Yuşa Aleyhisselam Zamanında Nefis İmtahanı

    
YUŞA   ALEYHİSSELAM

Allah-u Teâlâ azimüşşan hazretleri azamet-i kibriyasını bildirmek üzere mucize Kur’an-ı Kerim’i, suhufları, peygamberlerini göndermiştir. Mahlûkat ve mukavvinatı halk ederek azamet-i ilahiye’yi, vahdaniyet-i sübhaniye’yi bildirmiş, insanları ve cinleri ibadet ve taat ile mükellef kılmıştır. Bu meyanda peygamberler ve evliyalar, hakkı halka bildirmek üzere görevlendirilmişlerdir. İnsanların birçoğu peygamberlerin tebliğ ve uyarılarını dinlememiş, yaradılışı gereği zaman zaman nefis ve şeytana uymuşlardır.

Yuşa (a.s), Musa (a.s)’dan sonra gönderilen peygamberlerden biridir. Yirmi yedi sene insanlara Allah (c.c)’ ın emirlerini bildirmiştir. Peygamberliği boyunca İsrailoğullarına Tevrat’ı anlatmış, yüz yirmi yedi yaşında da Halep’te vefat etmiştir. İstanbul’da Yuşa Tepesi’nde kabri vardır. Bir rivayete göre asıl kabri burasıdır. Öte yandan bir büyük zatın gezmiş, kalmış olduğu yer onun makamı sayılmaktadır. Yuşa Tepesi de onun yaşamış olduğu yerlerden biridir. Bu yüzden oraya ismi verilmiştir.

Yuşa (a.s) çok güzel bir insandır. Siması Yusuf (a.s)’ın simasına benzer, insanlar onu ziyarete geldiği zaman onun yüzüne bakar ve onu seyrederlerdi. O da bundan utanır, başını önüne eğerdi. Aynı zamanda Allah-u Teâlâ’nın göndermiş olduğu elçilerden biridir ve ömrü hizmetle geçmiştir.

Yuşa (a.s)’ın iki önemli mucizesi vardır. Birincisi Musa (a.s) gibi su üstünde yol açmasıdır. Firavun’dan kaçmaları için Musa (a.s) İsrailoğulları’na Kızıldeniz’de yol açmıştır. Yuşa (a.s) da Eriha’yı fethetmek için İsrailoğulları’nı toplamış, suları çok olan Şeria Nehri’nde yol açmıştır.

13470837.jpg

İkinci mucizesi, Kudüs’ün fethi sırasında görülmüştür. Günlerden cumadır. Cumartesi günü İsrailoğulları’nın bayram günüdür ve kavmi ertesi gün savaşmayacaktır. Kuşatma altı ay sürmüştür ve şehrin fethine az kalmıştır. Yuşa (a.s) güneşi durdurması için Allah-u Teâlâ’ya dua eder ve duası kabul olur. Güneşe dönüp şöyle der: “Sen Allah’ın (c.c) emrindesin, ben de onun emrindeyim. Allah’tan (c.c) durmanı niyaz ettim ki akşama kadar düşmana galip geleyim.” Allah-u Teâlâ Yuşa (a.s)’a, İsrailoğulları’nı Arz-ı Mevdud’a getirip düşmanla harp etmelerini emretmiştir. Altı aydır süren kuşatma sonunda şehir fethedilmiştir.

Fethin gerçekleştiğini duyan beş şehrin hükümdarı bir araya gelerek bir ordu kurarlar. Fakat hüsrana uğrarlar. Çünkü Allah-u Teâlâ elçisiyle beraberdir, tıpkı Cem’ül Cem olayında olduğu gibi. Mekke’den Medine’ye hicret sırasında Hz. Ebubekir (r.a) ile Efendimiz (s.a.v) Sevr mağarasına gelirler. Mağara uzun zamandır kullanılmadığı için içerde akrepler ve yılan yuvaları vardır. Hz. Ebubekir (r.a) bunları temizlemek için mağaraya önce girer. Elbisesini çıkarıp parçalara bölerek yılan yuvalarının deliklerini kapatır, bir kısmıyla da akrepleri tutup dışarı çıkarır. Fakat bir delik açık kalmıştır, onu da ayağıyla kapatır. (Hz. Ebubekir (r.a) ’ın elbisesini çıkarmasında bir hikmet vardır. Bir insan için en kıymetli eşyası elbisesidir. Elbise insanı sıcaktan, soğuktan korur. Hz. Ebubekir (r.a) da üzerindeki elbiseyi çıkararak o an onun için en kıymetli şeyi Efendimiz (s.a.v) için feda etmiştir.) Daha sonra Efendimiz (s.a.v)’i içeri davet eder. Efendimiz (s.a.v) yolculuk sırasında çok yorulmuş olduğu için Hz. Ebubekir (r.a)’ın dizine başını koyar ve istirahat eder. Efendimiz (s.a.v) uyuduğu sırada bir yılan Hz. Ebubekir (r.a)’ın ayağını ısırır. Canı çok yanan Hz. Ebubekir (r.a)’ın gözünden bir damla yaş akıp Efendimiz’in (s.a.v) mübarek yüzüne düşer. Efendimiz (s.a.v) uyanır. O sırada müşrikler de gelmişler, mağaranın kapısında içeri girip girmemek konusunda tartışıyorlardır. Hz. Ebubekir (r.a) endişelenir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ona: “Korkma ya Ebubekir! Allah (c.c) bizimle beraberdir.”der. Bu hadise tasavvufta “Cem’ül Cem” yani “birlikte olma hali”nin bir örneğidir. Uzun yıllardır Allah-u Teâlâ’nın kullarına olan yardım ve inayeti bu Cem’ül Cem yoluyla devam etmektedir. Nasıl ki müşrikler mağaranın kapısına kadar gelip içerden haberdar olamadılarsa, Yuşa (a.s)’a da Allah-u Teâlâ yardım eder ve gökten dolu yağdırarak beş hükümdarın toplamış olduğu orduları helak eder. Suriye taraflarında bulunan bu beş şehirden dördünü fetheden Yuşa (a.s)  kalan bir şehir için savaşa hazırlanır. Ama bu şehirde Belam bin Baura adında biri yaşıyordur, İsm-i Azam duasını bilir ve ne dua etse kabul olur.

Al Fateh Mosque in Manama - Bahrain (interior).jpg

(Bahreyn El Fetih Cami)

Bu anlatılan hadise Kur’an-ı Kerim’de Araf Suresi 175–176. ayetlerde şöyle geçmektedir: “Ey Resulüm, onlara Yahudilere ve Mekkeli müşriklere, o kimsenin (Belam bin Baura’nın) haberlerini oku. Biz o kimseye vaktiyle ayetlerimizi vermiştik. İman ve hidayet vermiştik İsm-i Azam’ı bildirmiştik. Küfre yönelmek suretiyle ayetlerimizden sıyrılıp ayrıldı. Şeytan da onu kendine tabii kıldı. Artık sapıklardan oldu, ayetlerden yüz çevirdi. Onun gibiler soluyan köpek gibidir, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur. Terk etsen yine dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalan sayan kavimlerin misali böyledir. Bu kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.”

Kalan son şehrin hükümdarı Yuşa (a.s)’ın şehri fethetmek için geldiğini duyunca: “Gidelim, Belam bin Baura’ ya söyleyelim de dua etsin, Yuşa (a.s) bizim şehrimize girmesin.” derr. Belam bin Baura’ ya gidip şehirlerinin fethedilmemesi için dua etmesini isterler. Belam bin Baura kabul etmez ve der ki: “Ben nasıl böyle bir dua edebilirim? O Allah-u Teâlâ’nın elçisidir. Sizleri hidayete erdirmek için gelmiştir.” Fakat ısrar ederler: “Eğer sen dua etmezsen şehrimiz elden gidecek, krallığımız bozulacak, herkes ölecek, sen dua edersen bunlar olmaz.” derler. O yine kabul etmez: “Ben Allah-u Teâlâ’nın emrine karşı gelmem.” diye cevap verir, onları yanından gönderir. Ama hükümdar vazgeçmez, ona hediyeler gönderir, eşi yoluyla da ikna etmeye çalışır. Eşini kandırıp Belam bin Buara’yı ikna etmesini söyler. Eşi de gidip: “Eğer sen kabul etmezsen şehrimize yabancılar girecek.” der. Bunun üstüne nefsi: “Eğer kabul etmezsen eşin senden ayrılacak ve bu güzel hediyeler elden gidecek.” diyerek onu kandırır. Bir anda nefsine uyacak gibi olur, hemen pişman olup tövbe eder: “Yarabbi tövbe! Ben nasıl senin peygamberine karşı dua edebilirim.” der. Nefsine karşı ilk kapıyı orda aralamış olur. İşte herkes için de böyledir, her şeyin insana bir giriş noktası vardır. İnsan yaratıldığından beri şeytan ve nefis onu yoldan çıkarmak için uğraşır. Şeytan ilk başta insana bir şey yapamaz ama nefsine bir vesvese verir. Oraya bir tohum atar. Bunun üzerine nefis akla: “Bunu yapsam ne olur?” diye sorar. Tıpkı Belam bin Baura gibi. O'nun yaptığı da aklına danışmaktı. “Ben peygambere böyle bir şey yapabilir miyim?” diye düşündü. Aklı: “Bunu yapamazsın.” dedi ve onu engelledi. Eğer insan böyle bir hadise olduğunda aklına danışmazsa, aklı bu İslamiyet’e aykırıdır dediği zaman o tohumum filizlenmesi engellenmiş olur. Eğer fikri, İslami teraziye koymazsa,  o tohum orda çimlenmeye başlar. İşte Belam bin Baura da orada küçük bir kapı aralar,  “Ya eşim benden ayrılırsa…” diye düşünür. Ama sonra: “Ben katiyen böyle bir şey yapamam.” diyerek vazgeçer.

Hükümdar bu duruma çok sinirlenir. “Biz seni götürüp asacağız, yapacak bir şey yok” der. İdam sehpasında tekrar sorarlar: “Fikrini değiştirirsen sana bu hediyelerden daha fazlasını vereceğiz.” derler. O an şöyle bir düşünür. Eğer o anda hemen cevap vererek: “Ben Allah-u Teâlâ için canımı veririm.” deseydi şehit olarak anılacaktı. Fakat nefsi onu: “Eğer sen asılırsan hiç kimseye faydan dokunmayacak, insanlar arasında olursan onların hidayetine vesile olursun.” diyerek kandırır. Belam bin Baura: “Rabbime danışayım.” diyerek onlardan izin alır. Bunun yerine: “Beni hemen asın.” deseydi akıbeti hayırlı olacaktı. Her hayatin neticesi elbet sondur. Ahirette son nefes geçerlidir, akıbet son nefestedir.

Bunun üzerine Belam bin Baura istihareye yatar ve: “ Ya Rabbi! Yuşa (a.s)  ordusuna beddua edeyim mi?” diye sorar. Rüyasında Belam dua edemeyeceğini görür. Bu durumu Belkalılara bildirince teklif edilen hediyeler çoğalır, ısrarlar artar. Belam yine: “Rabbime sorayım.” der. Burada artik kapı iyice aralanmış olur. Helakın alametleri görülmeye başlar. Bu defa Allah-u Teâlâ onu bu duadan men etmek konusunda bir şey göstermez. O da bunu: “Eğer rabbim duadan men etmek isteseydi yine gösterirdi.” seklinde yorumlar. Böylece fitne başlamış olur. Dua etmek üzere Husban Dağı’na gitmek için izin alır. Eşeğine binip yola koyulur. Bir müddet sonra eşek olduğu yere çöker. Tıpkı Mekke-i Mükerreme’yi yıkmaya gelen Eblehe ordusundaki filin Kabetullah karşısında çökmesi gibi çöker. Belam bin Baura zorla eşeği kaldırır. Bir müddet gittikten sonra yine çöker. Belam bin Baura tekrar kaldırır. Biraz sonra eşek tekrar çöker ve bu sefer dile gelerek: “Ey Belam, sen ne yapıyorsun? Sana yazıklar olsun. Nereye gidip ne yapmak istiyorsun. Sen helak olmayasın diye Rabbim önüme melekler çıkarıyor. Yazıklar olsun, sen koskoca peygambere bedduaya mı gidiyorsun?” der. O zaman aklı yine doğruyu söyler. “Ben nasıl bir bataklığa saplanıyorum” diye düşünür.  Fakat şeytan boş durmaz. Nefis ne zaman bir isyana başlasa iblis onun yardımına gelir. İblis insan suretinde yanına gelip: “Belam hayvan hiç konuşur mu? Şeytan onun diline geldi, konuşan şeytandır. Sen muhakkak dua etmelisin. Hem insanların sana olan meyli artar hem de malın artar. Hanımında yanında olur. Belki peygamberlik bile gelir sana. İnsanlara faydan olur.” der. Bunun üzerine Belam eşeğini dağa sürer. Tepeye çıkınca dua etmeye başlar ama Allah-u Teâlâ ona izin vermez ve dili dönmez olur. Dua etmeye çalışırken halkına beddua eder. “Onları helak et, Yuşa (a.s)’ı galip kıl, onların davası hak değildir.” der. Belka halkı: “Ne yapıyorsun? Sen bize beddua ediyorsun.” derler. Belam: “Ben kendi isteğimle yapmıyorum. Dilimi konuşturan böyle konuşturuyor.” der. Bedduası bitince kendi kendine: “Eyvah! Dünyam ve ahiretim gitti. Bende hileden ve hainlikten başka bir şey kalmadı.” diye sızlanır. Böylece Allah’ın dergâhından kovulur.

İblis azdırdığı insanı kendi safına katar, onu da kendinden eder. Eğer Belam o halde kalsaydı azabı da o derece olacaktı. Fakat onun nefsi artik şeytanı bile hayrete düşürecek şekilde şeytana dönüşür. “Beddua edemiyorum ama hile yapabilirim.” diye düşünür. Belka ahalisine söyle der: “Karılarınızın bir kısmını süsleyin, şehrin dışına çıkarın. İsrailoğulları kadınlara karşı ilgi gösterirler. Onlarla zina etsinler. Allah zina edenlere belasını verir, siz de kurtulursunuz.”

Belka şehri kadınlarına, Belak’ın kızı dâhil olmak üzere en güzel elbiselerini giydirirler ve Hz. Yuşa’nın iman ordusunun önüne çıkarırlar. Komutanlardan Zerr bin Şelum isimli yahudi Belka’nın en güzel kadınlarından birini seçip çadırına gider. Onu gören İsrailoğulları askerleri de aynisini yaparlar. Bunun üzerine Allah’ın gazabı gelir. Yetmiş bin kişi helak olur.

Belam yetmiş bin kişinin ölümüne neden olmuştur. Allah (c.c.) inayetini yetiştirir. Finhas bin Ayzar isminde güçlü birisi Zerr bin Şelum’u zina esnasında mızraklar, kadını da mızraklar. Yetmiş bin kişinin ölümüyle zinakarlar ibret alır, Allah-u Teâlâ böylece taunu kaldırır. Yuşa (a.s) şehre girer, Belam’ı ve Belak’ı öldürür. Belka şehri İsrailoğulları'nın eline geçer.

Allah-u azimüşşan ayet-i celilide şöyle buyurur: “Ey Resulüm! Onlara, Yahudilere ve Mekkeli müşriklere, o kimsenin (Belam bin Baura’nın) haberlerini oku. Biz o kimseye vaktiyle ayetlerimizi vermiştik, iman ve hidayet vermiştik, ism-i azamı bildirmiştik. Küfre yönelmek suretiyle ayetlerimizden sıyrılıp ayrıldı, şeytan da onu kendine tabi kıldı. Artık sapıklardan oldu. Delalete düştü, helaka maruz kaldı. Eğer biz dileseydik, o kimseyi ayetlerimiz sebebiyle salih kimseler derecesine yükseltirdik. Ama o dünya varlığı dolayısıyla hevasına tabi oldu, ayetlerden yüz cevirdi. Onun gibiler soluyan köpek gibidir, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalan sayan kavimlerim misali böyledir. Bu kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.”

 

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "