Nurşin 8 Mayıs Ziyaret Defteri - 1

İnsan için nefs bu dünyada bir perdedir. Nefs perdesini kaldıran insanların bir de kalp perdesi vardır. Allah Teâlâ’nın veli kulları nefs basamağını geçmiş, Allah ile arasındaki kalb perdesini kaldırmış insanlardır.  Bu kullar kalp perdesini kaldırdıktan sonra, içinde yaşadığımız âlem olan, şahadet âlemini de aşarlar. Onlar öyle insanlardır ki Allah Teâlâ her şeyi onların kalbine ilham eder. Bizler bir şeye teşebbüs ettiğimiz zaman karar verip hareket eder, sonucun iyi ya da kötü olacağını bilmeyiz. Fakat Allah Teâlâ’nın veli kulları böyle değildir, onlara ne yapacaklarını Allah Teâlâ bildirir.

Türkiye’nin geneline baktığınız zaman Allah Teâlâ’nın pek çok veli kulu vardır. Her tarafta farklı farklı cemaatler olduğu halde hiçbirinin arasında husumet ve kargaşa yoktur. Çünkü Allah Teâlâ onların her birini farklı vazifelerle görevlendirmiştir.

Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri (k.s) hayatına yön veren üç rüyadan bahseder. Bu rüyalardan ilkini henüz 15 yaşındayken görmüştür. Kimsenin çocuğunu medreseye göndermediği, medreselerdeki şartların çok ağır olduğu o yıllarda Seyda medrese talebesidir. Yoksulluluğun, soğuk ve hastalığın hâkim olduğu bu dönemde Seyda rüyasında Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) “Ben senden razıyım” dediğini görür. Seyda bu rüyasıyla her ne kadar şartlar ağır olsa da doğru yolda olduğuna kalbi mutmain olur. 

Diğer iki rüyasını hilafet vazifesini aldıktan sonra görmüştür. İlkinde Resûl-i Ekrem (s.a.v) Seyda’ya batı illerine gidip, orada hizmet etmesini söyler, Seyda da bu işaret üzerine Ankara’ya gelir, sonrasında İstanbul olmak üzere Türkiye’nin pek çok şehrinde insanların hidayetine vesile olur.

Diğer rüyasında; Resûl-i Ekrem (s.a.v) Hz. İsa (a.s) ve Seyda’yı huzuruna çağırır. İki ayrı yolun bir tarafında Hz. İsa (a.s), diğer tarafında Seyda Şeyh Fadlullah vardır. Yolun bitiminde bir araya gelip kucaklaşırlar ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) yanına birlikte giderler. Bir insanın bir insanla kucaklaşması beraberliğin işaretidir. Hz. İsa’nın en büyük mucizesi ölüleri diriltmek ve hastalara şifa vermekti. Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri de ölü kalpleri canlandırır, kalplere şifa verirdi. İnsanın kalbi ölüyse, maneviyatını yitirmişse ceset gibidir, hiçbir şey ifade etmez ama insanın kalbi canlıysa o insanda güzellikler vardır.

Seyda'nın sohbetinde bulunup da istifade etmemiş tek bir kişi dahi yoktur. Seyda Ankara'da yaptığı bir sohbetinde, “İnsanları yanımıza davet ederken sadece bağlımız olmaları için davet etmeyin. Onların bizim soframızda yemek yemeleri, sohbetimizi dinlemeleri dahi son nefeste imanlarını kurtarmaları için bir vesile olacaktır” demiştir. Seyda Şeyh Fadlullah’ın insanlar üzerindeki tasarrufu bu kadar kuvvetlidir.

Nurşin

Seyda Alameddin (k.s) Ankara'da ki bir sohbetinde: “Sohbet meclislerine katılmak, hatme yapmak kalpteki yaraları iyileştirir,  Nurşin'e gelmek ise kalbe yapılan bir ameliyat gibidir, kalbe şifadır” demiştir.
Nurşin’in özelliklerinden birisi de, burada kalplerin kapanmasıdır. Nurşin'e gelen insanlar kalblerine ilham gelmesini, farklı olaylara şahit olmayı umdukları halde kendilerinde bu halleri yaşayamayınca hüsrana kapılırlar. Hâlbuki bu durum Nurşin’in özelliğidir. Şayet insan Nurşin’in gerçek manasını kalbinde hissedecek olsa, buna kalpler dayanmaz, muhabbetin şiddetinden farklı şeyler yaşanırdı. Nurşin’de ki kalp huzuru ancak Nurşin’den ayrılınca fark edilir ve insanı sarsıcı bir pişmanlık sarar, keşke daha fazla istifade edebilseydim…

O nedenle Nurşin’de geçen zamanda insan haline, edebine, kalbinden geçenlere dikkat etmeli, bulunduğu yerin büyüklüğünü idrak etmeye çalışmalıdır. Nurşin’de yaşayan veli zatların yanı sıra, Şeyh Abdurrahman Taği Hz. başta olmak üzere Nurşin meşayihinin ve ailelerinin defin edildiği Merkad adı verilen kabristan ziyaret edilir. Merkad, dışarıdan bakan için kabristan görünümü sunsa da aslında feyz ve huzurun merkezidir. Nurşin'de Merkad’a çok önem verilir. Merkad edeple ziyaret edilir. Merkad’da fayda görmek için ziyaret usulüne dikkat etmenin yanı sıra Merkad da hangi zatların bulunduğunu, bu zatların büyüklüğünü öğrenip, idrak etmek gerekir.

Merkad’ın asıl sahibi Şeyh Abdurrahman-i Taği’dir. Seyda-i Taği Ravza-ı Mutahhara’yı ziyareti sırasında Resûl-i Ekrem (s.a.v)  ile konuşmuş, Resulullah’ın (s.a.v) “ Senin tarikatına girecek insanlar, son nefeste sekerat zorluğunu çekmeden, imanlarının kurtarılacaktır” müjdesine mazhar olmuş bir zattır. İnsanlar üzerinde tasarrufu bu kadar büyük olan birinden fayda görmemek imkânsızdır.

Hazret Şeyh Muhammed Diyaüddin Hazretleri Kutbu’l-Ârifin bir zattır. Tövbe sözleri tekrar edilirken Hazret’in ismi de söylenerek, tövbeye şahit kılınır.

Seyda Şeyh Fadlullah’ın babası Şeyh Nasır Hz. çok büyük bir velidir. Yaptığı teveccühlerin birinde muhabbetinin şiddetinden kalbi parçalanıp ağzından kan gelerek vefat eden olmuştur.
Muhammed Şeyh Sait Hazret’in kardeşidir. Birinci Dünya Savaşı’nda şehit edilmiştir. Hazret, haberi alınca göğsünden mi, sırtından mı vurulduğunu sorar. Eğer göğsünden vurulduysa düşmana hücum ederken öldürülmüş, şehit olmuştur fakat sırtından vurulduysa kaçarken öldürülmüş demektir. Cenazesi Nurşin’e getirilirken akşam olur ve sabah olana dek Nurşin yakınlarında bir yerde beklenir. Hazret yanlarına gider, Muhammed Şeyh Sait’in bulunduğu odaya girdiğinde cenaze birden doğrulur, Hazret rahat olmasını, yatmasını söyler.  Muhammed Şeyh Sait göğsünden vurulmuştur. Hazret “Seyda-i Taği ailesi bir şehit vermiştir” der. O gece sabaha kadar yanında bekler, sabah olduğunda Nurşin’e getirip, defin edilir.

Molla Müezzin’in kabri Merkad’ın girişinde sağ tarafta bulunur. Seyda-i Taği’nin halifesi ve damadıdır. Sıtma hastalığına tutulanları iyileştir, çocuk sahibi olmak isteyen insanlar, duasının bereketiyle çocuk sahibi olurlardı.  
Seyda ailesinden Hz. Aişete sekiz sene a’ma olarak yaşamış çok saliha bir hanımdır. Vefatına yakın zamanda gözleri açılmış, Kuran-ı Kerim okuyarak, Tevhid getirerek ölüme çok güzel bir şekilde hazırlanmıştır. Öyle ki kalbindeki ‹La ilahe illallah› sesi aşikâr işitilirdi. Vefatıyla etrafa yayılan mis kokusu tüm Nurşin'de duyuldu.

Seyda-i Taği (k.s) , Hazret (k.s),  Şeyh Nasır (k.s) , Muhammed Şeyh Sait, Molla Müezzin, Hz. Aişete ve daha ismini sayamadığımız, ömrünü Allah yoluna adamış, insanın yüreğini titreten pek çok salih ve saliha insan Merkad’da bulunur. Orada hangi kabrin başında durursanız durun hiçbiri boş değildir.

Bir yıl evvel Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri özlediği sevdiklerine kavuşmuş, ardında sevenlerini mahzun kılarak Merkad’da yerini almıştır. Seyda’yı öz babası gibi seven, yıllardır sohbetlerinde, sofrasında bulunan müridleri Nurşin’e gittiklerinde baba ocağına dönmenin sevincini yaşarlar, hasretle çıkılan Merkad yolu dayanılmaz özlemin acısını bir nebze dindirir. İnsana sevdiğinin kabri dahi hoş gelir…

Seyda'nın kabri başında evlatlarının kalpleri teskin olur, huzur bulur. Seyda kalblere şifadır. Merkad'da ılık, tatlı bir rüzgâr sarar insanı, dil sanki bağlanır, öyle bir haldir ki sanki dua edecek olsa o büyü bozuluverecektir. Çok uzaklarda her seher vakti adına Fatihalar okunan, dualar edilen büyüklerin kapısındadır artık insan.

Seyda gibi veli kulların hayattayken olduğu gibi vefatlarından sonra da huzurlarında edeple bulunmak gerekir.  Bilinmelidir ki Merkad’da bulunan mevtalar kendilerini ziyarete gelenleri görürler. Merkad’ın merdivenleri yavaş yavaş, selam vererek çıkılmalı,  ziyarete ilk olarak Seyda-i Taği (k.s) ve Hazret’ten başlanmalıdır. Seyda Şeyh Fadlullah’ın dünürü Merkad'a Seyda’yı ziyarete geldiğinde Seyda Şeyh Fadlullah’ı aşikâr olarak görmüş, Seyda ona, ilk önce babası Şeyh Nasır Hazretlerini, annesini Hicrete Hanımı daha sonra kendisini ziyaret etmesini söylemiştir. Seyda'nın bu isteği kendisini ziyaret etmek isteyen herkes tarafından uygulanmalıdır.
İnsan onların huzurundayken halini, ahvalini onlara anlatıp, halini düzeltmesi için Allah ile aracı olmalarını istemelidir. Şeyh Abdurrahman Taği Hazretlerinin huzurunda ise bilhassa mürid, şeyhi ile arasını düzeltmesi için Seyda-i Taği’den ricacı olmalıdır. Çünkü müridin şeyhi ile arasını düzetlemesi zordur, onlar ricacı olurlarsa, yâda kalblere ilham ederlerse bu kolaylaşır. Kalpler bu zatların elindedir. Yapmak isteyip de yapmaya gücün yetmediği ameller için kuvvet ve azim istenebilir, bu kapı isteme kapısıdır.

Abdülkadir Geylani Hz. “Bizler hazır vaziyette misafirini bekleyen bir ev, bir sofra gibiyiz. Her an sizi bekliyoruz. Ancak evimize gelip, soframızdan yiyen, bizden talep eden insanlar bizden fayda görürler.” demiştir. Biz bu sofraya geldik ki talep edelim, o sırlardan bir parça nasip edelim.

Aziz Mahmut Hüdayi Hazretlerinin “…Bizi sevenler denizde boğulmasın, ahir ömründe fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça ölmesin” duasına mazhar olmak isteyen insanlar yıllardır akın akın türbesini ziyaret ederler. Seyda-i Taği ise bağlılarının sekeratının kolaylaşacağı, imanlarını kurtaracakları müjdesini verir. Böylesine büyük bir müjdenin kıymetini bilmek gerekir.

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) göğsüsün yarılması hadisesi de bir nevi kalp ameliyatına işaret eder, Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri de defalarca kalp ameliyatı geçirmiştir. Bunlar zahiren görünen fakat sırrını ancak Allah’ın bildiği hallerdir. Nurşin’de kalbler manen ameliyat edilir. Allah Teâlâ’nın gayesi dışındaki tüm sevgiler kalpten çıkartılır, ameliyat kolay bir hadise değildir, zahmetlidir, eziyetlidir. Bunun için gayretli olmak gerekir. İnsan bir anda kendinde değişimler görmek ister fakat beş dakikalık rabıta ile bu başarılmaz, kapıyı ısrarla çalmak, istemek, ricacı olmak gerekir. Ağlayamasa bile mahzun olarak, yalvararak istemeli aczini anlatmalıdır.

Sıbgatullah Arvasi Hazretleri gavslık makamında olan çok büyük bir zattır. Bir gün kendisini ziyarete bir baba oğul gelir. Yanında bir müddet oturduktan sonra baba oğlundan unuttuğu tesbihini getirmesini ister.  Oğlu da yarım saat sonra elinde tesbihle geri döner. Onlar gittikten sonra Sıbgatullah Arvasi Hazretleri (k.s) meselenin hikmetini oğluna sorar, oğlu ise anlayamadığını söyler. Sıbgatullah Arvasi Hazretleri “ Onlar babanı imtihan için gelmişlerdi, oğlu tesbihi almak için Medine’ye gidip, geldi. Hâlbuki bizden isteselerdi, biz seccademizin altından çıkarır verirdik” dedi.

Abdurrahman-i Taği Hazretleri (k.s) böyle bir zatın talebesidir.  Hocası sayesinde yüksek makamlara ulaşmıştır. İnsan böyle kimselerin yanına halis niyetle gelir, onlardan yardım isterse, sahip olamayacağı hal yoktur. Önemli olan neye talip olduğunu bilerek istemektir.