Huzur Halinde Namaz

HUZUR HALİNDE NAMAZ

 

 

‘’Beni hatırlamak için namaz kıl.’’(Taha 14).

 “Ve gafillerden olma”.(Araf205)

Ebu Âliye'ye" 'Onlar ki, namazlarından gafildirler' (Mâûn/5) ayetinin kimin hakkında nâzil olduğu sorulunca, 'Namazında kaç rekât kıldığını bilmeyen kimseler hakkında nazil olmuştur' cevabını vermiştir.

‘’Ta ki dediğinizi(okuduğunuzu )bilinceye kadar.(Nisa43)

 

     Namaz Allah Teâlâ’yı hatırlamak, gafillerden aldananlardan olmamak için, insanın söylediği sözü bilip, aklı başında olarak Allahu Teâlâ hazretlerine münacat etmesidir.

     Peygamber Efendimiz(s.a.v.) ‘’Kendilerini fenalıktan menetmeyen, alıkoymayan namazın, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırmaktan başka karı olmaz. Gafillerin namazı kendilerini fenalıktan alıkoymaz,buyurmuştur.

Hadiste anlatılmak istenen hakikat: Namaz kılan kimse rabbine münacat etmektedir. Gafletle söylenen sözlerin bir münacat (Konuşma) olmayacağı açıktır.

    Namaz diğer ibadetlerden farklıdır. Zekât, oruç ve hac insanın nefsine ağır gelen, isteğine aykırı ibadetlerdir. Zekât verirken, çalışıp kazandığı, biriktirmekten hoşlandığı malından bir miktar fakirler dağıtırken, Oruç da lezzetli yemeklerden uzaklaşıp aç ve susuz kalır. Hacda hem madden hem bedenen çeşitli meşakkatler çeken insan, şeytan ve nefse karşı gelip onun, insanüstündeki etkisini azaltır.

Namaza gelince; Namazda zikir, okuma, ayakta durma, eğilme, secde, tespih ve hamd vardır. Okunan kelimeler ve dualarda Allah Teâlâ ile konuşma, muhavere, gizli bir yalvarış ve anlaşma vardır.

     Zekât verirken sevdiği malından ayrılma, oruç tutarken çeşitli lezzetlerden uzaklaşmaya tabi tutulur. Hacda hem maldan ayrılma hem bedenen yorulma, sıkılma ile imtihan olunmaktadır. Namazda ise söylediği sözler ve ses ile imtihan olmaktadır. Gönüldeki manayı ifade etmeyen harfler-kelimeler boş laflardır. Gönüldeki manayı sözcüklerin ifadelendirmesi ancak Huzur-u kalp ile olur. Bizi doğru yola ilet derken bunu bir yalvarış ve dua olduğu kastedilmezse ne istenmiş olur?

      Bir kişi falancaya gidip teşekkür edecek, onu övecek ve ondan bir şey isteyeceğine yemin etse, sonra bunu rüyada yapsa yerine getirmiş olur mu?

Hatta karanlıkta, öteki adamın orada olduğunu bilmeyerek gıyabında imiş gibi ona teşekkür ve dua edip ondan bir şeyler isterse yine yeminini yerine getirmiş olmaz. Çünkü onun bu konuşması öteki adam orada bulunduğunu kabul etmediği için bir konuşma sayılmaz.

Hatta gündüz adam orada olsa, fakat kendi aklı başında olmayarak, adamın orada olduğunu fark etmeyerek söylese yemin yerine gelmez.

    Şüphe yok ki namazda kıraat ve zikirden maksat; Allah Teâlâ’ya dua etmek, yalvarmak övmek manalarını ihtiva eder. Kalbi gaflet perdesi ile kapalı olduğu halde muhatabından gafil olarak, yalnız alışkanlık olarak ezberden bir şeyler okumak, kalbi cilalandırmak iman bağını kuvvetlendirmek ve Allah’ın zikrini tazelemekten çok uzaktır.

 

   Süfyan –ı Sevri’den nakledilen bir hadis;

 ‘’Huşu ile kılmayan kimsenin namazı fasiddir’’

 

  Şöyle denebilir namazda huzur-u kalbi şart koşmak fıkhen uygun mudur? Tam bir huzur-u kalpten insanların çoğu acizdir. Buna bazı insanların gücü yeter, bazılarının gücü yetmeyebilir. Zaruret sebebiyle namazın tamamında huzur-u kalbi şart koşmak mümkün olmazsa da tamamen terk edilmez. Bunun en kısa miktarı Allah’u Ekber derken ne yaptığına, kimin huzurunda bulunduğuna, münacatına özen ve dikkat göstererek kalbini hazırlamaktır.

    Yine de şu unutulmamalıdır ki; namazın tamamında ne söylediğini ve kimin huzurunda olduğunu bilen insanla, kalbinde gün içinde olan hadiselerin kavgasını yapan, çarşıda pazarda alışverişte gezen insanın namazı bir olmayacaktır.

    Kalp huzuru ile namaz kılmak, namazın ruhudur. En az derecesi tekbir anındaki huzurdur. Bundan eksiği insanın helaki demektir. Namaz içerisinde yalnız olduğunu düşünmek ne kadar çok çoğalırsa, o nispette namazın rükünleri arasında ruh yayılır. Nice hareketsiz diriler var ki, onlar ölü hükmündedir. Yalnız iftidah tekbirinde ne dediği bilen, diğer rükünlerde gaflette olan son nefeslerini yaşayan hasta gibidir.

   Namazda tamamen yaptığı işe odaklanamamanın sebepleri: İki kısma ayrılır.

 

   1.Dış etkenler

   2.İç etkenler

    Dış etkenler; duyduğu ve gördüğü şeyler insanı meşgul eder. Dikkatini o yöne yöneltir. Görmek düşünmeye, düşünmede başkalarını hatıra getirmeye sebep olur.

Bu yüzden ilk Abidler, dikkatlerini toplamak için küçük seccade genişliğinde dar ve karanlık tekkelerde ibadet ederler, gözlerini secde mahallinden ayırmazlardı. Gözleri önünde kalplerini meşgul edecek şeyler bulundurmazlar, görüş mesafesini azaltmak için duvara yaklaşırlar, yol üzerinde ise, çiçekli nakışlı yerlerde işlemeli bezler üzerinde namaz kılmaktan sakınırlardı. Hatta Hz Ömer(r.a.) namaz kılacağı yerde Mushaf, kılıç ve kitap gibi şeyler bulundurmazdı.

 

İç etkenler; İç etkenlere gelince, bunlardan uzaklaşmak daha zordur. Çünkü aklı fikri dünya vadilerinde dolaşan kimsenin fikri bir noktada toplanmaz. Etraftaki düzen ona düşüncelerini toplamada yardımcı olmaz.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Osman İbn Ebi Şeybe’ye(r.a.)

‘’Evdeki tencereyi kapatmayı söylemeyi sana unuttum; çünkü namaz kılarken insanı meşgul edecek bir şeyin evde bulunması uygun olmaz.’’buyurmuştur.

   Bir başka seferinde de Peygamber Efendimiz (s.a.v.),Ebu Cehm’in kendisine getirdiği yünlü ve nakışlı elbise ile namaz kıldıktan sonra onu çıkardı ve “Bunu Ebu Cehm’e(r.a.) geri götürün de onun işlemesiz olan kaba elbisesini bana getirin, çünkü bu elbise namazda huzurumu bozmuştur.’’buyurdular.

    Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yeni nalınları ile eskilerinin kayışlarının değiştirilmesini emir buyurdu.

Çünkü namaz kılarken gözleri onlara ilişince yenilerinin sökülüp yine eskilerinin takılmasını emretmiştir. Yaptırdığı nalınlar hoşuna gittiği için secdeye kapandı ve

   ‘’Bana kızmasın diye Rabbime secde ettim’’buyurdu ve ilk gördüğü fakire onu hediye etti. Sonra da Hz Ali (RA)’a kendisi için sığır derisinden yapılmış tüysüz nalını almasını emir buyurdular ve onları giydiler.

     Yine Peygamber Efendimiz (SAV)altın haram olmadan evvel elinde altın bir yüzük vardı. Kendisi minberde iken yüzüğü parmağından attı ve ‘’Bir ona, bir size bakmakla bu yüzük beni meşgul etti.’’dedi.

  Salkımlarla süslenmiş hurma ağacı bulunan bir bahçede namaz kılarken hoşuna giden salkımlara bakarak kaç rekât kıldığını şaşıran başka bir zat da meseleyi Hz Osman(RA)’a arz ettikten sonra ‘’Bu bahçe sadakadır. Bunu Allah yolunda harca’’ dedi ve Hz Osman (RA) da bahçeyi 50.000 dirheme sattı.

    Sahabe –i Kiram kalplerini namazda iken meşgul eden şeylerden kesin çözümlerle kurtuldular. Dallarda kuşlar ötüşüp dururken kalbe sahip olmak mümkün değildir.

 Sen tam kendini toparladığında ağaçta kuşlar cıvıldaşır, kaynaşır oradan oraya konar ve seni meşgul eder.

  Sonuç olarak dünya güzellikleri ile ahiret güzelliklerinin bir gönülde toplanmasına imkân yoktur.

Huşu halin de namaz kılanlar ve Allahu teala hz.lerinden gerçekten korkanlar hakkındaki örnekler ibret vericidir.

Rebî b. Hayseme başını ziyadesiyle önüne eğdiği ve gözlerini kapattığı için, bazı kimseler onun kör olduğunu zannederlerdi. Rebî yirmi yıl boyunca İbn Mes'ud'un evine gidip gelmiştir. İbn Mes'ud'un cariyesi, Rebî'yi gördüğü zaman efendisine koşar ve 'Kör dostun geldi' derdi. İbn Mes'ud da câriyesinin bu sözüne gülerdi. Cariye kapıyı çalan Rebî'yi daima başı eğik ve gözü kapalı olarak görürdü. İbn Mes'ud, Rebî'ye her baktığında 'Ey Rasûlüm! İtaatkâr ve mütevazi olanları cennetle müjdele!' (Hac/34) ayetini okuyarak 'Allah'a "yemin ederim ki eğer Allah Rasûlü seni görseydi, sevinirdi' derdi. Başka bir rivayette 'Seni severdi', diğer bir rivayette 'Gülerdi' şeklinde gelmiştir.

Rebî, birgün İbn Mes'ud'la birlikte demirciler çarşısından geçiyordu, Demirci körüklerinin üfürdüğü, kıvılcımlar saçan ateşi görünce içten gelen bir nâra atarak düşüp bayıldı. İbn Mes'ud (r.a) namaz zamanına kadar onun başucunda oturdu. Fakat Rebî bir türlü ayılmadı. İbn Mes'ud daha sonra onu sırtlayarak evine götürdü, fakat o ertesi gün aynı saata kadar ayılmadı ve bu arada beş vakit namazı da kaçırdı. Onun başı ucunda oturan İbn Mes'ud (r.a) 'Allah'a yemin ederim ki işte korku diye buna denir' buyurmuştur.

Rebî şöyle demiştir: 'Hangi namaza durmuşsam, mutlaka kendi diyeceklerimi ve bana denilecek olanları düşünmüş ve bu sahada tefekküre dalmışımdır'.

Bu tür kimselerden biri de Amr b. Abdullah'tır.(1) Bu zat namaza durduğu zaman, kızı arasıra def çalar; kadınlar da ev dâhilinde istedikleri gibi, yüksek sesle konuşurlardı. Fakat o bunları ne duyar ve ne de konuştuklarını anlardı. Günün birinde kendisine 'Namaz dâhilinde nefsin sana bir şey söylüyor mu?' diye soruldu. 'Evet; bana, Allah'ın huzurunda bulunduğumu ve yarın iki evden (cennet ve cehennemden) birine gideceğimi söylüyor' cevabını verdi.

Yine bir gün kendisine şöyle sorulmuştu: 'Bizim namaz içinde hissettiğimiz dünya hadiselerini duyuyor musunuz?' Buna şöyle cevap verdi: 'Bedenime mızrakların saplanması, bana sizin namaz içinde hissettiğiniz dünya hâdiselerini duymaktan daha sevimli gelir'.

Amr hazretleri şöyle der: 'Eğer Allah ile kul arasındaki perde gözlerimin önünden kalksaydı, yakinimden zerre kadar artma olmayacaktı'.

Müslim b. Yesar da bu kimselerdendi. Basra camiinde namaz kılarken, cami duvarının yıkılmasından haberi olmadığını daha önce söylemiştik.

Böyle kimselerden birinde, önlenmesi ancak hastalığa yakalanan parçanın kesilmesiyle mümkün olabilecek bir hastalık belirdi. Ancak o söz konusu parçanın kesilmesine razı olmadı. Kendisini tanıyanlardan biri tedbir olarak şöyle dedi: 'Namaza durduğu zaman başına gelenlerden haberi olmaz. Bu nedenle, onu namazda iken ameliyat edin'. Bunun üzerine, kesilmesi gereken beden parçası kendisi namazda iken yerinden alındı ve böylece tedavisi yapıldı.

Seleften biri şöyle demiştir: 'Namaz, ahiret hâdiselerindendir. Bu bakımdan namaza girdiğin zaman, dünyadan çıkmış olursun'.

Seleften birine 'Namazda iken, dünya hâdiselerinden bir şey düşünür müsün?' diye sorulduğunda şöyle cevap: vermiştir: 'Ne namazda, ne de dışında böyle bir şey düşünmem'.

Yine bir zata 'Namazda bir şey hatırlar mısın?' diye sorulduğunda, 'Bence namazdan daha sevimli bir şey yoktur ki onu hatırlayayım' buyurmuştur.

Ebu Derdâ (r.a) şöyle buyurur: Kılmaya başlamadan önce her türlü ihtiyacını görüp, namaza sade bir kalple başlamayı başarmak, kişinin fakih olmasına delâlet eder'.

Seleften bazıları, vesvese korkusundan, namazlarını acele kılarlardı.

Rivayet ediliyor ki, Ammar b. Yâsir (r.a) bir keresinde namazını acele olarak kıldı. Orada bulunanlardan biri 'Ey Ebu Yekzan! Namazını çok acele kılmadın mı?' diye sordu. O da cevaben şöyle buyurdu: 'Namazın hudutlarından herhangi birine riayet etmediğimi ve herhangi bir unsurunu eksik yaptığımı gördün mü?'. Adam görmediğini söyleyince de şöyle dedi: 'Şeytanın unutkanlığını acele olarak geçeyim diye namazı bu şekilde kıldım'.

Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştu:

Kul, namaz kılar; fakat kendisi için, bu namazın yarısı, üçte biri, dörtte biri, beşte biri, altıda biri ve hatta onda birisi dahi yazılmaz.

Ammar b. Yâsir sözlerine şöyle devam etti: "Kişi namazından neyi, ne kadarını anlarsa, kendisi için o kadarı yazılır, buyrulmuştur".

Ashabdan Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve bir grup, namazlarını herkesten daha acele ve hafif olarak edâ ederlerdi. Böylece şeytanın vesvesesinden bir an evvel kurtulmayı temin ettiklerini söylerlerdi.

Hz. Ömer bir gün minberde şöyle buyurmuştur: 'Kişi, sakalı İslâmiyet'te bembeyaz kesildiği halde, Allah Teâlâ için kâmil ve tam bir namaz kılmamış olabilir'. Sahabelerden biri 'Bu nasıl olur?' diye sorunca da şöyle buyurmuştur: 'Bununla namazda gereken huşu, tevazu ve Allah Teâlâ'nın huzuruna yönelmeyi tamamlamadığını söylemek istiyorum'.

Hasan Basri (r.a) bu ayetin, namaz vaktini unutmak suretiyle, vakitten çıkaran kimse hakkında nâzil olduğunu söylemiştir.

Seleften biri şöyle demiştir: 'Bu ayet-i celîle, namazını vaktinde kıldığı zaman sevinmeyen, vaktinde kılmadığı zaman da üzülmeyen; tecilinde hayır görmediği gibi, tehirinde de günâh telâkki etmeyen kimse hakkında nâzil olmuştur'.

Bilmelisin ki, kişinin kıldığı namazın bir kısmı aleyhinde ve bir kısmı da lehinde yazılmaktadır. Nitekim hadisler de bu keyfiyete delâlet etmektedirler; her ne kadar fakihler 'Bir namaz ya doğru olur veya olmaz; bir kısmı doğru, bir kısmı da eğri olmak suretiyle parçalanmayı kabul etmez' deseler de... Fakat fakihlerin de biraz önce söylediğimiz gibi hükmü doğrudur. (Çünkü zahire göre verilen bir hükümdür). Birçok hadis, bizim söylediğimiz bu manaya da delâlet etmektedir.'Farzların eksikliği nafilelerle giderilir'(2) diye bir hadis-i şerif varit olmuştur.

- Hz. Peygamber, bir namazda okuduğu surenin bir ayetini atlar. Namazı bitirdikten sonra arkasındaki cemaate: 'Ben ne okudum?' diye sorar Cemaat susar... Bunun üzerine aynı suali Übey b. Ka'b'a sorar. Übey 'Filân sureyi okuyup, falan ayetini terk ettin. Bu ayetin neshedilip edilmediğini bilmiyoruz' deyince Hz. Peygamber 'Sen bu işin ehlisin ey Übey?' buyurduktan sonra diğerlerine dönerek şöyle der: "Namaza gelip de saflarını tamamlayarak duran ve peygamberleri aralarında bulunan sizlere ne oluyor ki, Allah'ın Kitabı'ndaki size hangi surenin okunduğunu bilmiyorsunuz? İyi bilin ki, İsrâiloğulları da sizin yaptığınız gibi yapmıştı. Allah Teâlâ peygamberlerine 'Kavmine söyle! Bedenleriyle huzuruma geliyor ve dillerini bana veriyorlar; fakat kalpleriyle benden uzaklaşıyorlar. Yaptıklarının batıl olduğunu bilsinler, diye vahyetmiştir".(3)İşte namazlarında huşu duyanların özellikleri bunlardır!

Bu anlattıklarımız, daha önce vermiş olduğumuz hükümlerle birleştikleri zaman, namazda huşu ve kalp huzurunun esas olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Yine gafletle kılınan namazın mücerret hareketlerinin ahirette pek az fayda verici olduğu da sarahaten anlaşılmaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Allah'tan bizi muvaffak kılmasını niyaz ederiz!

 

 

Kaynak; İhya-u ulumiddin

1) Zübeyr b. Avvam'ın torunu vc Abdullah b. Zübeyr'in oğludur.

2) Sünen sahipleri ve Hâkim, (Ebu Hureyre’den); Hâkim senedinin sahih olduğunu söylemiştir.

3) Muhammed b. Nasr, Kitab 'us-Salât, (mürsel olarak); Deylemî, (Übey b. Ka'b'dan); Nesâî, (Abdurrahman b. Ebzî'deıı sahih olarak)

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "