Yuşa as. Nefis Mücadelesi

 

 

YUŞA (AS)                                                                                         03.05.08

NEFİS MÜCADELESİ

 

Allahu Teâlâ azimüşşan hazretleri azameti kibriyasını bildirmek üzere mucize Kur’an-ı Kerim’i, suhufları, peygamberlerini göndermiştir. Mahlûkat ve mukavvi natı halk ederek azamet-i ilahiyeyi, vahdaniyetİ sübhaniye’yi bildirmiş, insanları ve cinleri ibadet ve taat ile mükellef kılmıştır. Bu meyanda peygamberler, evliyalar hakkı halka bildirmek üzere görevlendirilmişlerdir. İnsanoğlu yaradılışı gereği peygamberlerin tebliğ ve uyarılarına katılmamışlar, zaman zaman nefis ve şeytana uymuşlardır.

Yuşa(as) Musa (as)’dan dan sonra gönderilen peygamberlerden biridir.   Yirmi yedi sene insanlara Allah(c.c.)’ ın emirlerini bildirmiştir. Yüz yirmi yedi yaşında Halep’te vefat etti. Tevrat’ı yirmi yedi sene Ben-i İsrail’e göstermiştir.

İstanbul’da Yuşa Tepesi’nde kabri vardır. Bir rivayete göre asıl kabrinin burası olduğu söylenmiştir. Öte yandan bir büyük zatın gezmiş, kalmış olduğu yer onun makamı sayılmaktadır. Yuşa Tepesi de onun yaşamış olduğu yerlerden biridir.

Yuşa(as) çok güzel bir insandır. Siması Yusuf (as)’a benzer, insanlar onu ziyarete geldiği zaman yüzüne bakarlar ve onu seyrederlerdi. O da bundan utanır, başını önüne eğerdi. Aynı zamanda Allahu Teâlâ’nın göndermiş olduğu elçilerden biridir ve ömrü hizmetle geçmiştir.

Yuşa(as)’ın iki önemli mucizesi vardır:

Birincisi hazreti Musa (as) gibi su üstünde yol açmasıdır; Firavun’dan kaçmaları için Musa(as) ve Ben-i İsrail’e Kızıldeniz’de yol açılmıştır. Yuşa(as) da Eriha’yı fethetmek için İsrailoğulları’nı toplamış, suları çok olan Şeria Nehrinde yol açmıştır.

İkinci mucizesi Kudüs’ün fethi sırasında görülmüştür; günlerden cumadır. Cumartesi günü Ben-i İsrail’in bayram günüdür ve kavmi ertesi gün savaşmayacaklardır. Kuşatma altı ay sürmüştür ve kalenin fethine az kalmıştır. Yuşa(as) güneşi durdurması için Allahu Teâlâ’ya dua eder ve duası kabul olur. Güneşe dönüp şöyle der: “sen Allah(cc)’ın emrindesin ben de onun emrindeyim, Allah(cc)’tan durmanı niyaz ettim ki akşama kadar düşmana galip geleyim.”

Allahu Teâlâ Yuşa(as)’a, İsrailoğullarını arz-ı Mevdud’a getirip düşmanla harp etmesini emretmiştir. Altı aydır süren kuşatma sonunda şehir o gün fethedilmiştir.

Fethin gerçekleştiğini duyan beş şehrin hükümdarı bir araya gelerek bir ordu kuruyorlar. Fakat hüsrana uğruyorlar. Çünkü Allahu Teâlâ elçisiyle beraberdir.     Tıpkı Cem’ül Cem olayında olduğu gibi; Mekke’den Medine’ye hicret sırasında Hz Ebubekir(ra) ile Efendimiz(sav) Sevr mağarasına gelirler. Mağara uzun zamandır kullanılmadığı için içerde akrepler ve yılan yuvaları vardır. Hz Ebubekir(ra) bunları temizlemek için mağaraya önce girer. Elbisesini çıkarıp parçalara bölerek yılan yuvalarının deliklerini kapatır bir kısmıyla akrepleri tutup dışarı çıkarır. Fakat bir delik açık kalmıştır onu da ayağını üzerine basarak kapatır. ( Hz Ebubekir(ra) ’ın elbisesini çıkarmasında bir hikmet vardır; bir insan için en kıymetli eşyası elbisesidir). Elbise insanı sıcaktan soğuktan korur. Hz Ebubekir(ra) de üzerindeki elbiseyi çıkararak o an onun için en kıymetli şeyi Resul’ü Ekrem (sav) için feda etmiştir. ) Daha sonra efendimiz(sav)’i içeri davet eder. Efendimiz(sav) yolculuk sırasında çok yorulmuş olduğu için Hz Ebubekir(ra)’ın dizine başını koyar istirahat eder. Efendimiz(sav) uyuduğu sırada yılan Hz Ebubekir’in ayağını ısırır, canı çok yanar, gözünden bir damla gözyaşı akıp Efendimizin mübarek yüzüne düşer. Efendimiz(sav) uyanır. O sırada müşrikler de gelmişler mağaranın kapısında içeri girip girmemek konusunda tartışıyorlardır. Hz Ebubekir(ra) endişelenir.

Peygamber Efendimiz(sav) ona “korkma ya Ebubekir Allah(cc) bizimle beraberdir.”der. Bu hadise tasavvufta “Cem’ül Cem” yani “birlikte olma hali”nin bir örneğidir. Uzun yıllardır Allahu Teâlâ’nın kullarına olan yardım ve inayeti bu Cem’ül Cem yoluyla devam etmektedir. Nasıl ki müşrikler mağaranın kapısına kadar gelip içerden haberdar olamadılarsa Yuşa(as)’a da Allahu Teâlâ yardım etmiş ve gökten dolu yağmış beş ülkenin toplamış olduğu ordu helak olmuştur.

Suriye taraflarında bulunan bu beş ülkeden dördünü fetheden Yuşa(as)  kalan bir ülke için savaşa girişiyor. Ama bu şehirde Belam bin Baura adında bir zat yaşıyormuş. İsm-i azam duasını biliyormuş ve ne dua etse kabul oluyormuş.

Bu anlatacağım hadise Kur’an-ı Kerim’de Araf suresi (175-176) )’nde şöyle geçmektedir: “Ey Resulüm, onlara Yahudilere ve Mekkeli müşriklere, o kimsenin (Belam bin Baura’nın) haberlerini oku. Biz o kimseye vaktiyle ayetlerimizi VERMİŞTİK! İman ve hidayet vermiştik İsm-i azamı bildirmiştik. Küfre yönelmek suretiyle ayetlerimizden sıyrılıp ayrıldı. Şeytan da onu kendine tabii kıldı. Artık sapıklardan oldu, ayetlerden yüz çevirdi. Onun gibiler soluyan köpek gibidir, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur. Terk etsen yine dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalan sayan kavimlerin misali böyledir. Bu kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.”

O yerin hükümdarı Yuşa(as)’ ın şehri fethetmek için geldiğini duyunca gidelim Belam bin Baura’ ya söyleyelim dua etsin, Yuşa(as) bizim şehrimize girmesin, diyor. Belam bin Baura’ ya gidip şehirlerinin fethedilmemesi için dua etmesini istiyorlar. Belam bin Baura kabul etmiyor,”nasıl ben böyle dua edebilirim, o Allahu Teâlâ’ nın elçisidir. Sizleri hidayete erdirmek için gelmiştir.” Fakat ısrar ediyorlar,”eğer sen dua etmezsen ülkemiz elden gidecek krallığımız bozulacak, herkes ölecek, sen dua edersen bunlar olmaz” diyorlar. O da yine kabul etmiyor “ben Allahu Teâlâ’ nın emrine karşı gelmem” diye cevap veriyor onları yanından gönderiyor. Ama kral vazgeçmiyor, ona hediyeler gönderiyor, eşi yoluyla da ikna etmeye çalışıyor. Eşini kandırıp Belam bin Buara’yı ikna etmesini söylüyorlar. Eşi de gidip “eğer sen kabul etmezsen şehrimize yabancılar girecek” diyor. Bunun üstüne nefsi “eğer kabul etmezsen eşin senden ayrılacak ve bu güzel hediyeler elden gidecek” diye onu kandırıyor. Bir anda nefsine kulak verecek gibi oluyor, hemen pişman olup tövbe ediyor;”yarabbi tövbe! Ben nasıl senin peygamberine karşı dua edebilirim.” diyor. Nefsine karşı ilk kapıyı orda aralamış oluyor. İşte herkes için de böyledir, her şeyin insana bir giriş noktası vardır. İnsan yaratıldığı zaman şeytan ve nefis insanı yoldan çıkarmak için gelir. Şeytan ilk başta insana bir şey yapamaz ama nefsine bir vesvese sokar. Oraya bir tohum atar. Bunun üzerine nefis gidip akla “bunu yapsam ne olur” diye sorar. Tıpkı Belam bin Baura gibi. O'nun yaptığı aklına danışmaktı “ben peygambere böyle yapabilir miyim?” diye düşündü. Aklı bunu yapamazsın dedi ve onu engelledi. Eğer insan böyle bir hadise olduğunda aklına danışmazsa aklı bu İslamiyet’e aykırıdır,dediği zaman o tohumum filizlenmesi engellemiş oluyor. Eğer fikri, İslami teraziye koymazsa de o tohum orda çimlenmeye başlıyor. İşte Belam bin Baura da orada hafif bir kapı aralıyor, eşim benden ayrılırsa diye düşünüyor. Ama sonra ben katiyen böyle bir şey yapamam diyor, vazgeçiyor.

O zaman padişah çok sinirleniyor. “Biz seni götürüp asacağız yapacak bir şey yok” der. İdam sehpasında tekrar sorarlar “fikrini değiştirirsen sana bu hediyelerden daha da fazla vereceğiz” diyorlar. O an şöyle bir düşünüyor.eğer orada hemen cevap verseydi ,ben Allah-u Teâlâ için canımı veririm deseydi,. Şehit olarak anılacaktı. Ama nefsi ona geliyor “Eğer sen asılırsan hiçbir kimseye faydan dokunmayacak, insanlar arasında olursan onların hidayetine vesile olursun” diyerek onu kandırıyor. Belam bin Baura Rabbime danışayım diyerek izin alıyor. Bunun yerine hemen beni asin deseydi, ne mutluydu ona. Her hayatin neticesi elbet sondur. Ahirette son nefes geçerlidir, akıbet son nefestedir.

Bunun üzerine Belam bin Baura istiareye yatıyor ve “ Ya Rabbim Yuşa(as)  ordusuna beddua edeyim mi?” diye soruyor. Rüyasında Belam dua edemeyeceğini görüyor. Bu durumu Belka'lilara bildirince hediyeler çoğalıyor, ısrarlar artıyor. Bunun üzerine Belam gene “Rabbime sorayım” diyor. Burada artik kapı iyice aralanmış oluyor. Helakin alametleri görüldü. Bu defa Allahu Teâlâ nehiy konusunda, bir şey göstermedi. Bunu da “Eğer rabbim duadan men etmek isteseydi gene gösterirdi” seklinde yorumluyor Belam. Böylece fitne başlamış oldu. Bunun üzerine Dua ettiği Husban dağına gitmek için izin alıyor. Eşeğine binip yola koyuluyor. Bir müddet sonra eşek olduğu yere çöküyor. Tıpkı Mekke-i mükerreme’yi yıkmaya gelen Ebrehe ordusundaki filin Kabetullah karşısında çökmesi gibi çöküyor. Belam bin Baura zorla eşeği kaldırıyor. Bir müddet gidiyorlar gene çöküyor. Belam bin Baura tekrar kaldırıyor. Bir müddet sonra tekrar çöküyor ve bu sefer dile geliyor “ Ey Belam sen ne yapıyorsun, sana yazıklar olsun. Nereye gidip ne yapmak istiyorsun. Sen helak olmayasın diye Rabbim önüme melekler çıkarıyor. Yazıklar olsun, sen koskaca peygambere bedduaya mı gidiyorsun?” diyor. O zaman gene aklı doğru diyor. Ben nasıl bir bataklığa saplanıyorum, diye düşünüyor.  Fakat şeytan boş durmuyor. Ne zaman nefs isyana başlasa iblis yardımına gelir. İblis insan suretinde yanına gelip “ Belam hiç hayvan konuşur mu? Şeytan onun diline geldi, o sana konuşuyor. Sen gidip muhakkak dua etmelisin. Hem insanların sana meyli artar, hem de malin artar. Hanımında yanında olur. Belki peygamberlik bile gelir sana. İnsanlara faydan olur ” diyor. Bunun üzerine Belam eşeğini dağa sürdü. Tepeye çıkınca dua etmeye başlıyor ama Allah-u Teâlâ ona izin vermiyor ve dili dönmüyor.  Dua etmeye çalışırken halkına beddua ediyor “onlar helak et, Yuşa (AS) galip kıl, onların davası hak değildir” diyor.

Bunun üzerine Belka halkı “ne yapıyorsun, sen bize beddua ediyorsun” dediler. Belam: “ben kendi kudretimle yapmıyorum. Dili konuşturan böyle konuşturuyor” bedduası bitince kendi kendine “Eyvah, dünyam ve ahiretim gitti. Ben de hileden ve hainlikten başka bir şey kalmadı.” diye sızlandı. Allah’ın dergâhından kovuldu.

İblis azdırdığı insani kendi safına katar onu da kendinden eder. Eğer Belam o halde kalsaydı azabı da o derece olacaktı. Fakat Onun nefsi artik şeytanı bile hayrete düşürecek şekilde şeytana dönmüştü. “Beddua edemiyorum ama hile yapabilirim” diye düşündü. Belka ahalisine söyle dedi: “Karılarınızın bir kısmını süsleyin, şehrin dışına Beni İsrail’e çıkarın. İsrailoğulları kadınlara karşı ilgi gösterirler. Zina etsinler. Allah zina karlara belasını verir, sizde kurtulursunuz”

Belka şehri kadınları, Belak’ın kızı dâhil olmak üzere en güzel elbiselerini giydirdiler ve Hz. Yuşa’nın iman ordusunun önüne çıkardılar. Komutanlardan Zerr bin Şelum isimli Yahudi Belak’ın en güzel kadınlarından birini seçip çadırına gitti. Onu gören Beni İsrail askerleri de aynisini yaptılar. Bunun üzerine Allah’ın gazabı geldi. 70000 kişi helak oldu.

Belam 70000 kişinin ölümüne neden oldu. Allah(c.c.) inayetini yetiştirdi. Finhas bin Ayzar isminde güçlü birisi Zerr bin Şelum’u zina esnasında mızrakladı, kadını da mızrakladı. Zina karlar ibret aldı. 70000 kişinin ölümüyle zina karlar ibret aldı Allah taunu kaldırdı. Yuşa (as) şehre girdi Belam’i ve Belak’i oldurdu. Belka Beni İsrailoğulları'nın eline geçmiş oldu.

Allahu azimüşşan ayeti celilide şöyle buyuruyor. “Ey Resulüm, onlara, Yahudilere ve Mekkeli müşriklere, o kimsenin (Belam bin Baura’nın) haberlerini oku. Biz o kimseye vaktiyle ayetlerimizi vermiştik, iman ve hidayet vermiştik, ism-i azamı bildirmiştik. Küfre yönelmek suretiyle ayetlerimizden sıyrılıp ayrıldı, şeytan da onu kendine tabi kıldı. Artık sapıklardan oldu. Delalete düştü, helaka maruz kaldı. Eğer biz dileseydik, o kimseyi ayetlerimiz sebebiyle Salih kimseler derecesine yükseltirdik. Ama o dünya varlığı dolayısıyla hevasına tabi oldu, ayetlerden yüz cevirdi. Onun gibiler soluyan köpek gibidir, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalan sayan kavimlerim misali böyledir. Bu kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.”

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "