NEFSin Güzel Yüzü NEFS-İ MUTMAİNNE

Allah-u Teâlâ kendini tanıma ve kulluk görevini yerine getirme yolunu tercih edenlerin halini anlatmak için: 
"Ey mutmain nefis, sen O´ndan razı O senden razı olarak, dön Rabbine"[1] buyurarak kuluna ikram etmiştir. Bu, yüce bir makamdır. Bu ayet-i kerimede

Cenab-ı Hak, Hz. Musa (a.s) ile dünyada iken konuşması gibi, o kuluna bir ikram olsun diye, kuluyla bizzat konuşmaktadır. Allah, mü´min kulunu: "Ey o ruh, ey o can..."[2] diyerek taltif etmiştir.

Bu hitap, Cenâb-ı Hakk´ın tıpkı Hz. Musa (a.s) ile dünyada iken konuşması gibidir. Yahut da bir melek vasıtasıyla kuluna hitab etmesidir. "Şüphesiz nefis mutmain olduğu zaman, Allah´a döner. Allah da ona: ‘Kullarım arasına, cennetime gir’der.”şeklindedir.

Mütmainne yani itminana ermiş nefs, karar kılmış, sebat etmiş nefstir. İçi rahat, şüpheleri kalmamış, hakikati anlayarak tatmine ulaşmış nefs demektir. Nefsi mütmain olmuş kişi, Yüce Yaratıcı’sından aldığı ilhamlar neticesinde ilâhî ışıkla aydınlanmış, Emmare Nefs’in sıfatları olan şirk, zulüm, küfür, yalancılık,  kibir, cimrilik, haset, kıskançlık, ihanet, öfke gibi kötü sıfatları tamamıyla terk etmiş, imanı yücelmiş ve takva ahlâkı olan ilâhî özelliklere bürünmüştür.

İnsanı en güzel biçimde yaratan Allah-u Teâlâ onu en iyi tanıyandır ve ayetlerinde bizi bize şu şekilde anlatır: "Allah, imanlarına iman katsınlar diye müminlerin gönüllerine huzur ve mutluluk indirdi. " [3]  İmanı kuvvetlenen, mertebesi yükselen kulların halini ise: “Mertebesi yükselerek imanı yücelen kulda, telaş ve endişenin yerini huzur ve güven duygusu alır.”[4] buyurarak bize tarif eder. Siz o kullara baktığınızda size Allah’ı (c.c) hatırlatan bir sükûnet hali ve vakar görürsünüz. Mutmaînne Nefs sahipleri, cennetle ödüllendirilmiş mutlu kullardır. Hakikate ulaşılmış olan bu mertebede ayaklar kaymaz, ancak daha üst basamaklara çıkılabilir.

Zeynel-ül Kulub adlı risalede şunlar anlatılmaktadır: " Mutmaînne Nefs’e ulaşanlar, artık kendilerinden kurtulmuş ve cennet ehli olmuş has kullar arasına girmişler demektir. Bu sıfat nefsin öyle bir sıfatıdır ki, Allah-u Teâlâ'nın lütfu ile kalpleri, ilâhî ışık ile aydınlanır. Allah-u Teâlâ'nın sevmediği bütün sıfatları terk eder ve bu nefsin sahipleri, hamd eden ahlâka bürünürler. Nefs-i Mutmaînne, mü'minlerin ilimleri ile işleyen ve içten gelen imanları ile olgunlaşan, âlimlerin nefs mertebeleridir.

 Elmalılı Hamdi Yazır'ın Mutmaînne Nefs ile ilgili görüşleri de şöyledir: " Nefsi Mutmaînne, esasen istikrarsız ve muhtaç olan sebepler, müsebbipler silsilesinden geçip bizzat müessir olan Allah'a yükselerek onu tanımak gayesinde karar kılan, vücudunda ve işlerinde O'ndan başkasına eğilmeyen ve Allah'a sadece O'nun için ibadet eden nefs demektir. Bunun manası da Nefs-i Emmârenin aldatıcı arzularından, Nefs-i Levvâmenin kınayışlarından, masiva' (Allah'tan gayri) ya esaret bağlarından kurtulup hakiki hürriyeti kazanmak kararıdır."
      Tasavvuf ehlinin kabul ettiği Mutmainne Nefs'ine erişenlerin sıfatları  genellikle şunlardır: Amel ve ihlâs, tevekkül (Allah'ı vekil etme), cömertlik, riyazat (nefsi zora koşma), ibadet, şükür, rıza (razı olma)dır. Ancak Kur'ân-ı Kerîm’de cennete en layık ve Cenâb-ı Allah'ın en sevgili kul, takva sahipleri olarak belirtilmiştir:" Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete doğru yarışır gibi koşuşun. O takva sahipleri için hazırlanmıştır. " [5]

Şu halde takva özelliklerine, takva sıfatlarına sahip olanlar; nefslerini arındırmış, iyi ahlâk sahibi olmuş ve Cenâb-ı Hak'kın da sevgisine erişmişlerdir. Allah’a (c.c) yaklaşmanın birinci şartı olan iman ve iman da kemale erişmek ancak sevgi ile ve sevgiden de ileri aşkla olmaktadır. " İman edenlerin Allah'a sevgileri çok şiddetlidir."[6] Allah’a (c.c) yaklaşmanın ikinci şartı olan ‘takva’ya ulaşmak için ise Kur'ân-ı Kerim’de, on temel ahlak kuralı belirtilmiştir. Bunlar: muhsin olma, sabır-tevekkül, ilim, af edici ve af dileyici olma, ahde vefa, adalet-dürüstlük ile infak, namaz, zekât ve oruç ibadetlerinde devamlı olmak, bu görevleri içtenlik ve samimiyetle yerine getirmektir. Mutmaînne Nefs sakinleri takva yaşamına geçmiş benliklerdir.
   Nefs-i Mutmaînne'nin üst kemal mertebeleri olan Râdiyye ve Merdiyye'de aynı özelliklere sahip ancak daha derine inmiş ve daha yücelmiş evliyaullah (veliler) olmuş nefslerdir.[7]

NEFSİ RADİYYE:

Radiyye Nefs; razı olan, memnun olan nefs demektir. Bu yüce makam velilerin mertebesidir. Mutmaînne Nefs’de tam bir güven içinde olan kul, kadere ve her türlü oluş sırlarına tam rıza gösterir; her şeyin Allah'tan geldiğinin gerçeği ile felaketleri de mutlulukları da aynı zevk içinde yaşar. Çünkü her oluş, bir gizli sebebin neticesidir; iman etmiş kulun da hayrı ve mutluluğu içindir.
Velilerin mertebelerine sadece çalışmakla ulaşılamaz. Cenâb-ı Allah isterse kulunu bu makama getirir. " ... Allah dilediğini kendine seçer... "[8] Bu mertebeye ulaşanlar, bazı ilâhî yeteneklerle donanır ve keramet sahibi olurlar. Keramet, velilerin ilâhî lütuf ile gösterdiği büyük hünerdir. Bir kutsi hadiste şöyle buyrulmaktadır: " Ben kulumu sevdiğim zaman onun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli olurum. "
Ayet-i kerimede geçen: " Allah'tan razı olarak Rabbine dön..." [9] hitabı ile ilgili şu açıklamayı bazı müfessirler vermiş ve dünyada her zaman bu hitabın Nefsi Mutmaînne'ye yöneltilmiş olduğunu kabul etmişlerdir: “Sıkıntı ve sevinç zamanlarında kaza ve kadere güzelce dayanabilmek ve böylece bu sınav ve eğlence âleminin zorluklarını aşmak Nefsi Emmâre ve Levvâme tabiatına uygun olmadığı gibi Nefsi Mutmaînne doğasına da kolay gelmez. Bu oluş, Nefsi Mutmaînne'nin kemal mertebeleri olan Radiyye ve Merdiyye'nin özelliklerindendir."
Radiyye Nefs'in sıfatları nelerdir? Bu yüce makamda insanî nitelikler, yerini ilâhî özelliklere bırakmıştır. Radiyye nefs sahipleri infak, muhsin olma, ilim, sabır-tevekkül, ahde vefa, adalet-dürüstlük özelliklerine sahip olan, namazı ve zekâtı kemaliyle yerine getiren insanlardır. Şekilden asla yönelmişlerdir. İşte Kur'ân-ı Kerîm; bu sıfatlara bürünmüş, takva yaşamında ihlâs ile yücelmiş benliklere ‘Allah'ın dostu (veliyullah)’ demektedir. Veliler için de şöyle buyrulmuştur: " Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah'ın kelimeleri değişmez. İşte budur o büyük kurtuluş. "[10]

 NEFSİ MARDIYYE:

Mardiyye Nefs; razı olan, memnun olan nefs demektir. Rıza mertebesindeki benlik, bütün işlerinde Allah'ın emirlerini içtenlikle ve samimiyetle uygularsa Cenâb-ı Allah'ın lütuf ve ihsanı ile Mardiyye makamına yükselir. Kul Yüce Yaratıcı'sından razı olduğu gibi Cenâb-ı Allah da kulundan razı olur. Cenâb-ı Hakk ile kulunun birbirinden memnun olması, o kul için ne büyük bir eriş ve mutluluk kaynağıdır. Kul Allah'ta fani olmuş, irade tekleşmiş, günah-sevap endişesi kalkmış, ikilik ve farklılık kaybolmuştur. Mardiyye Nefs’in velileri; olayları ilâhî ilim ile gören, gizli sebepleri ve ilâhî sırları bilen yüce benliklerdir.

Mardiyye Nefs'in sıfatları nelerdir? Mutmaînne'nin kemal mertebeleri olan Radiyye ve Mardiyye Nefs'lerin özellikleri Kur'ân'ın açıklamalarına göre Mutmainne'dekinin aynıdır. Ancak Mardiyye makamı sahipleri ilim ve kemalde çok daha derine inmiş ve çok daha yücelmiş velilerdir.

 NEFS-İ KAMİLE:

 Kâmile Nefs; kemale ermiş, kusursuz, tam arınmış nefs demektir. Bu makama Safiyye ve Sâliha Nefs de denir. Kamile Nefs sahipleri, nefsin basamaklarında en üst noktaya ulaşmıştır. Bu mertebe peygamberlerin mertebesidir. Onlar kendi varlıklarında yok olmuş, Cenâb-ı Hakk ile bütünleşmişlerdir. Diğer velilerde kısım kısım bulunan özellikleri şahıslarında birleştirmişlerdir. Onlar; Cenâb-ı Allah tarafından insanlara gönderilen ilâhî bir ışıktır, her zaman verme ve ihsanda bulunma halindedirler.
Cenab-ı Hakk'ın kendi ilminden ve kudretinden ihsan etmesi ile gizli sırları öğrenme mutluluğuna erişen kul, dünya plânındaki makamların en yücesine yükselmiştir. Bilinen ve bilinmeyen âlemleri ziyaret edebilir. Cisimlerin moleküllere ayrılıp enerji dalgası haline dönüştürüldükten sonra istenilen bir yere giderek orada tekrar yoğunlaşması, şüphesiz ki ilâhî ilim için tabii bir neticedir. Zaman ve mekân sorunu olmadığından zaman ve mekân ötesine ulaşabilirler. " Ben kulumu sevdiğim zaman onun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli olurum. " sözünün sırrına ermişlerdir.

Kâmile Nefs sahipleri, nefslerinin putunu kırarak kendi varlık kuşkularını terk etmişlerdir. Ölümden sonra kalkacak olan nefs perdesinin arkasını görmüş ve Cenâb-ı Allah'ın lütfu neticesinde Allah ile diyaloğa girmiş, " Ölmeden evvel ölün. " hadisindeki gerçeği bu dünyada iken yaşamışlardır.

 Mardiyye Nefs'i hakkıyla tekmil buyuranlar, Allah-ü Teâlâ'nın yardımı ile bu makamın üstünde bulunan Nefs-i Safiye'ye erişirler ve Hakk ile her zaman görüşürler. Hakk ile söyleşirler, gizli sırları bilirler. Nefs-i Safiyye öyle yüce bir makamdır ki Hakk Teâlâ'nın meskene ihtiyacı olmamasına rağmen, Zat'ı ile kulu arasındaki ‘Esrar Makamı’ vardır. Bu makamın oluşları ve sıfatları, müthiş zevk alınacak bir durum olmakla beraber ne tarifini yapabilmek ne özelliklerini söylemek ne de ifade etmek asla mümkün değildir. Tatmayan bilmez, vasıl olan söyleyemez. Zira bu makam, Kabe-Kavseyn makamıdır. Bu mertebe, peygamberlerin kutsal nefislerinin makamıdır.[11]

 Hiç şüphesiz ki bizim makamımız, bu yüce zatları anlayacak ve anlatacak bir seviyede değildir. Ancak Cenâb-ı Hakk'ın verdiği istidat ve kabiliyet ile muteber kitaplardaki bilgilerle bu gerçekleri içtenlikle yansıtmaya çalışıyoruz.
Rab'bim! Kusurlarımdan dolayı af ve mağrifetine sığınırım...

" Ya Rabbi! Keremin ve lütfunla bizleri bu makama vasıl eyle... "

 

 

DİP NOT



[1]
Fecr, 27–28.

[2]Fecr,27–28.

[3]Fetih, 48/4.

[4]Rad, 13/28.

[5]Ali İmrân, 3/133.

[6]Bakara, 2/165.

[7] Bkz. Kaynak:Allah'ın Sevdikleri.

[8]Şura, 42/13.

[9]Elmalılı Hamdi Yazır.

[10]Yûnus, 10/64.

[11]Büyük veli, merhum El-Hac Muzaffer Ozak Risalesinin ‘Kâmile Nefs’ bölümündeki yazılarından sadeleştirilmiştir.