Hz. İbrahim (a.s)'in Hz. İsmail (a.s) 'i Kurban Etmesi

kurbanHz. İbrahim (a.s.)yüksekliği on beş metre, eni on metre olan içi ateşle doldurulmuş dört duvarın içine atıldıktan sonra Cenabı Hak ondan o ateşi bertaraf etmiştir. Böylece İbrahim (a.s.)onlara üstün geldi. Bu hadiseden sonra ben rabbimin dininin daha iyi yaşanabileceği yerlere gideceğim diyerek Arz-ı mukaddese hicret eder.

Hz. İbrahim (a.s), Arz-ı Mukaddes'e hicret edince, bir çocuğu olmasını dileyerek,  "Ya Rabbi, bana Salih evlat ihsan et" diyerek dua etti. Hz. İbrahim (a.s)'in bu duası, şu üç şeyi ihtiva etmektedir:

    

a)  O çocuğun, erkek çocuk olması,

b)  Buluğa ermesi,

c)  Uysal (halim) olması... Öyle bir çocuk ki Babası kendisini keseceğini bildirdiğinde, "İnşallah beni sabırlılardan bulacaksın" (Saffat, 102) deyip, kurban edilmek için kendini teslim etti. Bundan daha büyük sabır olur mu? İsmail (a.s.) İbrahim (a.s) da, halim olarak  tavsif  edilmiştir. Nitekim Hak Teâlâ, "Şüphesiz İbrahim, evvâh ve halim idi"(Tevbe. 114) ve "Şüphesiz İbrahim, halim, evvâh ve münîb idi" (Hûd, 75) buyurmuştur. Böylece Cenabı Hak, onun çocuğunun da halim ve şeref-fazilet özellikleri bakımından onun yerini tutabilecek bir zat olduğunu anlatmıştır. Bil ki en güzel sıfat, "salâh"tır. Bunun delili ise, Hz. İbrahim (a.s)'in kendisi için salâhı (Salih olmayı) isteyerek, "Rabbim, bana hükmü hibe et ve beni Salihlere kat"(Şuarâ. 83) demiş ve aynı şeyi çocuğu için de isteyerek, "Ya Rabbi, bana Salih evlat ihsan et" diye dua etmiştir. Hz. Süleyman (a.s) da, dinî ve dünyevî hususlardaki derecesi mükemmelleştikten sonra, "Ya Rabbi, rahmetinle beni Salih kullarına kat "(Nemi, 19) diye dua etmiştir. Bütün bunlar, Salihlik vasfının kulların elde edeceği makamların en kıymetlisi olduğuna delâlet eder. [102]

İsmail (a.s)'in Sadakati

 

 Cenabı Hak, "Biz de ona uysal bir oğul müjdesini verdik" (Saffat, 101) buyurunca, bunun peşinden, müjdelenen o şeyin meydana geldiğine ve onun, buluğa erdiğine ve "Artık o yanında koşma çağına girince..." buyurmuştur ki, bu, "O, yetişip koşabilecek çağa gelince" demektir. Baba, herkesten daha fazla olarak çocuğuna şefkatlidir. Babanın dışında kalanlar çoğu kez, çocuğu çalıştırma işinde ona sert davranır da, o da henüz güç ve kuvvetini tam almadığı için buna dayanamaz. Bazı kimseler İsmail (a.s.)ın, o esnada on üç yaşında olduğunu söylemişlerdir. Bu sözden maksat şudur: Allah Teâlâ, 101. ayette, o çocuğun "halim-uysal" olacağını belirtince, bu ayette, onun hilminin mükemmel olduğuna delâlet eden şeyi belirtmiştir. Zira onda, bu büyük imtihanı üstlenmeye ve böylesi güzel bir cevap vermeye dair, ona kuvvet ve cesaret verecek bir yumuşaklık ve gönül genişliği, mükemmelliği vardır.

 

İbrahim (a.s.),Hz. Hacer ile Hz İsmail (a.s.)’ı görmek istediği zaman sabahleyin Şam’dan Burak’a biner gün ortasında Mekke’ye gelir o gün Mekke’den kalkar geceyi Şam’daki ailesini yanında geçirirdi

 Rüyasında oğlu İsmail(a.s.)’ı kurban ettiğini gördüğünde Burak'a binip Mekke’ye geldi. O’nu annesinin yanında buldu.

İsmail(a.s)’a

Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra şu vadiye gidelim de ev halkına odun toplayalım dedi.

Şı’b vadisine doğru yöneldikleri zaman şeytan bir adam suretine girip Allah’ın emrini yerine getirmekten vazgeçirmek için İbrahim(a.s)’ın yolunu kesti.

 Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun diye sordu.

  İbrahim (a.s.) şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum dedi.

Şeytan sen her halde İsmail’i boğazlamak istiyorsun dedi. İbrahim (a.s.) sen hiçbir babanın çocuğunu boğazladığını gördün mü diye sordu. Şeytan

Evet, o baba sensin dedi. İbrahim (a.s.) ben çocuğumu ne için boğazlayacak mışım? Diye sordu şeytan sen bunu Allah’ın sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun! Dedi.

İbrahim (a.s.) eğer Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah’a boyun eğip O’nun emrini yerine getirmeyi, uygun bulurum dedi. Şeytan vallahi sanıyorum ki: şeytan, rüyanda sana gelip şu oğlunu boğazlamanı emretmiştir.

Sen, onu boğazlamaya gidiyorsun deyince İbrahim (a.s.) onun, şeytan olduğunu anladı.

Ey Allah düşmanı! Vallahi ben, Allah’ın emrini, o vadide mutlaka yerine getireceğim! Dedi.

Şeytan İbrahim(a.s.)’dan  ümidi kesince aynı şeyleri İsmail (a.s.)’a da söyledi.

İsmail (a.s.)

‘’O Rabbi’nin kendisine emrettiği şeyi yapsın.

Onun her nerede olsa Rabbi’ne boyun eğmesi, Rabbi’nin buyruğunu yerine getirmesi daha iyidir. Ben de emri dinler ve ona boyun eğerim! ‘’ dedi.

     Şeytan H.z. Hacer annemize de aynı şeyleri söyleyince O da aynı cevabı verdi.

İbrahim (a.s.) Sebir vadisinde oğlu ile baş başa kalınca, ona:

‘’Oğulcuğum! Ben, seni, rüyamda boğazlıyor gördüm! Diyerek kendisine emir olunanı, haber verdi.

Babacığım sen emrolunanı, yap!

İnşallah, beni, sabredenlerden bulacaksın!

Allah’ın emrine boyun eğ!

Her iyilik, Rabbinin emrine boyun eğmektir! Dedikten sonra,

‘’Sen, bunu, anneme bildirdin mi? Diye sordu.

İbrahim (a.s.)

Hayır! Bildirmedim! Dedi.

İsmail(A.S.)

‘’Bildirmediğine, iyi ettin’’ dedi. Sonra da

‘’Babacığım boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin!

Çünkü ölüm, çok çetin ve zordur.

Bıçağın tenine dokunduğunu hissedince, çırpınmayacağımdan emin değilim!

Bıçağını iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk öldürsün! Rahata, kavuştursun

Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzükoyun yatır, alnımı, yere getir.

Yanımın üzerine yatırma.

Çünkü yüzüme bakınca, rikkate gelip de benim hakkımda Allah’ın, sana emrettiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!

Eğer, gömleğimi anneme vermeyi uygun görürsen, öyle yap!

Belki bu, onun için bir teselli olur, gönlünü onunla eğler!’’dedi.

İbrahim (a.s.)

‘’Oğul cazım Sen, bana, Allah’ın emrettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundun! Dedi ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı.

Bıçağı iyice biledi.

Sonra, onu, yüzükoyun yatırdı! Yüzüne bakmaktan sakındı.

İbrahim (a.s.),bıçağı, İsmail(a.s.)’ın boğazına dayayınca sanki bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail (a.s.)’ın boğazını kesmedi!

İbrahim (a.s) bıçağı bileyerek tekrar  denedi, fakat her defasında, kestirmeye muvaffak olamadı

‘’Her halde, bu iş, Allah’tandır! Dedi.

İbrahim (a.s.)elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü.

O sırada, yüce Allah tarafından:

‘’Ey İbrahim! Rüyana sadakat gösterdin!

İşte, sana, oğulcuğun yerine boğazlayacağın kurbanlık!

Boğazla onu! Buyurdu.

İbrahim (a.s.) doğrulup bakınca Cebrail (a.s.)yanında, iri boynuzlu bir koçun veya önünde bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.

‘’Kalk yavrucuğum! Sana, bir fidye indi!’’dedi

Bu tekenin Sebir dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri, boynuzlu, güzel bir koç olduğu da, rivayet edilir.

Bu kurbanın iki boynuzu, Kâbe’de, uzun zaman asılı durmuş ve Kâbe’nin Abdullah b. Zübeyir ve Haccac zamanında yanması üzerine, o, da, yanmıştır.

  İkisi de büyük bir imtihana tabi tutuldular, (Allah'ın emrine) razı oldular, kuranı Kerimde bu olay anlatılmaktadır,

     "İbrahim! Rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız" dedik. Gerçekten bu, apaçık ve katı bir imtihandı. Ona, büyük bir kurbanlık fidye verdik. Sonra gelen nesiller arasında ona, (iyi bir nam) bıraktık. Selâm İbrahim'e. Biz, iyi hareket edenleri işte böyle mükâfatlandırırız. Gerçekten o, mümin kullarımızdandı. Ona, Salihlerden bir peygamber olmak üzere de, Ishâk'ı müjdeledik. Hem ona ,hem İshâk'a (feyz-ü) bereketler verdik. Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni vardır, nefsine apaçık zulmedeni de"

(Sâffât, 102-113).

 

Terviye ve Arefe'nin Menşei

 

Bu husus, bir başka yoldan da şu şekilde rivayet edilmiştir: Hz. İbrahim, Terviye gecesinde, rüyasında, birisinin kendisine, "Allah sana, şu oğlunu kesmeni emrediyor" dediğini gördü. Sabaha çıkınca, bu rüyanın Allah dan mı ,yoksa şeytandan mı olduğu hususunda, sabahtan akşama kadar düşündü. İşte bundan dolayı bu güne, Terviye "Tefekkür" günü adı verildi. Akşam yatınca, aynı rüyayı yine gördü. Böylece de bunun, Allah dan olduğunu anladı, işte bu sebeple de o güne Arife; "Bilme, anlama" günü adı verildi. Üçüncü gece de aynı rüyayı görünce, onu kesmeyi kafasına koydu ve işte bundan dolayı bu güne de, "Yevmu'n-nahr" denildi. Müfessirlerin görüşü budur ki bu, Hz. İbrahim (a.s)'in, rüyasında uyanıkken oğlunu kesmesini gerektiren şeyi gördüğüne delâlet eder. Buna göre ayetin takdiri, "Ben, rüyamda, seni kesmemi gerektiren şeyi gördüm" şeklinde olur. [2][105]

Âlimler, kesilecek olan bu şahsın kim olduğu hususunda, ihtilâf etmişlerdir. Bunun İshak (a.s) olduğu, Hz. İsmail (a.s) olduğu da ileri sürülmüştür. İshak (a.s.)olduğu görüşü zayıf bir görüştür.

      1-   Hz. Peygamber (s.a.s), , "Ben, iki kurbanlığın oğluyum" buyurmuştur. Ve yine, bir bedevî Hz. Peygamber (s.a.s)'e, "Ey, iki kurbanlığın oğlu" demiş, o da bunun üzerine tebessüm etmiştir. Bu husus, kendisine sorulduğunda da, "Abdülmuttalib, Zemzem kuyusunu kazarken, "Şayet Allah, benim bu işimi kolaylaştırırsa, çocuklarımdan birini kurban edeceğim" diye Allah için bir adakta bulunur. Derken, kesilmek için atılan kur'a neticesinde bu iş, Abdullah'a Hz. Peygamber (s.a.s.)in babasına çıkar. Neticede, Abdullah'ın dayıları buna mani olmuş ve Abdulmuttalib'e "(Bu işten dolayı) oğluna mukabil, yüz deve fidye ver!" demişler, o da bunun üzerine, yüz deve fidye vermiştir. İkinci kurbanlık şahıs ise, İsmail (a.s)'dir" buyurmuş ve olayı anlatmıştır.

 

 2- Esmâî'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Ebû Amr İbn el-A'lfl'ya, zebîhin kim olduğunu sordum da, o da "Ey Esmâî, aklın nerede? İshak (a.s) ne zaman Mekke'de bulunmuştur? Mekke'de bulunan İsmail (a.s) olup, İsmail (a.s), babasıyla beraber Kâbe’yi yapan zattır. Kesme işine teşebbüs edilen yer ise, Mekke'dir" dedi.

 

3-  Allah Teâlâ, "İsmail'i, İdris'i, Zülküfl de yâd et" (Enbiyâ, 85) emrinde, İshâk (a.s)'ı değil, İsmail (a.s)'i sabırla vasfetmiştir. Ki, bu da Hz. İsmail (a.s)'in, kesilmeye karşı gösterdiği sabırdır. Cenabı-ı Hak onu yine, "Kitap'da İsmail'i de yâd et. Çünkü o vaadinde sadıktı" (Meryem, 54) buyruğunda, vaadinde sadık olmakla nitelemiştir. Çünkü o, babasına kesilme hususunda sabredeceğine dair vaat de bulunmuş ve bunu yerine getirmiştir.

 

4- Cenâb-ı Hak, "Biz de ona İshâk'ı, İshak'ın ardından da Yakûb'u müjdeledik" (Hûd, 71) buyurmuştur. Şimdi biz diyoruz ki: Şayet kesilecek olan şahıs İshak (a.s) olmuş olsaydı, bu durumda bu kesilme emri, ya İshak (a.s)'dan Yakûb (a.s) dünyaya gelmeden önce, ya da sonra olmuş oturdu. Birincisi olamaz, zira Allah Teâlâ, ona İshak (a.s)'ı müjdeleyip bu müjdenin yanında, ondan Yakûb (a.s)'un dünyaya geleceği de müjdelenmiş olunca, şimdi Yakûb (a.s)'un ondan meydana gelmeden önce kesilmesinin emredilmesi mümkün olamaz. Aksi halde, Allah, "İshak'ın ardından da Yakûb'u..." şeklindeki vaadinden dönmüş olur. İkincisi de olamaz, çünkü Cenabı-ı Hakk'ın, "Artık o, yanında çalışma çağına girince, (babası), "Evladım! Ben seni rüyamda, boğazladığımı görüyorum" ifadesi, ayette bahsedilen bu çocuğun, sa'ye, koşmaya ve o fiile güç yetirme noktasına gelmeden, Allah'ın, Hz. İbrahim (a.s)'e onu kesmesini emrettiğine delâlet eder ki, bu da, bu hadisenin bir başka zamanda meydana gelmiş olmasına ters düşer. Böylece, kesilecek olan şahsın, İshak (a.s) olamayacağı sabit olmuş olur.

 

5- Cenabı-ı Hak, Hz. İbrahim (a.s)'in, "Ben doğrusu Rabbime gidiciyim. O, bana yol gösterir"(Saffat, 99) dediğini, daha sonra da kendisinden, yalnızlığında, kendisiyle ünsiyet duyacağı bir çocuk vermesini talep ederek, "Ya Rabbi, bana Salih evlat ihsan et"  dediğini nakletmiştir. Böyle bir istek ise ancak, Hz. İbrahim (a.s)'in çocuğunun bulunmaması halinde makul ve yerinde olur. Çünkü onun, tek bir çocuğu bulunmuş olsaydı, bir çocuk talep etmezdi. Zira olanı yeniden istemek, muhaldir. İbrahim (a.s)'in, şeklindeki sözü, onun tek bir çocuk istediğini ifade eder. Çünkü ifadesinin başındaki mln, ba'ziyyet bildirir. Ba'ziyyetin en alt derecesi ise, tek oluştur. Buna göre sanki Hz. İbrahim (a.s)'in demesi, onun, Allah'tan tek bir çocuk istediğini gösterir. Böyle bir istekte bulunmanın, ancak ortada çocuk diye bir şey olmadığında yerinde olabileceği sabit olmuş olur. Bu sebeple de bu isteğin, Hz. İbrahim (a.s)'in ilk çocuğu istemesi halinde yapıldığı kesinleşir. Halbuki insanlar, İsmail (a.s)'in İshak (a.s)'dan daha önce dünyaya gelmiş olduğu hususunda müttefiktirler. Böylece, bu dua ve talep ile istenenin, İsmail (a.s) olduğu sabit olmuş olur. Hem sonra, Allah Teâlâ, bu isteğin peşinden, kesilme hâdisesini zikretmiştir. Şu halde, kesilecek olan şahsın, İsmail (a.s) olması gerekir.

 

6- Pek çok haber, koçun boynuzunun, Kâbe’ye asıldığını bildirmektedir. Böylece, kesilecek olan şahsın, Mekke'de olduğu anlaşılmış olur. Şayet kesilecek şahıs İshak (a.s) olmuş olsaydı, bu kesme işi Şam'da olmuş olurdu.

Rivayete göre: Koçun kuru başı da Kâbe Oluğu yanında asılı bulunuyordu.

Peygamber (a.s.) da, Mekke’nin fethinde, Kâbe Anahtarcısı Osman b.Talha’yı çağırıp ona:

“Beytullaha girdiğimde, Beytullah’da iki koçboynuzu gördüm. Onların setrini emretmeyi unuttum. Onları, setr ve görünmez et!

Çünkü Beytullah da namaz kılanı, meşgul eden şeyin bulunması yakışmaz buyurmuştur.

Kırmızı çamura sıvanmış, bulunan ,bulunan bu boynuzlara eliyle dokununca,onlar,ufalanmış,gitmişlerdir….