnayetine sığındım, kapına geldim.
Hidayetine sığındım, lütfuna geldim
Kulluk edemedim, affına geldim
Şaşırtma beni, doğruyu söylet
Neş'eni duyur, hakikatı öğret
Sen duyurmazsan ben duyamam
Sen söyletmezsen ben söyleyemem
Sen sevdirmezsen ben sevemem
Sevdir bize hep sevdiklerini
Yerdir bize hep yerdiklerini
Yar et bize erdirdiklerini