Kul Hakkı

_42_.jpg

“Ey iman edenler! Zandan sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın kiminiz, kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah Tevvab’dır, Rahimdir.( tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur.)”

 

  KUL HAKKI

Kul hakkı insanın can, mal, namus ve manevi değerler gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsanın kişisel haklarına yönelik her türlü tecavüz ve haksızlık dinimizce haram ya da mekruh sayılmaktadır. Bu sebeple de günah kapsamındadır. Kul hakkından kaynaklanan günahların Allah tarafından bağışlanması söz konusu değildir. Sonsuz rahmet sahibi Allahu Teâlâ (c.c) kulunun halisane tövbesiyle tüm günahlarını bağışlarken kul hakkını ancak kulların kendi aralarında helalleşmeleri şartına bağlamıştır.
  İslam dininin bu kadar önem verdiği kul hakkı, hiç şüphesiz insanların dünyada huzur ve refah içinde yaşamaları için getirilmiş bir bakıma hukuk kurallarıdır. Bu kurallar ki kişinin sadece maddi değil manevi haklarını da içine almaktadır.

Müslüman’ın tarifini yaparken Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor:

”Müslüman kime derler biliyor musunuz?” dinleyenler:

“ Allah ve Resulü daha iyi bilir “dediler. Buyurdu ki:

”Müslümanların, elinden ve dilinden zarar görmedikleri kimselerdir”. Bunun üzerine:

“Mü’min kime denir” dediler. Buyurdu ki:

” Müslümanların bedenlerinin ve mallarının, kendisinden emin olduğu kimsedir.” “muhacir kimdir?” dediler. Buyurdu ki:


”fena işlerden kesilenlerdir.” Yine buyurdu:

”bir Müslüman’ı rencide eden bakış kimseye helal değildir, bir Müslüman’ı korkutacak bir şey yapmak da helal değildir.” 1

Görülüyor ki Müslüman sadece ibadet eden değil, hayatının her anını kulluk bilinci içinde yaşayan, bakışlarına dahi dikkat eden çevresine hiçbir şekilde rahatsızlık vermeyen insandır. Bir de kendimize baktığımızda ne kadar Müslüman olduğumuzu görürüz sanıyorum. İnsanların birbirleri ile olan münasebetlerinin çıkara dayandığı, kimsenin birbirine güvenmediği, suçların giderek arttığı bir devirde yaşarken bize düşen bilinçli olmaktır. Nasıl biz bugün hukuk kurallarını biliyor ona göre yaşıyorsak dinimizin bize getirmiş olduğu emir ve yasakları da iyi bilmemiz gerekiyor ki uygulayabilelim.

Günlük hadiseler çerçevesinde pek çoğumuza normal gibi gelen pek çok hadise vardır ki kul hakkına girmektedir. En basitinden hepimiz toplu taşıma aracı kullanıyoruz. Araca binip inerken sıraya riayet etmemek ya da Müslüman kardeşine nezaket dışı bir tavır sergilemek kul hakkına girecektir. Bu kadar basit gibi görünen bu olayın telafisi ise o kadar zordur ki tanımadığımız o kişilerden tek tek helallik istemek nerdeyse imkânsızdır. Yine trafikte hız yapan, kurallara uymayan ve sonuç olarak da diğer insanların hayatını tehlikeye sokan kişiler de bu kabildendir.

Komşusunu gürültü yaparak rahatsız etmek ya da üç günden fazla dargın olup barışmamak da komşu hakkıdır. Halkın ortak kullandığı kamu mallarına zarar vermek, yerlere çöp atmak, gereksiz yere korna çalmak ya da gürültü yapmak (düğünlerde, kutlamalarda müzik sesleri vs) ve daha buna benzer dikkat edilmeyen birçok şey saymak mümkündür.

terazi.png

Yine ticarette haksızlık, tartıda hile yapmak, Müslüman kardeşinin kazancına engel teşkil edecek davranışta bulunmak sayılabilir. İşverenin işçisine zulmünün ya da işçinin işini savsaklayarak gereği gibi yapmamasının hesabı sorulacaktır. Mesela bir öğretmen talebesine faydalı olamıyor görevini yerine getiremiyorsa o öğrencinin vaktini boşuna harcadığı için hesap verecektir. Ya da bir doktor hastasına tedaviyi eksik uyguluyorsa bunun karşılığını ödeyecektir. Kısacası herkes yaptığı işi eksiksiz yapmaya gayret etmelidir. Aksi takdirde mizan kurulunca hepsi önümüze serilecektir.

 Kul hakkı denince yalnızca birinin malını gasp etmek, adam öldürmek gibi maddi şeyler akla gelmemelidir. Bir de manevi haklar vardır ki onların telafisi daha zordur. Gıybet etmek, iftira etmek, kalp kırmak, onuru sarsacak kelimeler kullanmak, hoşa gitmeyecek şakalar yapmak gibi günlük hayatta çok karşılaştığımız durumlardır. Peygamber efendimiz (s.a.v) buyurdu: “Allahu Teâlâ Mü’minler hakkında dört şeyi haram kılmıştır: mallarını almak, kanlarını akıtmak, gıybet etmek ve onlara su-i zan ( kötü zan) etmek. “

Ayet-i kerimede şöyle buyruluyor:

“Ey iman edenler! Zandan sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın kiminiz, kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah Tevvab’dır, Rahimdir.( tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur.)” 2  

Bu hususta İmam Gazali Hazretleri Kimya-i Saadet adlı eserinde şöyle buyuruyor:” Din kardeşleri hakkında iyi söylemeli, ayıp ve kusurlarını örtmeli, din kardeşlerine gıybet eden olursa, cevap vermeyip, o kimseyi duvarın arkasında oturmuş, hakkında konuşulanı dinliyor farz etmelidir. Kendisinin olmadığı yerde onun nasıl olmasını isterse, onun bulunmadığı yerde de kendisi öyle olmalıdır.” Kısacası günümüz tabirinde ‘empati yapmalı’ yani karşındakini kendi yeri koyarak, kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak karşımızdakine öyle davranmalıdır.
  İnsan hakları konusunda dinimiz, herkese eşit davranılmasını ve saygı gösterilmesini tavsiye etmiştir. İnsanın Müslüman –zimmi, Müslim –gayrimüslim olması kul hakkı noktasında önemli değildir.

Merhameti sonsuz olan Allah (c.c), tövbe edenin tüm günahlarını bağışlar ama kul hakkını bağışlamaz. Bağışlanmak için; haksızlık yapılan kişinin rızası alınmalı ve helalleşilmeli, maddi bir hak söz konusu ise bu malı hak sahibine geri verilmeli, eğer kişi ölmüş ise onun varislerine verilmelidir. Bu konuda efendimiz bize çok önemli bir ders vermiştir; Allah Resulü (s.a.v), vefatından önce bir gün mescide gelerek ashabına şöyle hitap etmiştir:

“Ey insanlar! Artık aranızdan ayrılma vaktim geldi. Beni artık aranızda ve bu makamda bulamayacaksınız. Bakın ben kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun. Kimin malını almışsam gelsin alsın. Her kimin namus ve şerefine dil uzatmışsam işte benim namus ve şerefim, gelsin ondan öcünü alsın. Ben ona düşmanlık ederim diye asla çekinmesin. Çünkü bu benim yapabileceğim bir şey değildir. Şunu biliniz ki benim sevdiğim kişi bende hakkı varsa hakkını alan ya da helal eden kişidir. Böylelikle ben, nefsim rahat ve huzur içinde Rabbime kavuşmuş olurum.” 
Bu arada dinleyicilerden biri :” Ey Allah’ın Resulü! Benim sende üç dirhem alacağım var.” deyince Allah Resulü (s.a.v) onun alacağının neden dolayı olduğunu sordu. O da ,”hatırlamıyor musun ey Allah’ın Resulü! Hani bir dilenci sana gelmişti. Sen de bana emretmiştin. Ben ona üç dirhem vermiştim.” Dedi. Allah Resulü (s.a.v) amcasının oğlu Fadl’a o adam üç dirhemi ödemesini emretti. O da ödedi. 3

Bu hususta İmam-ı Rabbani Hazretleri de “Mektubat” isimli eserinde şöyle der: “bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerce lira sadakadan kat kat daha sevaptır. Bir kimse, peygamberin yaptığı ibadetleri yapsa fakat üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa bu bir kuruş hakkı ödemeden, cennete giremez.” 4
  Hak sahibinden usulüne uygun helallik isteyen kişi iyi niyetini ve davranışını göstermiş, hakkı sahibine teslim etmiş demektir. Öte yandan Allah’ın emrine karşı geldiği için günah işlemiştir ve tövbe etmesi gerekir. Yapmış olduklarından dolayı pişman olup bir daha yapmamak için çaba göstermeli bunun için de bol bol dua etmelidir. Bunları yapmayan ve üzerinde kul hakkı kalanın cennete giremeyeceği bildirilmektedir.

 

Efendimiz kul hakkı olanın cennete giremeyeceği konusunda şöyle buyurmuştur:

“Üzerinde kul hakkı olan ölmeden önce helâlleşsin! Çünkü ahirette, altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.” 5

Ve kişi o hale gelir ki artık sevapları kalmaz ve bir bakıma iflas etmiş olur. Ebu Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre Allah Resulü (s.a.v) Ashab-ı Kiram’a;

“müflis’in kim olduğunu bilir misiniz?” diye sormuş, onlar da, “Ya Rasulallah! Bize göre, müflis, parası malı olmayan kimsedir.” Demişler. Bunun üzerine Resulü Ekrem(s.a.v) şöyle buyurmuştur: ”Benim ümmetimin müflisi o kimsedir ki, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât getirecek, fakat buna sövmüş, falancaya zina iftirası yapmış, falancanın malını yemiş, şunun kanını akıtmış, bunu dövmüş olarak gelecektir. Sonra yaptıklarının cezasını vermek için oturacak; kısas olarak, bu haksızlığa uğrayanlar onun sevaplarından haklarını alacaklar. Eğer sevapları yeterli olmazsa, haksızlık ettiği kişilerin günahlarından alınıp, ona yükletilecek ve sonra ateşe götürülecektir.” 6

“Kıyamet gününde haklar, mutlaka sahiplerine verilecektir; öyle ki boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.” 7

Şüphesiz, âlimlerin ahir zaman dediği şu dönemde bir Müslüman gibi yaşayıp bir Müslüman gibi ölmek çok zordur. Fakat yapılan her amelin kıymeti o denli fazladır. Bize düşen elimizden geldiği kadar dikkatli yaşamak ve Allah’tan bize bu hususta yardım etmesi için niyaz etmektir.

Rabbül Âlemin hepimizi hakkı bilip ona uyan, kul hakkından sakınan bahtiyar kullarından eylesin. Mahşer gününde iflas edip rezil olmaktan, huzuruna eli boş olarak çıkmaktan korusun. Bizlere, sevdiği kullarıyla beraber cennete girmeyi nasip etsin inşallah…

Dipnot: 1 Buhari
2 Hucurat, 49/12
3 İbn sa’d, Tabakat 2/255; İbn Kesir, İslam Tarihi, 5/399; İbnü’l-Esir, İslam Tarihi el-Kamil fi’t-Tarih Tercümesi, çeviren : M. Beşir Eryarsoy, Bahar Yayınları, İstanbul 1985, 2/292
4 Mektubat-ı Rabbani c-2 m.66,87
5 Buhari
6 Müslim, Birr 60; Tirmizi, Kıyame 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 2/303, 334,372
7 Müslim, Birr 60

Kaynaklar:
1. İmam gazali, Kimya-ı saadet
2. İmam gazali, İhyau Ulumi’d Din
3. Ahmet kerem sever, kul hakkı, ışık yayınları 2009
İmam-ı Rabbani, Mektubat