Şehadetleri Dinin Temeli, “Ezan-I Muhammedi”


 

ŞEHADETLERİ DİNİN TEMELİ, “EZAN-I MUHAMMEDİ”

Bir ezanla namaz arası kadar kısadır aslında insan ömrü. Öyle ki çocuk doğunca bir kulağına ezan bir kulağına da kamet okunur. Namazı kılınmayan tek ezan budur. Kişi ölünce de cenaze namazı kılınır ki, ezansız kılınan tek namaz da cenaze namazıdır. Allah’ın daha nice hikmetleri vardır bizim haberdar olmadığımız.

Ezan, lügatte bildirmek demektir. Dinimizde, farz namazlar için belli vakitlerde bilindiği şekilde okunan mübarek sözlerden ibarettir. Ezan okuyan kişiye de müezzin denir.

Ezan erkekler için vacip değerinde bir müekked sünnettir. Müslümanlığın en büyük alametlerinden biridir.

Farz namazlar için ezan okumak, bu namazların kılınacağını ilan edip bildirmek, kitap ve sünnetle sabittir. Hicretin birinci senesinde, Mekke’de iken Müslümanlar ibadetlerini gizlice yapıyor, namazlarını kimsenin göremeyeceği yerde kılıyorlardı. Dolayısıyla namaza açıktan davet gibi bir şey de mümkün değildi. Hicretten sonra Medine’de manzara tamamıyla değişti. Müslümanlar rahatlıkla ibadetlerini ifa edebiliyorlardı. Mescid-i Nebevi inşa edilmişti. Fakat Müslümanları namaz vaktinde bir araya toplayacak çağrı şekli henüz mevcut değildi. Müslümanlar gelip namaz vaktinin girmesini bekliyor, vakit girince de namazlarını eda ediyorlardı.1

Resul-i Ekrem bir gün Ashab-ı Kiram’ı toplayarak kendileriyle nasıl bir davet şekli tespit etmeleri gerektiği hususunda istişare etti. Sahabelerin bazıları, Hıristiyanlarda olduğu gibi çan çalınmasını, diğer bir kısmı Yahudilerin yaptığı gibi boru öttürülmesini, bir kısmı da Mecusilerinki gibi ateş yakılmasını teklif etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu tekliflerden hiçbirini beğenmedi.2

O sırada Hz. Ömer söz aldı: “ya Resulallah! Halkı namaza çağırmak için neden bir adam göndermiyorsunuz? “Diye sordu. Resul-i Ekrem o anda Hz. Ömer’in teklifini uygun gördü ve Hz. Bilal’e , “kalk ya Bilal, namaz için seslen” diye emretti. Bunun üzerine Hz. Bilal bir müddet Medine sokaklarında, “Essela, essela (buyurun namaza!) “diye seslenerek Müslümanları namaza çağırmaya başladı.3

Aradan fazla bir zaman geçmeden ashabdan Abdullah bin Zeyd bir rüya gördü. Rüyasında, bugünkü ezan şekli kendisine öğretildi. Sabah olunca sevinç içinde rüyasını Efendimize anlattı. Resul-i Ekrem (s.a.v), “inşallah bu gerçek bir rüyadır” buyurarak davetin bu şeklini tasvip etti.4 Hz. Abdullah, Resul-i Ekrem’in emriyle ezan şeklini Hz. Bilal’e öğretti. Hz. Bilal, yüksek ve gür sedasıyla Medine ufuklarını ezan sesleriyle çınlatmaya başladı. Bunu duyan Hz. Ömer (r.a) , Efendimizin huzuruna geldi. “ya Resulallah!(s.a.v) seni hak dinle gönderen Allah’a (c.c) yemin ederim ki, Abdullah’ın gördüğünün aynısını ben de görmüştüm” dedi. Biraz sonra birkaç kişi daha geldi, aynı rüyayı gördüklerini söylediler. Peygamber Efendimiz(s.a.v) birkaç kişinin aynı şeyi görmesinde dolayı Allah’a hamd etti.5

İslam’ın ne derece fıtri ve nezih bir din olduğunu bu davet şeklinin tespitinden anlaşılmaktadır. Ruhsuz, manasız, heyecansız ve tatsız çan çalmak, boru öttürmek nerede; yeryüzünde “tevhid” ulvi hakikatini ilan eden, Resul-i Ekrem’in peygamberliğini haykıran ve dolayısıyla iman esaslarının tamamını halka duyuran mana ve kutsiyet dolu “ezan” nerede…

“Şehadetleri dinin temeli” olan Ezan-ı Muhammedi ‘nin bir başka hikmeti de yeryüzünde sürekli okunmasıdır. Öyle ki namaz vakitleri değişik saatlere rastlamaktadır. Böylece, İslam mabetlerinin yüksek minarelerinde bütün insanlığa durmaksızın Allahu Teâlâ ‘nın varlığı, birliği, büyüklüğü, Peygamberimizin risaleti, namazın kurtuluşa ve mutluluğa sebep olduğu, yüksek bir sesle ilan edilmektedir.

Ezan aracılığı ile halka hem namaz vakitleri, hem de namazların kılınacağı bildirilmektedir. Ayrıca namazın kurtuluşa ve mutluluğa sebep olacağı da söylenmektedir. Bununla beraber, bütün cihana karşı İslam dininin en kutsal esasları ilan edilmektedir.

Gavsü’l Azam Hazretleri (k.s), Abdurrahmani Taği Hazretlerine (k.s) ezanın manasını şu şekilde öğretmiştir.

Allahuekber demek, Allahu Teâlâ (c.c) ibadete muhtaç olmayacak derecede büyüktür” demektir.

Eşhedüenlailaheillallah demek, “Allah’tan başka ibadet etmeye müstahak hiç kimse yok demektir.”

Eşhedüennemuhammedenresulallah demek, “peygamberimizin getirmiş olduğu şeriat haktır. Bunun sonucu olarak kul kıldığı namazlara karşılık sevap kazanır, namazlar asla terk edilmeyecek birer farzdır, namaz kılmayan kul acı bir azab ve ağır bir bedbahtlıkla cezalandırılacak” demektir.

Hayyeale’salah demek,”bu önemli farzı yerine getirmeye koş ki, sevaba nail olasın” demektir.

Hayyealel-felah demek, “bu önemli farzı yerine getirmeye koş ki, onu yerine getirmeyenlerin çarptırılacağı azaptan kurtulasın” demektir.

Ezanı dinleyen kimsenin bu iki kelimeyi duyunca “ la havle vela kuvvete illa billâh “ demesi müstehaptır. Yani, ” gerek ibadete yöneliş gerekse azaptan kurtaracak kuvvet ancak Allahu Teâlâ (c.c) sayesinde var olabilir.”

Allahuekber demek, “Allahu Teâlâ (c.c) senin ibadetine muhtaç olmayacak kadar büyüktür, ibadetten yararlanan ancak sensin “ demektir.

Lailaheillallah demek, “Allahu Teâlâ’dan başka hiç kimse ibadet edilmeye müstahak değildir, azaptan kurtarıcı olan ancak O’dur” demektir.6

İmam Gazali hazretleri de ezanın manevi yönünü şu şekilde açıklamıştır:

“Ezan sesini duyduğun zaman kıyamet günündeki davetin dehşetini düşün. Ezana süratle icabet için, batın ve zahirinle hazırlan. Çünkü ezana süratle icabet edenler o büyük günde lütuf ve mülâyemetle davet edilirler. Kendi kendine düşün, eğer ezan sesini rağbet ve sevinçle karşılıyorsan o kaza gününde kulaklarında çınlayacak olan müjde ve kurtuluş nidasıdır. Bunun için Efendimiz (s.a.v) ”ezan ve namaz ile bizi rahatlandır ya Bilal.” (Dare Kutni, Hz. Bilal Habeşi’den) buyurmuştur. Çünkü namaz Peygamber Efendimizin gözünün bebeğidir. “7

EZAN VE İKAMETİN HÜKÜMLERİ:

1. Erkekler yalnız başına yahut cemaatle namaza durdukları zaman ikamet yapılır. Ezan sözleri aynen okunur. Yalnız “hayye alel-felah”lardan sonra iki kere “kad kametissalah” denilir ki, namaz başladı demektir. Ezan okunurken, her cümle arasında bir bekleme yapılır, ikinci cümlede ses biraz daha yükseltilir. İkamette ise duraklama yapılmaz. Sürekli okunur.

2. Her farz namaz için bir ezan ve bir ikamet meşrudur; yalnız Cuma namazında iki ezan vardır. Bunun için bir camide ezan ve ikametle vakit namazı usule göre kılındıktan sonra, tekrar cemaatle ya da yalnız başına namaz kılacak olanların o vakit namazı için ezan ve ikamet getirmelerine gerek yoktur. Vitir, bayram, teravih ve diğer nafile namazlarda ikamet yoktur.

3. Evde veya kırda kılınacak farz namazlar için hem ezan hem de ikamet getirmek daha faziletlidir. Yalnız ikametle de yetinilebilir. Yalnız ezanla yetinmek mekruhtur.

4. Bir namaz için daha vakti gelmeden ezan okumak caiz değildir. Böyle okunan bir ezanı iade etmek gerekir. Ancak İmam Ebu Yusuf ile üç imama göre yalnız sabah namazı için vaktinden önce ezan okumak caizdir.

5. Ezan ile ikamet, vakit namazları için sünnet olduğu gibi kaza namazları içinde sünnettir. Çünkü ezan ile ikamet vakitlerin değil namazların sünnetidir.

6. Müezzin olan şahsın sünneti bilen ve takvası olan kimse olması müstehaptır. Cahillerin ve fasıkların ezan okumaları mekruhtur.

7. Kadınların, bunakların, cünüp olanların ezan okumaları veya ikamet getirmeleri mekruhtur.

8. Müezzin ezan ve ikamet getirirken ayakta olarak kıbleye yönelir. “hayya ales-salah” derken sağ tarafa, “hayye alel-felah” derken sol tarafa döner.

EZANI DİNLEME ADABI:

Ezan okunurken ezanı duyanların dinlemeleri ve konuşmayı kesmeleri gerekir. Kur’an-ı Kerim okuyan kimsenin de durup ezanı dinlemesi daha faziletlidir.

Peygamber Efendimiz buyuruyor:”ezan sesini duyduğunuzda müezzinin dediği gibi siz de söyleyiniz.”8

Ezan ve ikameti işiten bir kişinin, müezzinin söylediklerini aynen tekrarlaması müstehaptır. Yalnız, müezzin “hayye ales-salah, hayye alel-felah” dediği zaman işiten bunların yerine “ la havle ve la kuvvete illa billah” der.(=günahtan sakınıp dönmek ve itaate güçlü bulunmak, ancak Allahu Teala’nın koruması ve yardımı ile olur). Sabah ezanında da müezzin:”essalatü hayrün minennevm(=namaz uykudan hayırlıdır)” deyince, işten kimse “sadakte ve berirte (=doğrusun, gerçeği söylemiş bulunuyorsun)” der. (ezanı işiten kişi cünüp dahi olsa, bu şekilde müezzine karşılıkta bulunur; çünkü bu bir övgüdür. Fakat hayız ve nifas halinde olan kadınlar bu ezan çağrısına karşılık vermezler; çünkü onlardan namaz sorumluluğu düştüğünden sözle karşılıkta bulunmak zorunluluğu da düşmüştür.)

Ezanı duyan kişi, birinci defa “eşhedü enne Muhammeden Resulallah” denilince :”sallallahu aleyke ya Rasulallah (=Allah sana salat etsin, ey Allah’ın peygamberi!” der. İkinci defa “eşhedü enne Muhammeden Resulallah” denilince: “karret ayni bike, ya Resuallah (=gözüm seninle aydın olsun ey Allah’ın peygamberi!) ” der. Bunları söylerken de başparmaklarının uçlarını öperek gözlerine sürer ki bu müstehaptır. İkamette bu yapılmaz.

Said İbn Müseyyeb, ”kırlarda namaz kılan kimsenin sağında ve solunda iki melek durur ve onunla kılarlar. Ezan okur ve kamet getirirse arkasında dağlar gibi melekler saf bağlarlar.” Buyurmaktadır.

Ezanı dinleyen bir Müslüman, ezanın sonunda şu duayı yapar:

'Allahümme Rabbe hâzihi'd-dâ'veti't-tâmmeti vessalâti’l-kâimeti, âti Muhammedenil-vesîlete ve’l-fazîlete ve'd-derecete'r-refiate veb'ashü makâmen mahmûdenillezi veadtehu. İnneke lâ tuhliful, mîâd.'  

Diye dua etmelidir. Çünkü böyle dua eden, şefaate hak kazanmış olur.

Bu duanın meali şöyledir:

“Allâh'ım! Ey bu tam dâvetin, yâni mübârek ezânın ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbi. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'e vesîleyi ve fazîleti ihsan et ve O'nu, kendisine va'd buyurmuş olduğun Makâm-ı Muhmûd'a eriştir. Şüphe yok ki, sen va'dinden dönmezsin.”

“Vesîle”nin cennette bir âlî makam, “fazilet”in de yine yüksek bir makam, “Makâm-ı Mahmûd” un ise şefâat-ı kübrâ makâmı olduğu beyan olunmaktadır. Binâenaleyh böyle bir duada bulunmak, Resûlallah Efendimiz (s.a.v)'e muhabbetin ve kuvvetli bir irtibatın alâmetidir.

Dipnotlar:
1 İbni hişam, Sire, 2:154; Buhari, 1:114.
2 Buhari, 2:3; Ebu Davud, 1:134.
3 Buhari, 1:114
4 İbni Hişam, Sire, 2:155; Müsned, 4:43.
5 İbni Hişam, Sire,2:155; Ebu Davud, 1:117.
6 Kelimat-ı Kutsiye, sf 165.
7 İhyau Ulumid-din, cilt 1.
8 Buhari ve Müslim, Ebu Said’den.

Kaynaklar:
1. Kelimat-ı Kutsiye
2. ihyau Ulumid-din, cilt 1
3. Hayatü’s Sahabe
4. Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen
5. Peygamberimiz’in Hayatı, Salih Suruç