Nurşin'de Bayram

Bazı bayramlarda sevinçler paylaşılır. Ama biz son senelerde bayramlarda yaşanan hüzünleri paylaşır olduk. Eskiden sevdiklerimizi evlerinde ziyaret ediyorduk, şimdi kabirlerinde ziyaret ediyoruz. Eskiden yüzümüzde gülümseme vardı, şimdi yüreğimizde bir yangın.

Bayramlarda insan şunu düşünür: “Acaba Allah’ın (c.c) affına mazhar olduk mu, yoksa eli boş kalanlardan mı olduk?” Korku ve ümit arasında olmanın git geli; işte biz, bunun gerçeğini yaşıyoruz. Ne demek istediğimi kalpleri yananlar anlayacaktır. Yoksa hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edenler değil. 

Nurşin’de Ramazan ayının son günleri ve bayram nasıl geçer sizlerle paylaşmak istedik. Gitmek isteyip de gidemeyenlerin Nurşin’de bayram nasıl geçer gözlerinde canlansın arzu ettik. Çeşitli nedenlerle biraz geç kalsak da anlattıklarımızı siz de hayalinizde canlandırın. Unutulan sünnetleri ve dostluklarımızı hep birlikte tekrar hatırlayalım. Seyda ailesine ait güzellikleri bizler de örnek alalım. Yoksa yaşamadıktan, örnek almadıktan sonra bunları bilmenin ne anlamı var?

Ramazan ayının son günlerinde Nurşin’deydik. Ramazan ayında, talebeler ya memleketlerine ya da çeşitli köylere giderek sene içerisindeki maddi ihtiyaçlarını karşılamak için imamlık yaparlar. Biz gittiğimizde öğrenciler olmamasına rağmen Nurşin dolu gibi görünüyordu. Seyda-i Tahi ailesinin mensupları genelde izinlerini Ramazan ayında Nurşin’de kullanırlar ve bütün aile orada toplanır. Seyda ailesi, gündüzleri medresede toplanır, öğleden sonra herkes bir cüz Kuran-ı Kerim okur, tesbih çeker ve daha sonra hatme yapılır. İftar vakti yaklaştığında her evden tepsilerle yemekler gelir. Büyük bir sofranın etrafında aile büyükleri, gençler ve çocuklar bir arada oturur.

“Misafirle yenilen yemekten sorgu-sual olmaz.” hadis-i şerifi hükmünce misafirsiz sofraya oturulmaz. Eğer o akşam sofrada misafir yoksa çarşıda dolmuşlardan inen misafirler kolundan tutulup medreseye iftara davet edilir. Her evden gelen farklı yemeklerle güzel bir sofra hazırlanır ve iftar edilir.

IMG_0209.JPG

Yemeklerin de ayrı bir gelme usulü var. Evlerden tepsilerle gelen yemekler tabaklar boşaldıktan sonra aynı tepsilerle gelen eve geri gönderilir. Eğer tepside eksik tabak varsa tepsi kabul edilmez. Böylece boşalan tabaklar eksiksiz olarak teslim edilir.
Birlikte teravih namazı kılınır ve arkasından dualar edilir. Çardakta sohbetler devam eder. Arefe günü akşam teravih namazı olmadığından bu vakit boş geçirilmez ve yüksek sesle tekbirler getirilir.

Nakşibendîlerde yüksek sesle söylenen tekbirlerden biri olan teşrik tekbirlerinin yüksek sesle söylenmesinin sebebi hikmetini Seyda Şeyh Fadlullah Hazretleri şu şekilde izah etmiştir: “Bu tekbirler, ne kadar çok yüksek sesle söylenirse kalbin manevi anlamda o kadar çok genişlemesine vesile olur.”  

SDC11134.JPG  

SDC11140.JPG

Bayram için yapılan ve adına ‘Halise’ denen özel yemeğin hazırlıkları da arefe günü başlar. Büyük kazanlarda buğday iyice pişirilir. Pişirilen buğday, büyük toprak testilerin içine etle birlikte konur. Testilerin ağzı kapatılıp toprakla sıvanır. Bu şekilde buğday ve et, ateş dolu çukurlarda 7–8 saat pişirilir. Buğday ile etin iyice pişip hamur haline gelmesi ile çok lezzetli ve güzel bir yemek ortaya çıkar. Bayram sabahı namazdan sonra bu yemek yenir.

SDC11138.JPG

Bayram günü sabah namazı için herkes, medresede toplanır. Sabah namazının arkasından vakti gelince bayram namazı kılınır. Geçmişlere dualar edilir.

 

Hz. Cabir (r.a) anlatıyor: "Resulullah’a (s.a.v) üstü başı yok, ayakları çıplak, sadece kaplan postu gibi çizgili bedevi peştamalına -veya abalarına- sarınmış, kılıçları boyunlarında asılı oldukları halde hepsi de Mudarlı olan bir grup geldi. Onların bu fakir ve sefil halini görünce Resulullah’ın (s.a.v) yüzü değişti. Odasına girdi, geri geldi. Hz. Bilâl’e ezan okumasını söyledi. O da ezan okudu, sonra kamet getirdi. Namaz kılındı. Resulullah (s.a.v), namazdan sonra cemaate hitabetti ve:

"Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratıp, ondan zevcesini halk eden ve ikisinden de pek çok erkek ve kadın var eden Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir." (Nisâ/ 1) ayetini okudu. Bundan sonra Haşr suresindeki şu âyeti okudu:

"Ey insanlar! Allah’tan korkun. Herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır." (Haşr/18)

Resulullah (s.a.v) sözüne devam ederek: "Kişi; dinarından, dirheminden, giyeceğinden, bir sa' buğdayından, bir sa' hurmasından tasaddukta bulunsun. Hiçbir şeyi olmayan, yarım hurma da olsa mutlaka bir bağışta bulunmaya gayret etsin." buyurdu. Derken Ensâr’dan bir zât, nerdeyse taşıyamayacağı kadar ağır bir bohça ile geldi. Sonra halk sökün ediverdi (herkes bir şey getirmeye başladı). Öyle ki, az sonra biri yiyecek, diğeri giyecek maddesinden müteşekkil iki yığının meydana geldiğini gördüm. Resulullah (s.a.v) memnun kalmıştı, yüzünün yaldızlanmış gibi parladığını gördüm. Şöyle buyurdular:

"İslam'da kim bir hayırlı yol açarsa, ona bu hayrın ecri ile kendisinden sonra o hayrı işleyenlerin ecrinin bir misli verilir. Bu, onların ecrinden hiçbir şey eksiltmez de. Kim de İslâm’da kötü bir yol açarsa, ona bunun günahı ile kendinden sonra onu işleyenlerin günahı da verilir. Bu da onların günahından hiçbir eksilmeye sebep olmaz.'' Bu hadis-i şerif hükmünce Seyda’nın hayattayken yerine getirdiği fakirleri, talebeleri ve çocukları sevindirmek için fitre, zekât ve sadakalar dağıtıldı. Seyda Şeyh Fadlullah Hz. tasadduk etmeyi çok severdi ve verdi mi çok verirdi. Seyda Molla Alameddin ve Molla Sıddık da Seyda’nın bu âdetini devam ettirerek herkesi sevindirdiler.

ZİYARET USULÜ

Bayramın birinci günü, ailenin büyükleri Şeyh Nureddin, Şeyh Veysi, Şeyh Abdulkadir ve Nurşinli diğer aileler ziyarete gelirler. Resulullah Efendimiz’in: "Nesebinizden sıla-i rahim yapacaklarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır." buyruğu gereğince birbirlerini ziyaret ederler. Bu yapılanlar hepsi, aslında bir sünnetin ihy edilmesidir. Büyüklere, ailenin yaşlılarına verilmesi gereken değerin en güzel örneğini orada görmek mümkündür. Bayramlaşma sırasında Seyda ailesinin yaşça büyük olanları, divanda baş tarafa sıralanır. Oturulacak yerlere ‘l’ şeklinde bir halı yayılır ve onun üstüne Seyda ailesinin büyüklerinin bir kısmı oturur. Kalan yerlere ise gelen âlimler oturur. Bu da Seyda ailesinin ilme verdiği önemi göstermektedir. Bunların dışındaki misafirler, divanın diğer kısımlarında ağırlanır.

bayramlasma2.png

Her gelen misafir Seyda ailesinin elini öper ve hal hatır sorulur. Misafirlerin her birine mutlaka bir şeyler ikram edilir. Misafir dediğimiz buralardaki gibi üç-beş kişi değildir. Gelen her bir grupta kırk-elli kişi vardır. Her gelen misafir ayakta karşılanır, giderken ayakta uğurlanır. Misafirlere çay ikram etmek için görevli olan altı kişi vardır. Ocak başında duran, çay demleyen, çay servisi yapan, tabak altı dağıtan, şeker ikram eden, boş bardakları toplayan kişiler gelen misafirleri en iyi şekilde ağırlamaya çalışır. Bu şekilde kısa zamanda çok kişiye hizmet edilir.

Gelen insanlar, bu bayramlaşmalar neticesinde hem ilmi sohbet dinlemiş olur hem de manevi istifadede bulunur.

bayraml__ma.png

Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v), buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.''. Bu hadis-i şerifin manasını Nurşin’de görmek mümkündür. Yüzlerce insan maddi ve manevi anlamda yer, içer. Fakat hiçbir şey eksilmez. Nurşin’e gelen herkes, oradan maddi ve manevi nasibini alarak ayrılır.

Peygamber efendimizin dedesi olan İbrahim aleyhisselam gönlünü Rahmân’a,dilini burhan’a,malını ihvâna,oğlunu kurbâna,canını nirâna veren peygamberdir.O,her şeyini Rabbin yoluna adamış bir peygamberdir.Onların soyundan gelen,bu ağır yükü sırtlarında hiç şikayet etmeden senelerce taşıyan Seyda Taği (k.s) ailesine onun çocuklarına ve torunlarına bu güzel hizmetlerinden dolayı müteşekkiriz.Dünyada ve ahirette onlarla birlikte olmayı Rabbimizden niyaz ederiz.

DİP NOT

1[Deylemi]
2Müslim, Zekât 69, (1017); Nesâi, Zekât 64, (5, 75 – 76).
3Buhari, Edeb 12;

Tirmizi, Birr 49