MUHARREM AYI VE AŞURE GÜNÜ

 

“Aşureden bir gün önce ve bir gün sonra oruç tutarak Yahudilerin âdetine muhalefet ediniz!”7.

Çünkü Yahudilerin âdeti; sadece muharremin onuncu yani aşure gününde oruç tutmak idi. İbni Abbas (r.a) şöyle rivayet eder:

“Resûl-i Ekrem (s.a.v) Medine’ye geldi. Burada Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını görünce onlara bunun sebebini sordu. Yahudiler şöyle dediler:

-Bu gün, Allah Teâlâ’nın Musa’yı (a.s) Firavunun taraftarlarına karşı üstün kıldığı ve kurtardığı gündür! Bizler de bu güne hürmeten oruç tutuyoruz! Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v)

-‹Bizler Musa’ya (a.s) sizden daha yakınız!› buyurarak bu günde kendisi oruç tuttu ve Müslümanların da oruç tutmalarını emir buyurdu.”8

MUHARREM AYI VE AŞURE GÜNÜ

“(Oruç tutmak için ) Ramazan’dan sonra en makbul ay Muharrem ayıdır.1

Muharrem ayıhicri takvime göre yılın ilk ayı ve “Eşhur-i hurum“ yani eskiden muharebenin haram olduğu muhterem aylardandır.2 Ona hayır ile başlamanın, bereketin devamına vesile olması umulur.

Tövbe suresinde şöyle buyrulmaktadır: “Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ...”3

İbn Abbas’ın  (r.a) şu tabiri söylediği rivayet edildi: “Kendinize zulmetmeyin” sözü tüm aylara gönderilmiştir, o zaman bu dört ay seçilerek kutsal yapılmıştır. Bundan dolayı bu aylarda günah işlemek daha tehlikelidir, iyi ameller ise daha büyük mükâfat getirir.”

Efendimiz (s.a.v) haram aylarda tutulan orucun önemini şöyle vurgulamaktadır: “Haram aylarda üç gün, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutan kimseye Allah Teâlâ her gününe mukabil yedi yüz senelik ibadet sevabı yazar”4

İmam-ı Gazali Hazretleri buyuruyor ki: “Ahiret yolcusunun ibadetle ihya edilmesi kuvvetle müstehab olan mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir. Çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kârı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmal eden tüccar, bir kâr sağlayamadığı gibi, mübarek geceleri gafletle geçiren ahiret yolcusu da maksada ulaşamaz. Bu geceler: Muharremin birinci gecesi, Aşure gecesi, Recebin birinci, beşinci ve yirmi yedinci gecesi ki buna Mirac gecesi denir. Şabanın on beşinci gecesi, Arefe gecesi ile iki bayram gecesidir.”

Aşure günüMuharrem ayının onuncu günüdür. Bu günde Allah Teâlâ on peygamberine on ayrı ikramda bulunmuştur:

1.Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Aşure gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağı’nın üzerine Aşure gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Aşure Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tövbesi Aşure günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Aşure günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semaya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tövbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.5

İşte böylesine manalı ve kudsî hadiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nispetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü Cenabı Hakk’ın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tövbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Aşure gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Aşure gününde oruç tutma hususu bütün ümmetler arasında bilinen iyi bir ibadettir. Hatta denilir ki; Ramazan orucu farz kılınmadan önce Aşure günü oruç tutmak farz idi, Ramazan orucunun farz kılınması ile aşure günü oruç tutmanın farziyeti hükmü kaldırıldı. Resûlullah  (s.a.v) hicretten önce de bu günlerde oruç tutmuştur. Medine’ye gelince bu günlerde oruç tutma talebini te’kid etmiştir. Resûlullah (s.a.v) ömrünün sonlarına doğru şöyle buyurmuştur:

“Eğer Allah (c.c) izin verir de gelecek sene yaşarsam, muharremin dokuzuncu ve onuncu günleri mutlaka oruç tutacağım!”6

Fakat ertesi yıla kavuşmadan o yıl içinde En Yüce Dost’a kavuşmuştur. Kendisi aşure günü dışında oruç tutmamış, fakat muharremin dokuzuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulmasını şu sözler ile teşvik etmiştir:

“Aşureden bir gün önce ve bir gün sonra oruç tutarak Yahudilerin âdetine muhalefet ediniz!”7.

Çünkü Yahudilerin âdeti; sadece muharremin onuncu yani aşure gününde oruç tutmak idi. İbni Abbas (r.a) şöyle rivayet eder:

“Resûl-i Ekrem (s.a.v) Medine’ye geldi. Burada Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını görünce onlara bunun sebebini sordu. Yahudiler şöyle dediler:

-Bu gün, Allah Teâlâ’nın Musa’yı (a.s) Firavunun taraftarlarına karşı üstün kıldığı ve kurtardığı gündür! Bizler de bu güne hürmeten oruç tutuyoruz! Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v)

-‹Bizler Musa’ya (a.s) sizden daha yakınız!› buyurarak bu günde kendisi oruç tuttu ve Müslümanların da oruç tutmalarını emir buyurdu.”8

Bunun için, müstehap olan, Aşure gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır. Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel adetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Kim aşure günü zerre miktarı tasaddukta bulunursa, Cenab-ı Hak ona ‘Uhud Dağı’ kadar sevap verir ve kıyamet günü o sevaplar mizanına konulur.” 9

Herkes imkânı nispetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hadiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz (s.a.v) müminin aile efradına Aşure gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir. “İbni Mes’ud (r.a) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: “Kim ailesine aşure günü geniş (cömert) davranırsa Allah da ona senenin geri kalan günlerinde cömert davranır.” 10

Resûl-i Ekrem (s.a.v) buyuruyor: “Kim aşure günü eliyle bir yetimin başını mesh ederse (okşarsa) Allah o yetimin başındaki saçının her bir teli için cennette yüksek dereceler verir.” 11

Yapılabilecek güzel işlerden biri de selamlaşmayı artırmaktır. Bu hususta hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: “Her kim aşure gününde Müslümanlardan on kişiye selam verirse, o kişi bütün Müslümanlara selam vermiş gibidir”12

Ancak “Kim aşure günü gözüne sürme çekerse o yıl göz rahatsızlığı çekmez, kim bu günde yıkanırsa hastalanmaz” şeklinde rivayet edilen hadisler mevzuudur (uydurmadır). Büyük hadis âlimi el-Hakim, bu günde sürme çekmenin bid’at olduğunu açıkça belirtmiştir. Denilmiştir ki:“Aşure gününde sürme çekmek, aşure yemeği pişirmek, saçları yağlamak, güzel koku sürünmek ile ilgili olarak rivayet edilen hadisler yalancıların uydurmasıdır.”

Aşure gününün fazileti yanında Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir; Hicri 61 yılı Muharrem'in 10. gününde Hazreti Hüseyin 55 yaşında iken Sinan bin Enes tarafından Kerbela'da hunharca şehit edilmiştir. Bu zulmün arkasında Emevî Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin (s.a.v) bizzat haber verdiği bu ciğerleri yakan olay Hazreti Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir. Hazreti Hüseyin’in aşure günü uğradığı büyük ihanet ve başına gelen musibet; O’nun kadrinin yüceliğine, Allah Teâlâ katında derecesinin arttığına bir delildir.

Hazreti Hüseyin şehitlik mükâfatını almış, en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en adil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Muhakkak ki her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duygularını yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir 'yas merasimi' haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır. Rafızîlerin ve benzerlerinin; yas tutma, ağıt yakma, dövünme gibi davranışlarından uzak kalınmalıdır. Zira bu hareketler ehl-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır. Eğer böyle yapmak doğru olsaydı; Hazreti Hüseyin’in dedesi olan Resûl-i Ekrem’in (s.a.v)  vefatından dolayı bunları yapmak daha yerinde ve evla olurdu. Bu günde onun başına gelen bu musibeti anmak isteyen kişi, Allah Teâlâ’nın şu istirca 13emrine uymalıdır: “O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman; biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döndürüleceğiz, derler.”14

Ve şu ayet-i kerimede bu emre uyanlara verileceği belirtilen mükâfatı elde etmeyi hedeflemelidir: “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” 15

Allah Teâlâ tek başına bize yeter! O ne güzel vekildir!

 

Kaynak: İmam Gazali,İhyau Ulumi’d-din

                İmam Gazali, Kimyayı Saadet

1 Müslim, Ebu Hureyre’den 

2 Haram aylar dörttür: Zilhicce, Zilkade, Muharrem ve Recep’tir. 

3 Tevbe:36

4 el-Ezdi, Zuafa’dan

5 bkz. et-Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, 5538; el-Heysemi, Mecma’u’z-Zeva’id,5132

6 Müslim,1134

7 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/241; el-Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, 4/287;Şu’abu’l-İman,3/365.

8 Buhari, Savm 69, Enbiya 22, Fedailul-Ashab 52, Tefsir, Yunus 1, Ta-ha 1, Müslim, Sıyam 127,(1130); Ebu Davud, Savm 64, (2444); İbni Mace, 1734; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2639

9 Şir’atül İslam, sf 217

10 El –Beyhaki Şu’abu’l-İman’da , 3/365; et-Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, 10007; el-Heysemi,Mecma’u’z-Zeva’id, 5137.

11 Şir’atül İslam Şerhi, sf 218

12 Şir’atül İslam şerhi, sf 217

1 3İstirca:bir felaket, musibet ve ölüm hadisesi ile karşılaşıldığında Bakara suresinde belirtildiği gibi “inna li’llahi ve inna ileyhi raci’un -  Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döndürüleceğiz.”demektir.

14 Bakara, 156

15 Bakara, 157

 

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "