Kabir Ziyareti ve Usulü

alt

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)  “Kim kabrimin yanında salâvat getirirse, ben onu işitirim, aynı zamanda uzakta olanlarda salâvat getirirse, onları da işitirim ve bir melek onlara cevap verir” buyuruyor.
Hz Ebubekir (r.a.) vefat ettiği zaman vasiyeti üzerine Rasulullah (s.a.v.) ın yanına defnedildi. Kabre gidilince oraya Hz Ebubekir (r.a.) ın geldiği haber verildi ve Ravza-i Mutaharadan bir ses duyuldu
 “Sevgiliyi sevgilinin yanına koyun”.

Demek ki insanın kabirde ziyaret etmiş olduğu zatlara söylemiş olduğu sözler kabir ehli tarafından işitiliyor ve oda cevap verebiliyor.

Sahabei kiram zamanında böyle olaylar yaşanmıştır. Sabit bin Kays (r.a) Yemame savaşında şehit oluyor ve kabre konulurken Peygamber efendimiz (sav)’ in Hz. Ebubekir (r.a.) , Hz Osman ra. , Hz. Ömer (r.a.)  sesini duyuyorlar.

Hz. Fatıma-ı Huzaiyye, Hz. Hamza’nın kabrini ziyarete gidiyor. Kabrine gidip selam verince kabirden “ve aleyküm selam “ diye cevap veriliyor. Şeyh Mahmud-i Kürdi, Hz Hamza’nın kabrini ziyarete gittiği zaman selam verince kabirden ve aleyküm selam diye ses işitiyor ve oğlun olduğu zaman adını “Hamza koy” deniliyor eve geldiği zaman bir oğlunun dünyaya geldiğini görüyor ve adını “Hamza” koyuyor.


Talha bin Ubeydullah (r.a.)  rivayet ediyor:

“Bir gece Abdullah bin Amr bin Huramın kabrini ziyaret ediyor. Orada kabirden kuran sesi işitiyor ve duyduğu sesi gelip Peygamber Efendimize (sav) haber veriyor. Resulü Ekrem’de şöyle cevap veriyor.

“O Abdullah’tır. Allahu Teâlâ şehitlerin ruhlarını cennete koyar, her gece ruhları bedenleriyle buluşur, sabah olunca yine cennette olurlar.“ diyor.

Hz. Ali (r.a.) Medine kabristanına gidiyor ve oradakilere sesleniyor siz bizden önce gittiniz, bize halinizden haber verir misiniz? “ diyor.

 

Onlarda bizim burada halimiz iyidir siz bizden sonra Medine’de neler oldu bize ondan haber veriniz diye kabirden cevap geliyor. Demek ki insan öldüğü zaman kabrinde sadece ceset olmuyor orada hazır oluyor. Hazır olmasının sebebi ruhla ceset çok uzun bir süredir birlikte yaşadıklarından dolayı birbirlerini çok severler ve aralarında bir çekim vardır. İki şey birbirini sevince ve o insanda Salih bir kulsa Allahu Teâlâ o bedene zaman zaman ruhunu iade eder. Bunun içindir ki ölülerin kemiğini kırmak mezarı üstüne basmak yasaktır.

İnsan böyle Allahu Teâlâ’nın veli kullarından birisinin kabrini ziyaret ettiği zaman kabirdeki insanı tanıyorsa, mesela siz Abdurrahman Tahi hazretlerini tanıyorsunuz. Belki görmediniz ama hayatını biliyorsunuz ,şemaili gözünüzün önüne geliyor. İşte kabre gittiğiniz zaman kabrin toprağına bakacaksınız, o toprağa baktığınız zaman cesedi düşüneceksiniz ve aynı zamanda ruhu da hayal edeceksiniz. Her iki ruh karşılaştıkları zaman mutlaka birbiriyle etkilenirler. Nasıl ki iki ayna karşı karşıya geldikleri zaman ışıkları birbirine yansır birbirine ışık geçerse aynı zamanda iki ruh da birbiriyle karşılaştıkları zaman birbirine ışık verir birbirinden faydalanır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)  Büyük zatların feyzinin kaynağıdır. Kaynak onlarda olduğu için bizde aynamızı onlara karşı tutarsak mutlaka onlardan bize feyiz gelecektir. Bu feyzi beklemek gerekir. Eğer oradaki zat büyük bir zatsa, ,feyiz uzun sürede gelir ve kalıcı olur. Fakat oradaki zatın derecesi daha düşükse şimşek şeklinde hızlıca gelir ve tesiri çabuk geçer. O yüzden oturduğunuz zaman belki ilk anda bir şey hissetmeyebilirsiniz. Biraz beklemeniz gerekebilir. O toprağa bakıp hak Teâlâ’nın büyüklüğünü, öldürmesini, diriltmesini düşünüp kaza ve kaderine razı olup nefsi kırılırsa ruhunda marifet feyiz hâsıl olur. Onların ruhuyla sizin ruhunuzun karşılaştığını ve onların ruhlarından faydalandığınızı düşüneceksiniz, gerçektende bunu kalben yaparsa mutlaka faydalanacaktır. Bir de insan toprağa baktığı zaman düşünecek ki her insan fanidir. Nasıl ki biz burada iki üç günlük misafirliğe geldik, iki üç gün sonra geri gideceksek dünya da böyledir. Herkes toprağa gidecektir ve toprakta insan yok olacaktır, fani olacaktır, önemli olan şey arkada güzel işler bırakabilmektir.

Şeyh abdurrahman’i Tahi hazretleri Nurşin’e geldiği zaman burada hiç kimse yoktu. Sadece kendi aileleri vardı. Merkad’ta yatmış olduğu yani şu an mezarının olduğu yer insanlardan uzaklaşıp ders çalıştığı, vasiyeti üzerine de defin edildiği mekândır.  Düşününki ne kadar uzlette yaşadılar, kendilerini ilime adadılar ve Allahu Teâlâ’nın rızasını tahsil etmekle yani marifetullaha erişmekle uğraştılar. Aradan çok uzun yıllar geçmesine rağmen hem onlardan istifade ediyoruz hem de bakın buraya geldik, arkadaşlar birçok hatmi şerif, kelimei tevhit, Kuran’ı Kerim sureleri ihlâsı şerifler, salâvatı şerifler okudular. Sadece bunu yapan biz değiliz aynı şekilde yüzlerce insan onlara pek çok hediye getiriyor ve bu silsile halinde devam ediyor. Hem onlar, hem biz istifade ediyoruz.

Aynı zamanda Şeyh Abdurrahman Tahi Hz şeyhinin duasını almış olan bir zattır. Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz, bir gün sekr halindeyken yani kendinden geçme halindeyken etrafında halifeleri vardı,  şu an ne isterseniz isteyin, Allahu Teâlâ sizin dualarınızı kabul edecek, diyor. Dört halifesi vardı onlardan biri kendi oğlu Şeyh Bahaüddin Hz. muhabbet istiyor.

Şeyh Abdurrahman Meczup Hz. cezbe istiyor.

Şeyh Halidi Öleki Hz. şehit olmayı,

Bir diğer halifesi olan Abdurrahman Tahi Hz. de “benim ailemden kıyamet kopana kadar manevi ilimler ve fıkıh ilimleri eksik olmasın” der. Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz. bu hali geçtikten sonra

 “Allah teala Hz. hepinizin dualarını kabul etti, hepiniz isteklerinize nail olacaksınız. Siz hepiniz kendiniz için bir şeyler istediniz fakat yaşlı kadının oğlu ailesi ve kendisi için kıyamete kadar devam edecek bir şey istedi”, der. Şeyh Abdurrahman Tahi Hz. benim ailemden yaşlı kör bir kız bile kalsa ben umut ediyorum ki bu aile den ilim ve Nisbet eksik olmayacak”, der. Gerçektende aradan uzun zaman geçmiş ve Seyda’nın ailesinde fıkhı ve ilmi ilimler hala devam ediyor ve kıyamete kadar da devam edecektir, inşallah.

alt

Seyyid Sıbgatullah Ervasi Hz.’nın diğer halifelerinden oğlu olan Şeyh Bahaüddin, o kadar çok muhabbet sahibi olur ki, bu duanın arkasından altı ay sonra babam şöyle namaz kılardı, buralarda gezerdi, şöyle sohbet ederdi diyerek vefat eder.

Şeyh Abdurrahman Meczup Hz de çok büyük cezbe hali olan bir zat olur. Bir kış gününde ki doğunun kışı çok şiddetli olur. Sabah namazında gölün kenarına gider oturur. Belindeki kuşağı suya bırakır ve gölün buzu erir ve göl kaynamaya başlar.

Diğer halifesi Halidi Öleki Hz. de Ruslarla olan savaşta bir milis kuvvetinin komutanıydı, çok şiddetli bir savaş olur ve orada şehit düşer. Savaşta Türklerin ölüleriyle Rusların ölüleri karışır. Etrafı yoğun bir duman kaplar. Akşam Herkesin kendi ölülerini alması için iki taraf anlaşır. Halidi Öğreki Hz. nin cenazesini bulamıyorlar. Yaralılar arasında olabilir mi veya Ruslar tarafından esir alınmış olabilirmi? Diye bakılıyor, bulanamıyor.

Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz. O, halifesi bu duada bulunduğu zaman “Bizden Uhud şehitlerine selam söyle “ der. Kimse o anda bu sözün manasını anlayamaz. Sonradan anlaşılır ki Allah Teâlâ O’nun cenazesini düşmanın elinde bırakmamış O’nu da Uhud şehitlerinin yanına götürmüştür.

İnsanın şeyhinin duası çok kuvvetlidir. O’nun bir sözü, bir duası onun binlerce merhaleyi bir anda kastetmesine vesile olur. O yüzden bizlerde hem, Seyda’mız hayatta, onun duasını almaya, hem de Seyda’mızın dedesi Muhammed Diyauddin Hz. Şeyh Abdurrahman Tahi Hz., babası Şeyh Nasır,  Hepsi Merkad’a defnolmuşlardır. Onların dualarını almaya, onların feyizlerinden faydalanmaya gayret göstereceğiz. Başka şeylerle kalbimizi meşgul edip bunlardan uzaklaşmayacağız.

Molla Abdurrahman Cami Hz.nin talebelerinden biri yanına gelince soruyor.( her talebesine sorarmış.) “buraya gelirken neler gördünüz?“ onlarda anlatırlarmış çarşıda şunu gördük, bunu gördük diye. O’nun halifesi olan zata sorduğunda “ben hiç bir şey görmedim der. Abdurrahman Cami Hz.de

“işte mürit böyle olacak buraya gelirken kalbi bomboş olacak ki onun kalbini maneviyatla doldurabilelim. İnsanın kalbinde boş şeyler varsa diğer şeylerin kesilmesine sebep olur.“

İmam Gazali Hz. İnsanın kalbi bir göle benzer ve o göle insanın beş duyusundan nehirler gibi su akar. O nehirlerin suyu kesilmedikçe o göldeki suyu siz kurutamazsınız. “ diyor. Ne zaman ki o beş duyudan, yani gözden kulaktan ağızdan akıldan gelen nehrin suları kesilir, o zaman o gölün suyu kalmayacaktır. Gölde su bitince bataklık haline gelir. Bataklığı da kurutmak gerekiyor ki gölün altından su çıksın. Bataklığı kurutmak oradaki çamurları dışarı atmak gerekir. Ne zaman ki oradaki çamurlar dışarı atılır o zaman o gölün altından temiz su ortaya çıkar. Çamurlar kalbimizdeki dünyalık sevgidir. Bizim de istediğimiz o temiz suya ulaşmak için kalbimizdeki diğer şeyleri vesveseleri kuruntuları kalbimizdeki tüm hastalıkları da çıkarıp atmalıyız. Hiçbir şey bırakmamalıyız ki büyüklerde oraya gelip teveccühte bulunabilsinler. Kalbimizdeki şeyleri değiştirmedikçe buradaki feyizden de faydalanamayız.

Şeyh Abdurrahman Tahi Hz. Hazret Merkad’a meftunlar. Şeyh Abdurrahman Tahi Hz.nin yirmi üç tane halifesi var bazıları burada defnolmuş bazıları kendi memleketlerinde defnolmuş. Bunlardan bir tanesi Molla Müezzin’dir. Tam kapıdan girerken sağda yatıyor. Molla Müezzin âlim, Hazret’in arkadaşı olan zatlardan biridir. Hazretten yaşça büyüktür fakat Hazret’le beraber Şeyh Abdurrahman Tahi Hz.nin yanında okudular.

Hazret altı yaşına kadar babasını tanımamış. Şeyh Abdurrahman Tahi Hz. Sıbgatullah Arvasi Hz.nin yanına gelince altı, yedi yıl eve gelmemiş. Hazret altı yaşına gelince anası onu alıp Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz.nin yanına getiriyor. Onlarda Şeyh Sıbgatullah Arvasi Hz. İle beraber oturuyorlarken Hazret te babasını tanımadığından gelip Sıbgatullah Arvasi hz.’nin kucağına oturmuş. Abdurrahman Tahi Hz bunun üzerine çok üzülüyor. “edepsizlik mi yaptım.“ diyor. Sıbgatullah Arvasi Hz. “ hayır bir şey yapmadın, Hazretle arama girme!” diyor. Hazret Mevlana Halidi Bağdadi Hz.nin lakabıdır. Mevlana Halid-i Bağdadi Hz İmam Rabbani Hz.den sonra tarikattaki yenileyici bir zattır. Tarikattaki büyük değişimleri yapan müceddid manasında kullanılıyor. Hazret’e Hazret-i Sani deniliyor. Yani ikinci Hazret diye ona hitap ediliyor. Demek ki manevi derecesi ona yakın ki böyle bir lakap kullanmış.

Molla Müezzin de ordaymış, Hazretten üç dört yaş daha büyükmüş. Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz. Kalkın yanımızda oynayın der. O,da molla Müezzine kalk beraber oynayalım der. Molla Müezzin yaşı daha büyük olduğu için oynamaya utanır. Hazret’te olsun Gavs isterse oynamamız lazım der ve elini beline koyup oynamaya başlar. Seyyid sıbğatullahi Arvasi Hz.  “Bakın insanın hali böyle olmalıdır. Ne söylenirse hemen yapılmalıdır”.buyurur.

Küçük yaştan itibaren onlarda bir istidat var, ne derlerse onu yerine getirirler ve daha sonrada Hazret gibi çok büyük bir zat yetişir. .

Molla Müezzin Hazret’ten hilafetini almış, onun en ileri gelen halifelerinden biri, Şeyh Abdurrahman Hz.nin kızıyla evlenip, o aileye damat olur. Molla Müezzin’in medresede hoca olan bir oğlu vefat ediyor. Vefat ettikleri zaman gelip “Seyda-i Taği’nin kızı sağ olsun.” diye onu teselli ederler.

Aradan altı ay gibi bir süre geçer, bir oğlu daha vefat eder. Gelip yine aynı şekilde teselli ederler. Aradan bir müddet geçtikten sonra hanımını kaybeder. Gelenler bu sefer teselli edecek bir şey bulamıyorlar.

“Şimdiye kadar biz seni teselli ediyorduk ama şimdi ne söyleyeceğimizi bilmiyoruz” diyorlar. O’da,

“Vallahi biz bu güne kadar hep yanlış yapmışız hep birilerine sırtımızı dayamışız. Hâlbuki insan sırtını yalnız Allahu Teâlâ’ya dayayacak, sadece Allahu Teâlâ’dan yardım isteyecek. O zaman üzülmez ve hüsrana uğramaz” der.

Molla Müezzin kime parmağıyla dokunsa sıtma hastalığını tedavi ederdi. Yakınlardaki Beylerden biri şiddetli sıtma hastalığına yakalanıyor. Ne yaptılarsa kime gösterdilerse bir türlü iyileşemiyor. Molla Müezzin’in duasının makbul olduğunu duyarlar ve yanına getirirler. Molla Müezzin adamın kolunu tutar ve “Sıtma tutmasın” der. Adam anında düzelir gibi olur. “Bana dua et, bana oku” diyor. Molla Müezzin’de “Tamam ben sana okudum” der. Adam gerçekten kapıdan çıktıktan sonra iyileşir. “Siz beni nereye getirdiniz? Beni Allah’ın oğlunun yanına getirmişsiniz”  Yanındakilerde “Sus öyle şey söyleme” diyorlar.

Hamile çocuk isteyen insanlara dua ettiği zaman insanlar çocuk sahibi olurlarmış. Hıristiyan biri gelip çocuğunun olması için dua istiyor. O’da “Hıristiyan biri için ben dua edemem, böyle dua olmaz der Ve gönderir. Fakat çok ısrar ederler ne olur dua edin, diye, bakıyor gelini de kapıdan gitmiyorlar, bir kâğıt alıyor, kuzuların terslerinden alıp içine koyuyor, ellerine veriyor. Adamlar bunu alıp gidiyorlar. Birkaç yıl sonra geri geliyorlar. İki tane öküz almışlar. yanlarında iki yaşlarında birde çocuk var. Duanız kabul oldu, biz de bu hayvanları size hediye getirdik, diyorlar. Molla Müezzin’de “istemem ben dua etmedim” diyor. Onlarda hayvanları geri götürmeyiz isterseniz salın diyorlar. Sonra gelini geliyor ben çok ısrar ettiğiniz için size böyle bir şey yapmıştım diye olayı anlatıyor.

Yine Merkad’a bulunan Sait-i Şehit’in hanımının duası makbuldür. Savaşa giderken üç dört tane küçük çocuğu varmış. Hanımı da “sen bizi bu küçük çocuklarla bırakıyorsun ben bunlara nasıl bakarım” der. O’da parmağını tutmuş ve bu sana yeter, diyor. Birinci dünya savaşına katılıyor ve şehit oluyor. (aynı zamanda Hazret’in kardeşi) şehit olduğu haberi gelince Hazret gidin bakın Önünden mi vurulmuş, arkasından mı? Eğer arkasından vurulmuşsa düşmandan kaçarken vurulduğu anlamına gelir”

 Gidip bakarlar önünden mi vurulmuş. Öyle bir insanmış ki savaşta dönüşümlü olarak savaşırlar, Kendi yerine başkası geçtiği zaman bir ağacın ya da taşın kovuğuna girer orada virdini çekerdi. “burada da mı virdini çekiyorsun dediklerinde vazife vazifedir hiçbir yerde aksatılmaz derdi. Cenazesini alıp bu tarafa getirmek üzere yola çıkarlar, gece bir yerde konaklıyorlar. Cenazesini bir odaya koyarlar ve gece kalkıp namaz kıldığını görürler. Sabah olunca cenazesini Nurşin’e getirirler. Hazret kendisini görmek için odaya girdiğinde Şeyh Sait’in cenazesi doğrulur. Hazret eliyle işaret eder rahat uyu diyerek ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Defnedilinceye kadar o koku Nurşinin her tarafından duyulur.

Kapının sağ tarafında Hazret’in oğlu Sultan Veled yatıyor.19 yaşında vefat etmiş. İlk önce Hazret’in oğlu, torunu ve arkasından Hazret ardı ardına 3 ay içerisinde vefat ediyorlar. Şeyh Masum, hazretin kardeşi şeyh değilmiş ama medresenin tüm mali işleriyle o ilgilenirmiş. Abdurrahman Tahi Hazretleri sadece tedrisat ve tasavvufla ilgilenirmiş, para işleriyle uğraşmaz, medresenin tüm mali işlerine Şeyh Masum Hz. bakardı. Hazret’in yardımcısıydı. Hazret vefat ettikten sonra medreseler kapatılmak isteniyor fakat Şeyh Masum buna izin vermiyor. Bu nedenle bir müddet sürgüne gönderilmiş daha sonra geri gelmiş ve tekrar medreseyle ilgilenmeye devam etmiş. Maddi manevi bazı sıkıntılar çekmiş ama Allahu Teâlâ O’na Abdurrahman Tahi ve Hazret ile aynı yerde yatmayı nasip etmiş.

Markada gittiğiniz zaman kimleri ziyarete gittiğinizi bilirseniz kalbinizi daha rahat toplayabilir, faydalanması da daha iyi olur. İnsan bir şeyhi ziyarete giderken mesela Cüneyt Bağdadi Hz. şeyhini ziyarete giderken yolda hep O’nu düşünüyor, kabrinin başına geldiğinde kalbinde çok büyük bir muhabbet hali oluşuyor.  “Neden böyle oldu?” diye sorduğunda  “sen yolda hep O’nu hatırına getirdin, bazı sıkıntılar çektin. O zat da senin sıkıntılarından haberdar oldu ve sana teveccüh etti.” diyorlar.

alt

Sizde Ankara’dan buraya geldiniz, bir sürü sıkıntı çektiniz, yoruldunuz ve kalbiniz onlarla beraberdi, onları hatırladınız tabi bunlar onlara da malum oluyor. inşallah onlarda size teveccüh edeceklerdir. Kalbinizi onların ruhlarına ayna olarak,  tutarsanız onlardan fayda görürsünüz.

SORU: Merkad da onları sırayla mı düşünmek lazım yoksa hepsini birden mi düşünmek lazım?

Önce Abdurrahman Tahi Hz. düşünmek lazım. çünkü o daha yaşlı ve silsilemizde daha önde bulunan zatlardan bir tanesi. Arkasından Hazret düşünülebilir. Ya da insanın hepsine muhabbeti vardır ama içlerinden birini kendine daha yakın hissedebilir, muhabbeti O’na karşı daha fazladır. Bu insanın kendine göre, kendi iç âleminde olan bir şeydir. Her iki türlüde düşünülebilinir.

Oraya gittiğiniz zaman onlardan ricada bulunacaksınız. “şeyhimizle aramızı düzeltmemize vesile olun” diye dua istemek gerekir. Ziyaretteki en büyük amacımız, o büyük zatın kendi şeyhiyle arasında bir aracı olmalarıdır. Onların kendi dedeleridir. İnşallah biz kalpten istersek, onlarda teveccühte bulunurlarsa, Seyda’dan faydalanmamız o derece daha iyi olur.


Allah razı olsun…