Gıybet

GIYBET

 

Allahu Teâlâ Hucurat suresi 12.ayeti kerimede ‘’Bazınız bazınızın gıybetini etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz.’’buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav)miraca çıktığı zaman tırnakları ile yüzlerini tırmalayan insanlar görür. Bu insanların gizli hallerini araştıranlardır.

Bir hadisi şerifte ‘’Ey dili ile iman edipte kalbi ile inanmayanlar Müslümanların gıybetini etmeyin, onların gizli hallerini araştırmayın. Kim, din kardeşinin gizli hallerini araştırırsa, Allahu Teâlâ da onun gizli hallerini araştırır. Allahu Teâlâ kimin gizli hallerini araştırırsa, onu evinin içinde de açığa çıkarır ve rezil eder.’’

Allahu Teâlâ Musa as. Cennete en son gidecek olanların gıybetten tövbe edenler olduğunu bildirmiştir.

Gıybet Sadece Dille Yapılmaz. Dil ile söylemek, ancak başkasına müslüman kardeşinin bir eksikliğini anlattığın ve hoşuna gitmeyen bir vasfını belirttiğin için haram olmuştur. Bu bakımdan ta´rizen kendisinden bahsetmek, açıkça kendisinden bahsetmek gibidir. Bu hususta fiil de söz gibidir. İşaret, ima, dudak bükme, göz kırpma, yazı, hareket ve maksadı belirten her türlü söz, açıkça söylemek gibidir. O halde bunların tümü gıybet ve haramdır.

Aişe validemizin şu sözü ima ve işaret kısmındandır: Bizim evimize bir kadın geldi. Kadın gittikten sonra elimle kadının kısa boylu oluşuna işaret ettim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) bana şöyle dedi:
Kadının gıybetini yaptın!

Başkasının durumunu hikâye etmek suretiyle taklidini yapmak da gıybettir. Aksayarak yürümek veya kişinin yürüdüğü gibi yürümek gıybettir, hatta azap bakımından gıybetten daha şiddetlidir. Çünkü böyle yapmak, kişiyi anlatmakta daha tesirli olur. Hz. Peygamber, Hz. Aişe´nin başka bir kadının taklidini yaptığını gördü ve şöyle buyurdu:

Bana şu kadar şu kadar verilse bile yine de bir insanın taklidini yapmak beni sevindirmez!

Yazı ile gıybet de böyledir. Çünkü kalem de bir dildir. Bir kitabın yazarı, belli bir şahıstan bahseden kitabında onun konuşmasını çirkin gösterirse gıybet olur. Ancak konuşmayı böyle göstermeye kendisini mecbur eden bir şey bulunursa, o zaman hüküm değişir. Nitekim ileride bu bahis gelecektir. Müellifin ´bir kavim şöyle dedi´ demesi ise, gıybete dâhil olmaz. Ancak gıybet, belli bir şahsa -ister diri, isterse ölü olsun- saldırmaktan ibarettir.

´Bugün bizim yanımızdan geçenlerin veya bizim gördüklerimizin bir kısmı´ demen gıybettendir. Yani eğer muhatabın bu ibareden belli bir şahsı anlarsa, gıybet olur. Çünkü mahzurlu olan, muhataba belli bir şahsı anlatmaktır. Anlatmakta kullanılan metot ve sistem değildir. Eğer muhatap o konuşmandan belli bir şahsı anlamazsa öyle konuşman caizdir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) bir insanın herhangi bir hareketinden hoşlanmadığı zaman şöyle derdi:

Bazı kavimlere ne oluyor ki şöyle yapıyorlar.

Enes(ra) rivayet edilmiştir. Bir gün Resulü Ekrem efendimiz (sav) bir gün oruç tutmamızı emretti ve sonra’’ Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın ‘’buyurdu.

Herkes orucunu tuttu. Akşam olunca teker teker müracaat edenlere iftar müsaadesi verdi. Bu arada bir adam gelerek;

"iki genç kız oruç tuttu ve yoruldular, zati âlinize gelip izin istemeye utanıyorlar. Müsaade buyursanız da iftar etseler" dedi.

Müsaade etmediler.

Adam tekrar geldi. Tekrar geldi. Müsaade edilmedi

Sonunda Resulü Ekrem (sav) ‘’Onlar oruç tutmadılar, bütün gün insanların etlerini yiyenler nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle oruç tuttularsa; söyle istifra etsinler bakalım ‘’

Adam gitti, gerekeni söyledi. Onlar da aynı şeyi yaptılar ve kan parçaları kustular. Adam Resulü Ekrem’e (sav)vaziyeti bildirdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) ‘’Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer bu parçalar kusmayıp midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.’’buyurdu.

Câbir der ki: Bir seferde Hz. Peygamber ile beraberdik. Sahipleri azap gören iki kabrin yanında durarak şöyle buyurdu:

Bu iki kabrin sahibi azap görüyorlar! Oysa azap görmeleri pek büyük olmayan bir suçtan dolayıdır. Onlardan biri halkın gıybetini yapardı. Diğeri ise küçük taharetten korunmazdı.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) bir hurma dalı veya iki hurma dalı istedi. O dalları kırıp sonra her parçayı bir kabrin üzerine dikmeyi emretti ve şöyle dedi:
Bu iki dal yaş oldukça (kurumadıkça) onların azabı hafifletilir.

Maiz zina suçundan idam edilince su adam it gibi öldü dediler. Bunu üzerine''şu leşten ısırın da yiyin dedi.'bu murdardır dediler. Rasulullah(sav)Maiz hakkında söyledikleriniz kazandığınız günah o leşten daha pis kokuludur, buyurdular.

İki zat mescidin kapısında oturuyorlardı. Mescidi haramın kapısından sakal bıyık kesilmiş bir adam geçti,''Kendini kadınlara benzetmiş, erkeklikten ne varsa kaldırmış''dediler ezan okundu namaza gittiler namazda biri bizim konuşmamız doğru mu acaba diye düşündü ve meseleyi Mekke müftüsü Ataya, sordu. Ata da yeniden abdest alıp namaz kılmalarını oruçlu iseler de oruçlarını tekrar etmelerini emretti. Mücahit'' Veylülli külli hümezetin lümeze ''(Azap olsun her ayıplayıcıya! Yüzlerine karşı dil uzatıcıya!' (Hümeze/1)) ayetinin tefsirinde şöyle dedi: 'Hümeze ;halka tan eden kimse, Lümeze; halkın etini yiyen kimse demektir'   

Katade peygamber efendimiz, kabir azabı 3 şeydendir.1/3 gıybet,1/3 nemime,1/3 e idrardan sakınmamaktandır, diye bize bildirildi demiştir. Bazı eskiler biz sahabe zamanına yetiştik, onlar ibadeti namazda oruçta değil birbirlerini çekiştirmemekte ararlardı.''dediler.

Ali b. Hüseyin başkasının gıybetini yapan bir kişiyi dinledi ve şöyle dedi: 'Gıybetten kaçın! Çünkü gıybet, insan köpeklerinin katığıdır'.

Hz. Ömer şöyle demiştir: 'Allah'ın zikrinden ayrılmayın! Çünkü onda şifa vardır. Halktan bahsetmekten sakının! Çünkü o hastalıktır'.
Allah Teâlâ'dan, ibadetine yönelmek için tevfîkini talep ederiz.

   GIYBETİN ÇEŞİTLERİ

Bedeni gıybet: uzundur, kısadır, gözü şaşıdır, kördür vb diyerek arkadan konuşmaktır.

Nesebi gıybet: babası ameledir, kötüdür demekle yapılan gıybet

Dünyevi gıybet: edepsizdir, yalancıdır, çok uyur, çok yer, milletin hakkını yer vb. demekle olur

Dini gıybet: hırsız, yalancı, namazı kılmaz vb

Giyiniş gıybeti: geniştir, dardır, kirlidir şeklinde konuşarak yapılan gıybettir.

-Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?

-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.

-Gıybet kardeşinin hoşuna gitmediği bir vasıfla onu zikretmendir.

-Acaba benim dediğim kardeşimde varsa?

-Eğer senin dediğin kardeşinde varsa, onun gıybetini yapmış olursun. Eğer dediğin kendisinde yoksa ona iftira etmiş olursun. Hz. Aişe şöyle demiştir: ´Sakın hiçbiriniz başkasının gıybetini yapmasın! Çünkü ben bir ara Hz. Peygamber´in yanında iken bir kadın için ´Şu kadın ne kadar da uzun etekli imiş!´ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber bana dedi ki: ´At, at!´ Ben ağzımdan bir çiğnem et parçası çıkardım.
Hasan Basri şöyle demiştir: Başkasından bahsetmek üç kısma ayrılır:
1.Gıybet
2.Bühtan
3.İfk (iftira)
Gıybet iş söz işaret huzurunda gıyabında yazı hareket ile olursa olsun maksadı ifade ettiği için haramdır.

Gıybetin sebepleri

1.kızgınlığından dolayı onun hakkında konuşmaktan zevk alır. Hiddet gıybetin baş sebebidir.

2.Arkadaşlarının kendilerini konuşturup dinlemeleri ve onun da ona uyması ile olur

3.Bir işin kendi aleyhinde olacağını düşünüp, onun aleyhinde konuşarak kendi aleyhinde konuşulacaklarını çürütmek ister.

4.Kendisine isnat edilen şeyi başkasına yüklemek ve bu suretle kendini kurtarmak

5.Kendisini üstün göstermek, başkasını küçük göstermek

6.Haset çekememezlik

7.Şakalaşmak, gülüp oyalanmak

8.Adam küçük görerek onunla alay etmek

 

    Gıybetten kurtuluş çareleri

Kişiyi gıybete sürükleyen ve teşvik eden sebebe bakmasıdır; zira hastalığın tedavisi, sebebinin önlenmesiyle mümkündür.

Allahın gıybete kızdığını bilmek sevapları yok ettiğini kıyamet günü teşhir olacağını, sevaplarını gıybetini yaptığı insana verileceğini düşünmektir.

 Bilmektir.

 Öfkeyi de yenmek gerekir.

 Ateşin kuru dalları yakması insanın sevaplarının insanın sevaplarını mukavemette gıybetten daha süratli değildir.

 

   Ey iman edenler zannın birçoğundan sakının, zira zannın bazısı günahtır.

Ya eyyühellezi amenüçtenübu kesir an minezzanni inne bagdazzanni ismin.

 

  Dil olduğu gibi kalple yapılan gıybette haramdır. Buna suizan denir. Dille bir adamın kötülüğünü saymak yasak olduğu gibi kalbin ile de kötü zanda bulunmak yasaktır. Bu kötü zandan maksat kalbe ne suretle gelirse gelsin değil, kalbin ona hükmetmesi iledir. Hatır, havadis, şek, bağışlanmıştır. Yasak olan zandır. Haram olmasının sebebi herkesin kalbinde olanı Allah bilir. Gözü ile görmediği kati malumata sahip olmadıkça kimse için kötü düşünmeye hakkın yoktur. Görmediğin ve bilmediğin şeytandır. Şeytan ise en fasık kimsedir. Peygamber Efendimiz (sav)sahabeyi zekât toplamak üzere gönderiyor, beni müstakile''Ey müminler eğer fasık’ın biri size bir haber verirse, onun iç yüzünü araştırın yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz buyruluyor. Olayda kötü tarafı hayallendirecek bir delil var, fakat hilafına da ihtimal varsa yine caiz değildir. Adamın ağzını koklayıp şarap içmiştir deyip, Cezası tatbik edilemez. Zorla içirilmiş ya da ağzını, çalkalamış olabilir.

    Muhakkak ki Allah c.c müslüman malına, canına, kendisine suizanda bulunulmasına haram etmiştir.''Malınızın mubah olması için gereken şartlar suizan için de geçerlidir. Kalbe gelen şüpheler devamlı dalgalanmakta ise bunu suizan da ayırt, etmek bilmekledir.

      Âdeme karşı içindeki davranışının değişmesi, nefret etmek, hürmet saygı göstermemek, tembelleşmen, sıkıntı ile karşılaştığında aldırış etmemendir.

     Peygamber Efendimiz(sav) müminde 3 şey bulunabilir. Bunlardan kurtuluş çareleri vardır. Suizandan kurtuluş çaresi şüphelendiğin şeyin üzerine düşmemektir, kalpte yerleşmesi sevginin nefrete dönüşmesiyle azalarda yerleşmesi gereğini yapmakla olur.

   Mümin Allahın nuru ile bakar ve böyle kapalı gerçekleri bulur. Gerçekte tecessüs Allahın nuru ile değil vesvese iledir.

     Bir müslüman hakkında suizanna kapıldığı zaman ona dua etmek ve ona daha fazla ehemmiyet vermek gerekir. O zaman şeytan kızar kötü şeyleri hatırına getiremez olur.

     Ona tenhada nasihat et. Kendini büyük görüp onu alçaltma maksadın üzüntünle beraber onu bu günahtan kurtarmak olsun. Hatta onun o kusurunu senin nasihatin ile değil kendisinden terk etmesi senin için daha sevimli olsun. Hem nasihatin, hem de üzüntünün hafiflemesinde ona yardımcı olmanın mükâfatını alırsın.

     Suizan da kötü meyvelerden biri de tecessüs araştırmaktır. Çünkü kalp zan ile yatışmaz hakikate ulaşmak ister. Bunun için tecessüsle meşgul olur ki bu da yasaktır. Ayette vela tecessüsü, yani casusluk etmeyin diye geçer.

 

Bazı durumlarda gıybete ve zanna müsaade edilmiştir.

Kötülüğü önlemek için,

Bir müslümanı kötülükten korumak için,

Lakabı dolayısıyla,

fıskını, günahını gizlemeyen açıkça işleyen hakkında

Olanları anlatıp, fetva alabilmek maksadıyla meseleler konuşulabilir.

 

  Gıybet ve suizanda bulunan kimseler helallik almalı. Tövbe etmeli Allahu tealanın affına ve mağfiretine sığınmalıdır.