TERK ETSEK DE BİZİ TERK ETMEYENLER

Untitled_1.jpg

Resul-ü Ekrem ile Sadat-ı Kiram’la beraber olacaktır inşallah. Sizde inşallah muhabbetinizi ciddiye alırsınız. Muhabbeti ciddiye almak onların istediği gibi hareket etmektir. Onlar cemaati sevdiler, namazı sevdiler, dünyanın muhabbetinden uzaklaşmak istediler. İnsan da mümkün olduğu kadar onların sevdiği şeyleri sevmeli, onlar gibi yaşamaya çalışmalıdır.

Seyda-i Taği’yi hiç sevmeyen bir münkiri varmış. Bir gün Seyda-i Taği(k.s), Şeyh Fethullah birlikte atlarıyla Nurşin’e gidiyorlarmış. Yolda adam onları görünce yüzünü kapatıyor. ‘Ben görmeden yanımdan geçsinler.’diyor. Aradan zaman geçiyor. Seyda-i Taği(k.s), Şeyh Fethullah’a ‘Molla Fethullah, filan adam vefat etti, imanını kurtardı.’diyor. Şeyh Fethullah ‘Nasıl haberiniz oldu o sizin münkirinizdi.’diyor.  Seyda-i Taği ‘Hatırlamıyor musun, biz bir gün Nurşin’e giderken onunla yolda karşılaştık. O zaman atımın gölgesi  onun üzerinden geçti.’diyor. Sadat-ı Kiramın atını gölgesinin bile insanlara faydası var.

 

Değerli Müslümanlar
 

 

 Seyyid Taha (k.s) sadece kendi müridlerine değil münkirlere karşı da çok merhametliydi. İrşada çıktığı zaman daha tanınmıyordu. O, köy köy gezip irşad yapıyordu. Seyyid Taha (k.s)’nın vasıfları Hz Ömer’inki (r.a) gibiydi. Nasıl ki Resulü Ekrem(s.a.v), Hz Ömer(r.a) için “Hz Ömer hangi sokaktan gider ise şeytan o sokaktan kaçar.” demişse Seyyid Taha’nın(k.s)’nın hazır olduğu cemaatten de şeytan kaçardı.

Bir köye gittiğinde bir ağanın evinde misafir oluyor .Ve ağa, hanımı, hizmetçisi hepsi tarikata  giriyor. Seyyid Taha (k.s) köyden ayrılmaya hazırlanırken şeytan hemen ağanın yanına gelip ona tahakküm yapıyor: ‘Sen ağasın o dervişin tarikatine nasıl girdin?’diyor. Ağa da hizmetçisini çağırıyor: ‘Bu tespihleri al, git Seyyid’e  de ki ’ diyor. Hizmetçi çok fakirmiş fakat Seyyid’e çok muhabbetliymiş. Yanına gittiğinde Seyyid’in sohbet yaptığını görünce üzülerek ağanın yaptıklarını söylüyor. Seyyid de: ‘Zararı yok. Allah razı olsun bize tespihlerimizi göndermiş.’ diyor. Aradan zaman geçiyor, bir gün Seyyid Taha (k.s) rabıtada ya da sohbetteyken Allah’a hamdediyor ‘Filan ağa öldü,imanını kurtardı.’diyor. Etrafındakiler de ‘O ağa Seyyid Taha (k.s)’in tarikatından çıkmıştı. Onun halinden Seyyid’in nasıl haberi oldu?’diyorlar. Seyyid Taha (k.s) ‘Bizim gölgemizden geçtikten sonra o bizi terk etse bile biz onu terk etmeyiz.’diyor.

Başka bir hadise daha vardır: Zalim bir ağa Seyyid Taha (k.s) devamlı hakaret ediyormuş. Seyyid Taha’nın (k.s) münkiriymiş. Seyyid Taha (k.s) ağanın yaptıklarına sabretmiş. Birgün Seyyin Taha (k.s) bir sofisi bir iki sepet üzüm toplayıp eşeğine yüklemiş, ağanın yolundan geçerek nehre gidiyormuş. Ağa sofiyi görünce elinden  eşeğini de sepetinde almış ve sofiyi rezil etmiş. Seyyid Taha (k.s) de bunu duyunca ‘Sofi haksızdır üzümü bana getirmemeliydi, ağaya götürmeliydi fakat üzüm ağanın olsun sofi çok fakirdir, eşeğini ağa geri versin.’der. Ağa ,Seyyid Taha (k.s) terbiyesizce cevap veriyor. Seyyid Taha (k.s) ‘Benimle o insan cumaya kadardır.’diyor. Cuma günü oluyor sofiler ağaya bir şey olup olmayacağını merak ediyorlar. O gece ağayı bir hastalık tutuyor. Sabaha kadar ölüyor. Öldükten sonra ağanın kardeşi Seyyid Taha (k.s)’in salikiymiş. Seyyid Taha (k.s) yanına gelip ağlayarak ‘Eğer müsaade edersen kardeşimin kabrini bu nehre getirmek isterim’diyor. Seyyid Taha (k.s) kabul etmiyor: ‘Senin kardeşin imansız gitti, Hadis-i Kudsi vardır: “Kim benim  bir velime, dostuma savaş açarsa,ben onlara savaş açarım,diyor. Rabbil Alamin’in bir kula savaş açması o kulun en başta imanını kaybetmesidir, neuzubillah.”

Böyle bir hadise Seyda-ı Tahi’nin de (k.s) başından geçmiş Seyda-i Taği’yi hiç sevmeyen bir münkiri varmış. Bir gün Seyda-i Taği(k.s), Şeyh Fethullah birlikte atlarıyla Nurşin’e gidiyorlarmış. Yolda adam onları görünce yüzünü kapatıyor. ‘Ben görmeden yanımdan geçsinler.’diyor. Aradan zaman geçiyor. Seyda-i Taği(k.s), Şeyh Fethullah’a ‘Molla Fethullah, filan adam vefat etti, imanını kurtardı.’diyor. Şeyh Fethullah ‘Nasıl haberiniz oldu o sizin münkirinizdi.’diyor.  Seyda-i Taği ‘Hatırlamıyor musun, biz bir gün Nurşin’e giderken onunla yolda karşılaştık. O zaman atımın gölgesi  onun üzerinden geçti.’diyor. Sadat-ı Kiramın atını gölgesinin bile insanlara faydası var.

Elhamdülillah siz de ehli tarikatsınız. İbadetlerimiz tam olmasına rağmen  muhabbetiniz vardır. Muhabbetiniz olursa haşrınız Rasul-ü Ekrem ile Sadat-ı Kiram’la beraber olacaktır inşallah. Sizde inşallah muhabbetinizi ciddiye alırsınız. Muhabbeti ciddiye almak onların istediği gibi hareket etmektir. Onlar cemaati sevdiler, namazı sevdiler, dünyanın muhabbetinden uzaklaşmak istediler. İnsan da mümkün olduğu kadar onların sevdiği şeyleri sevmeli, onlar gibi yaşamaya çalışmalıdır.
Bir gün Gavs-ı Hizan’a ‘Sizin bağlılarınız kimlerdir?’ diye sordular. Gavs-ı Hizan (k.s)‘Bizim bağlılığımız ehl-i teheccühtür .’diyor. Bir insan ehl-i teheccüd olmadığı zaman bağlılarından sayılmaz. Bir insan günde bir cüz okumasa, hatme yapmasa, evradını yapmasa bağlı sayılmaz. Çünkü bunlar Sadat-ı Kiram’ın koyduğu şartlardır. Hatme yapan insanlar muhakkak namaz kılmalıdır.

Untitled_1.jpg

Tarikat, Resul-ü Ekrem(s.a.s)  Medine-i Münevvere’den geldikten sonra gelen ayet ‘Ey Resulüm, hanımlar sizin yanınıza geldiği zaman söz veriyorlar; zina yapmasın, çocuğunu öldürmesin, kocasına muhalefet etmesin o zaman size mubayaat etsinler’.Mübayaat bir satıştır. Cennet için Allahu Teala’nın rızası için dünyalık şeylerden vazgeçmektir. Asıl mübayaat budur, ticaret gibidir, birbirinden satın almaktır.

Bu Ayet-i Kerime geldikten sonra bütün beyler, hanımlar Resul-ü Ekrem’e mübayaat ettiler. Günah işlememek için söz verdiler.

Tarikattan çıkmak üç şekilde olur: İnsan günah işlerse, aşikare zikir yaparsa, tarikattan çıktım derse tarikatı düşer. Şeytan devamlı insanı sıkıştırır, günaha teşvik eder. Bu yüzden Sadat-ı Kiram nefslerine tam sahip olamadıkları için bazen aynı gün içinde Resulü Ekrem (s.a.v) gelip mübayaatlerini tazeliyorlardı. Sahabe-i Kiram böyle yapmışsa bizim gibi insanların her saat tövbesini tazelemesi gerekir.

Resul-ü Ekrem (s.a.v)  ‘Ben günde 70 defa estağfirullah çekerim.’ demiştir. Resulü Ekrem (s.a.v)’in çektiği estağfirullah boşuna değildir, bize örnektir. Çünkü Resul-ü Ekrem (s.a.v) ayetin hükmüyle masumdur. Bize ders vermek için böyle yapmıştır. Bizim bu halimizde çok daha fazla tövbe etmemiz, estağfirullah çekmemiz gerekir. Yaptığımız hareketlerde tefekkür etmeliyiz. Acaba yaptığımız bu davranış İslamiyet’te doğru mu, değil mi, yediğimiz yemek İslamiyet’e göre doğru mu, değil mi, bunun suali vardır. Rabbil Âlemin bana sorarsa ben ne cevap veririm diye, düşünmek gerekir.
Resulullah(s.a.v) ‘Üç lokma yiyiniz, eğer yetmiyorsa dokuz lokma yeyiniz.’ diyor. İnsan yemeği tokluk için değil, ibadet yapabilecek kuvveti toplamak için yemelidir. Bu niyetle yerse yediği yemek de ibadettir. Nasıl ki insan oruç tutacağı zaman susamamak için daha fazla su içer, içtiği o su da ibadetten sayılır. İbadet sayılmasının sebebi ibadetine takviye olması için yapıldığındandır. İnsan  daha iyi namaz kılmak, oruç tutmak, ailesine rızık getirmek  niyetiyle yemeğini yese o zaman o insanın yaptığı tüm hareketler ibadet sayılır. Fakat insan lezzet için yemek yese muhakkak o yemeğin suali olacaktır.
Bir gün Resul-ü Ekrem (s.a.v)’ın  evinde yiyecek hiçbir şey yokmuş ve çok açmış. ‘Dışarı çıkıp hareket etsem belki uykum gelir, yatar, uyurum.’ demiş ve dışarı çıkmış. Dışarı çıktığında bakıyor ki Hz Ebubekir(r.a) ve Hz. Ömer (r.a)’da dışarıdadır. Resulullah (s.a.v) ‘Hayırdır, niye dışarı çıktınız?’diyor. ‘Ya Resulullah, biz çok acıktık, evde de yiyecek bir şey yoktu. Dışarı çıkıp hareket edersek belki uykumuz gelir.”diyorlar. Resul-ü Ekrem (s.a.v)  bunu duyunca ‘Ben de sizin gibi aç olduğum için dışarı çıktım. Öyleyse ashaptan filanın evine gidelim, o bize yemek yedirir.’diyor. Gittikleri sahabe hemen onlara bir oğlak kesiyor, yemek yaptırıp üzüm suyu getirtiyor. Resulü Ekrem (sav)  yemeği yedikten sonra dışarı çıktıklarında ‘ Ya Ebubekir, Ya Ömer Allah’a kasem ederim ki siz bu yemekten sual edileceksiniz.’diyor. ‘Rabbil Âlemin size soracaktır: Siz açtınız, ben sizi tok ettim. Siz bana ne yaptınız? diyecektir.’diyor. Hz Ebubekir (r.a) bütün malını Allah’ın, Resulü Ekrem’in (sav)  yolunda kullanan bir insan, Hz. Ömer (r.a) de aynı Hz. Ebubekir gibi hem  canını hem malını İslamiyet’e adamış insanlar olmalarına rağmen Resul-ü Ekrem (s.a.v)  onlara cevabınızı hazırlayın, demiş. Kaldı ki bizim gibi günahkâr insanların durumu nasıl olur, düşünmemiz lazım. Bu yüzden çok tefekkür etmemiz gerekir.