TEVESSÜL NEDİR?

Hz. Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre  Hz. Âdem (a.s) cennetten çıkarılmasına sebep olan hatayı işledikten sonra uzun süre affedilmesi için dua ve niyazda bulundu. Duası bir türlü kabul edilmedi. Sonra: “Allah’ım beni Muhammed’in hakkı için affeyle tövbemi kabul buyur.” diye yalvardı. Cenab-ı Hakk: “Sen Muhammed’i nereden tanıyorsun?” diye sorunca Âdem (a.s), yaratıldığı zaman başını kaldırıp arşa baktığında sütunlarında “La ilahe illallah muhammedenresullullah” cümlesini gördüğünü, ismi Allah ismiyle yazılan birinin O’nun sevdiği bir kul olması gerektiğini düşündüğünü ve bundan dolayı onun ismiyle tevessül ettiğini söyledi.Allah Teâlâ; doğru söylediğini, ahir zaman peygamberinin hatırına affedildiğini ve O olmasaydı kendisinin de (Âdem a.s) yaratılmayacağını ona bildirmiştir.

TEVESSÜL NEDİR?

 

Tevessül, Arapça  “vesile” kelimesinden gelmektedir. Vesile; derece, yakınlık, şefaat, başkasına yaklaşmak için vasıta kılınan şey manalarına gelir. Ayrıca vesile, cennette yüksek bir derecenin ve Peygamber Efendimizin şefaatinin adıdır.

Tevessül; Allah Teâlâ’ya yaklaşmak, huzurunda manevi itibar ve derece bulmak yahut bir faydanın elde edilip zararın defedilmesiyle ihtiyacını gidermek için salih bir amel veya zatla Cenab-ı Hakk’a yakınlık sağlamaktır.

Allah Teâlâ’nın razı olduğu şekil ve amellerle meşru olan vesilelerin temelini üç şey oluşturmaktadır:

Birincisi; kendisine tevessül olunan zat ki O, Allah Teâlâ’dır.

İkincisi; tevessül eden zat ki o, Allah Teâlâ’nın yakınlığını isteyen yahut bir hayrın ele geçip bir şerrin defedilmesi ile ihtiyacının giderilmesini arzulayan zayıf aciz kuldur.

Üçüncüsü; kendisi ile tevessül olunan şey ki bu, kulun kendisi ile Allah Teâlâ’ya yakınlık sağladığı salih ameller ve şahıslardır.

Yapılan tevessülün fayda vermesi ve ihtiyacın giderilmesi içinde bazı şartların bulunması gerekir.

1-Tevessül edenin vesileye ve faydasına inanan salih bir mümin olması gerekir.

2-Tevessül edilen amelin Allah Teâlâ’nın vesilesi için meşru kıldığı, rağbet ettiği bir amel olması gerekir.

3-Bu meşru amelin Allah’ın Resulünün öğrettiği şekilde Allah’a yakınlık için yapılması gerekir.

Bidat ve haram olan amellerle, salih olmayan kimselerle de Allah Teâlâ’ya yakınlık sağlanmaz. İman ve salih amellerle Allah Teâlâ’ya yaklaşma konusunda İslam ümmetinin ittifakı vardır. İhtilaf ve münakaşaya sebep olan tevessül ise zatlarla yapılan tevessüldür.

Peygamber Efendimizi ve bütün salihleri sevmek, onların halleriyle hâllenmek, bereketlerinden istifade etmek ilahi bir emir olup salih amellere girmektedir.Hayatta veya vefat eden zatların ruhlarından istifade edilebilir. Kabir ehli, âlemi berzahta hayattadır. Birbirlerini ziyaret ederler. Hayatta olanlardan kötü haber duyduklarında rahatsız olurlar.  Nimetlenir ve azap görürler. Hayattakilerin ameli bu ruhlara gösterildiğinde, iyi ameller için Allah’a hamd edip sevinirler ve daha fazlasını yapmaları için dua ederler.Kötü ameller için de şöyle dua ederler: ”Allah’ım onları taat ve ibadete döndür. Bizi hidayete erdirdiğin gibi onları da hidayete erdir.” Başka bir hadis-i şerifte: “Ölen kimse defin edildikten sonra kendisini defin eden cemaatin geri dönüşlerindeki ayak seslerini işitir. Ölü kendisini taşıyanı, yıkayanı, kabre koyanı tanır.” (Ahmed, Müsned, 126/11600) buyrulur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Bedir’de ölen kâfirlerin cesetlerinin Kalib kuyusuna atılmalarını emretti. Onlar kuyuya atıldıktan sonra o kuyunun başına gelen Peygamber Efendimiz, ölülerin baba adlarıyla beraber kendi isimlerini teker teker söyledi ve şöyle buyurdu: “Rabbimizin verdiği vaadin doğru olduğunu gördünüz mü? Ben doğru olduğunu gördüm.”Bu hitap üzerine Hz. Ömer (r.a ) şöyle dedi: ”Bu leş haline gelen kimselere mi söylüyorsun? Onlar nasıl duyarlar?” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: ”Beni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki siz onlardan daha fazla işitici değilsiniz.” (Buhari)

Hz. Aişe’den (r.a ) rivayet edilen bir hadis-i şerifte: “Bir adam kardeşinin kabrini ziyaret edip yanına oturduğunda, o kendisini tanıyarak sevinir, verdiği selama karşılık verir ve bu hal o kişi kalkıncaya kadar devam eder.” buyrulur. Bir başka hadis-i şerifte: “Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Onlara iyi kefen alınız. Çünkü ölüler, onlarla iftihar edip birbirlerinin ziyaretine giderler.”buyrulmuştur. Bu hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki ölüler de kendilerine özgü bir yaşamla diridirler.

Meşru olan tevessül şu başlıklar altında toplanabilir;

1-Peygamber (s.a.v.)  ile tevessül,

2-Salih kullar ile tevessül,

3-Salihlerin duası ile tevessül,

4-Amellerle tevessül,

5-Esma-ül Hüsna ile tevessül.

Dünya ve ahirette Allah Teâlâ’ya yaklaşmaya, O’na ihtiyaçlarımızı arz etmeye, sayesinde günahlarımızın bağışlanmasına, ihsanlara kavuşmamıza en büyük vesile Peygamber Efendimiz (s.a.v)dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), dünyaya teşrif etmeden önce, hayatı saadetlerinde ve ahirete irtihallerinden sonra Allah’a tevessül edilmiştir.

Hz. Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre  Hz. Âdem (a.s) cennetten çıkarılmasına sebep olan hatayı işledikten sonra uzun süre affedilmesi için dua ve niyazda bulundu. Duası bir türlü kabul edilmedi. Sonra: “Allah’ım beni Muhammed’in hakkı için affeyle tövbemi kabul buyur.” diye yalvardı. Cenab-ı Hakk: “Sen Muhammed’i nereden tanıyorsun?” diye sorunca Âdem (a.s), yaratıldığı zaman başını kaldırıp arşa baktığında sütunlarında “La ilahe illallah muhammedenresullullah” cümlesini gördüğünü, ismi Allah ismiyle yazılan birinin O’nun sevdiği bir kul olması gerektiğini düşündüğünü ve bundan dolayı onun ismiyle tevessül ettiğini söyledi.Allah Teâlâ; doğru söylediğini, ahir zaman peygamberinin hatırına affedildiğini ve O olmasaydı kendisinin de (Âdem a.s) yaratılmayacağını ona bildirmiştir.

Hayatı saadetlerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile yapılan tevessül:

Osman b. Huneys (r.a) şöyle anlatıyor: “Gözleri görmeyen bir adam, bir gün Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) gelip şöyle dedi;

“Ya Resulullah! Gözlerim görmüyor, siz dua edin benim bu gözlerim iyi olsun.” Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): “İstersen dua edeyim istersen sabret ama sabretmen senin için daha hayırlıdır.” buyurdu. Adam, gözlerinin görmemesinin kendisine çok ağır geldiğini ve açılması için dua etmesini istedi. O zaman Peygamber Efendimiz (s.a.v)  şöyle buyurdu: ”Öyleyse git güzel bir abdest al, sonra iki rekât namaz kıl, akabinde şöyle dua et; Yarabbi ben senden diliyorum, rahmet Peygamberin (s.a.v) ile sana yöneliyorum.  Ya Muhammed (s.a.v)! ben seninle Rabbine yöneliyorum ta ki gözlerim açılsın. Ya Rabbi! O’nun şefaatini benim hakkımda kabul eyle ve benim de kendim için yaptığım duayı kabul et.” Osman b. Huneys (r.a) şöyle diyor: “Bu adam gitti, biz daha Resulullah‘ın huzurundan ayrılmamıştık tekrar geldi. Baktık ki gözleri iyi olmuştu.” (ibniMace)

Vefatından sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile yapılan tevessül:

El Utbi şöyle demiştir: “Resulullah’ın (s.a.v) kabri yanında oturuyordum. Araplardan biri geldi ve “es-selamualeyke ya Resulullah! Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu işittim; “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.”(Nisa,64)İşte günahlarımdan istiğfar ederek, Rabbime seni şefaatçi edinerek sana geldim.” dedi ve şu şiiri söyledi:

“Ey bu topraklarda yatanın en hayırlısı ve en büyüğü! Senin güzel koku ve bereketinle bu vadi ve tepeler bereketlenip hoş oldu. Senin bulunduğun ve içinde her derde deva ile cömertlik ve kerem bulunan bu kabre canım kurban olsun.”

Bu şiiri okuduktan sonra dönüp gitti. O anda beni bir uyku bastı. Rüyamda, Peygamber Efendimizi (s.a.v) gördüm. Bana: “Ya Utbi! Arabiye yetiş ve kendisine, Allah’ın onu affettiğini müjdele.” dedi.”

Abdurrahman b. Sad (r.a) şöyle anlatmıştır: “İbn-i Ömer (r.a) ile beraber oturuyordum. Ayağı birden kasıldı.“Ya Ebu Abdurrahman, ayağına ne oldu?” dedim.“Ağrı girdi.” dedi.“En çok sevdiğinin adını an da iyi olsun.” dedim.“Ya Muhammed!” diye nida etti, ayağı hemen düzeldi.”

İmam Gazali Hazretleri: “Namaz kılan kişi ettehiyatü okuduğu zaman esselamualeykeeyyühennebiyyu ve rahmetullahi ve berekatühü derken şöyle düşünsün; sanki Peygamber (s.a.v) karşısındadır ve O’na hitap etmektedir. Aynı zamanda itikad etsin ki Peygamber (s.a.v) onun selamını işitip onu cevaplandırır.”

Emirel Müminin Ebu Cafer el Mansur ile İmam-ı Malik, Peygamber Efendimizin (s.a.v)  camiinde münazara ettiler. İmam-ı Malik (r.a), Emirel Mümine şöyle dedi: “Bu camide sesini fazla yükseltme; çünkü Cenab-ı Hakk bazı kişileri terbiye etmek için şöyle buyuruyor:

 “Ey iman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin, birbirinizi çağırır gibi ona çağırmayın. Haberiniz olmadan ameliniz boşa çıkar.” (Hucurat,2)

Cenab-ı Hakk bazı kişileri methederek şöyle buyuruyor:

“Gerçekten Allah’ın peygamberi yanında seslerini kısanlar, bunlar o kimselerdir ki Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlara marifet ve büyük bir mükâfat vardır.” (Hucurat,3)

Bazı kişileri de yaptıklarından dolayı kötüleyerek şöyle buyuruyor:

“Peygambere ait odaların önünde sana çağıranlar varya onların çoğu aklı ermeyenlerdir.” (Hucurat,4)”

İmam-ı Malik bu bilgileri Emirel Mümine anlatınca Emirel Müminin kabul edip sordu:

“Ya imam! Kıbleye mi dönüp dua edeyim yoksa kabri şerife mi?” İmam-ı Malik:

“Peygamber Efendimiz (s.a.v) hayatta iken nasıl hürmet ve saygı lazımsa vefatından sonra da aynı şekilde hürmet ve saygı lazımdır. Sen nasıl yüzünü ondan çeviriyorsun? Hâlbuki O, hem senin hem de baban Âdem’in (a.s) kıyamete kadar vesilesidir. Bunun içindir ki O’na yönel, O’ndan şefaat dile, ta ki O da sana şefaat etsin.” Bu sözleri söyleyen imam sonra şu ayeti okudu:

“Eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelselerdi, kendileri için Allah’tan af isteselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette cenab-ı Hakk’ı tövbeleri ziyadesiyle kabul edici, merhametli bulacaklardı.” (Nisa,64)

 

Ahirette Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile tevessül:

Ebu Hureyre, Ebu Said ve Huzeyfe’den (r.a ) rivayet edilen hadis-i şeriflerde kıyamet günü mahşerin dehşetinden kurtulmak isteyen bütün insanlar babaları Âdem’den (a.s)  başlayıp bütün ulul-azam peygamberlere gidecek, Allah Teâlâ’nın kendilerini bu halden kurtarması için şefaat etmelerini talep edecekler. Her biri kendisinin buna liyakatli olmadığını, kendisini meşgul edecek bir derdi bulunduğunu ve bu işe en ehil olanın Hz. Muhammed (s.a.v) olduğunu, O’na gitmelerini tavsiye edecekler.İnsanlar da Peygamber Efendimize (s.a.v) gelip durumu arz edecekler. Efendimiz de (s.a.v) Allah Teâlâ’dan izin isteyip secdeye kapanarak O’na hamd edecek. Cenab-ı Hakk kendisine:

“Ya Muhammed! Başını kaldır. Söyle, sözün dinlenecek. İste, istediğin verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek.”buyuracak. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“Ya Rabbi! Ümmetim, ümmetim.” diyecek.

Kendisine: “Kalbinde zerre kadar imanı olanı cehennemden çıkar.” buyrulacak. O da zerre kadar imanı olanı cehennemden çıkarıp cennete sevk edecek. Böylece bütün insanların en zor gününde, en büyük müşküllerini ortadan kaldırmak için Allah’ın izni ve inayetiyle vesile olacaktır. (Buhari, Müslim)

Buraya kadar olan kısımda gördük ki çeşitli şekillerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vesile kılınarak tevessül edilmiştir.

Tüm Müslümanlar bilirler ki Allah Teâlâ her şeyin yaratıcısıdır, her şeyin hâkimiyeti O’nun elindedir, bütün işler O’na döndürücüdür. Tevessül eden kişi, kendisiyle tevessül ettiği şahsa ne bir fiil ne de yaratma işini nispet etmektedir; sadece o insanın Allah Teâlâ katındaki derece ve yakınlığını kabul edip onu aracı kılmaktadır. Allah Teâlâ’ya yakınlık ise sabit bir gerçektir. İşte bu yakınlıkla Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kıyamet gününde müslümanlara şefaat edecektir.

İnsanlar cansız varlıklara fiil isnat etmekten çekinmezler. Şu sözler herkesin dilindedir: “Su hararetimi giderdi.  İlaç bana fayda verdi. Yemek beni doyurdu.” Bu tür bir isnat Peygamber Efendimize (s.a.v) yapıldığında ise şirk yaygaraları kopararak cahilane saçmalarlar.Biz de onlara soruyoruz: “Siz sıkıntınızı gidermesini istediğiniz kimsenin tek başına Allah Teâlâ olmadan o işi yaratacağını düşünüyor musunuz?” Eğer böyle düşünüyorsanız bu durumda asıl şirke düşmüş olan siz oluyorsunuz.

Allah bir hayrın ortaya çıkmasını murat etmişse o iş için sebeplerden bir sebep kılmaktadır. Konumuzun bu bölümünü Haşr Suresi’nin 10. ayeti ile noktalıyoruz:

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde müminlere karşı kin bırakma. Rabbimiz şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin.”

Yüce Allah’tan dileğimiz, bizleri dinden uzaklaştırmasın ve düşmanlığı kalplerimizden uzaklaştırsın. Muhalif olan kardeşlerimizi de hayır ve hidayet yoluna fazlı keremiyle ulaştırsın. Onları fitne ve fesat sebebi eylemesin.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "