Gelin SAF SAF Olalım

Cemaat Bilinci ve Hizmet

“Allah'ın eli (yardımı) cemaatle beraberdir.”(Hadis-i Şerif)

Bize sünnet ve cemaat ehlinden olmayı nasip eden Allah’a şükürler olsun… Sünnet ehli olmak cemaate tabi olmayı gerektirir. Bunu en güzel şu hadisler izah eder:

“Benim ümmetim hata üzerinde ittifak etmez.”

“Allah (c.c.) ümmetimi bir dalâlet üzerinde toplamaz.”

“Ümmetimden bir zümre Hakk üzere (Hakk’a) yardımcı olarak devam edecektir. Onlara muhalefet eden onlara zarar veremez. Allah'ın emri gelinceye kadar böyle devam edecektir.”

“Kim cemaatten bir karış ayrılır ve o halde ölürse an­cak cahiliye ölümü ile ölmüş olur.”

“Şeytan tek kişi ile beraberdir. İki kişiden uzaktır.”

(Ümmet toptan bir hata ve dalâlet üzerinde ittifak etmeyeceğine göre onun temsilcisi âlimlerden de böyle bir ittifak olmaz. O halde icmâ hak üzere­dir.)

“Cemaat”ten kasıt rasgele bir araya gelmiş bir kalabalık değildir. Aynı ruha sahipmişçesine davranan düzen sahibi bir birliktir. Rabbimiz bizden birlikte hareket etmemizi istediği için kendisine ulaştıran ibadetlere birer vakit tayin etmiştir. Öyle ki mümin kulları bir olsunlar ve bu birlik içerisinde kendisine yönelsinler. Namazın, orucun, haccın vakitlerinin belli olması gibi. Yine bu nedenledir, cemaatle namazın tek başına eda edilenden kat be kat sevap olması. Ancak daha sevap olması sadece bir lütuftur, gerekliliği bundan önce gelir. Tek başına kılınmasına mazeret halinde izin verilmiştir. Peygamber efendimiz namazı cemaatle kılmak konusunda çok hassas idiler:

Gözleri görmeyen bir sahabedir Abdullah İbni Ümmü Mektum. Hazret-i Hatice annemizin dayıoğlu, Kureyş kabilesinden bir Kur’an hafızı, Resulü Ekrem efendimizin ikinci müezzini, hakkında “Abese” suresi indirilen bir âmâ âşıktır kendisi. Cemaate devam hususunda Hazret-i Peygamber’den izin alabilmek için:

“- Ey Allah’ın Resulü! Benim durumumu biliyorsun; evim mescide pek uzak, arada hurma ağaçları var! Medine’de zehirli haşereler, yırtıcı hayvanlar kol geziyor… Her zaman rehber de bulamıyorum!” dedi.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:
“-Ezanı işitiyor musun?” diye sordu.
“-Evet!” deyince:
“-Öyleyse cemaate gel; emekleyerek de olsa…” buyurdular.

Ebu Said el-Hudrî’den rivayetle Resulü Ekrem Efendimiz şöyle buyurur:

“Bir şahsın mescide devam ettiğini görürseniz, onun imanlı biri olduğuna şahadet edebilirsiniz.”

Buradaki devam kastı camiye değil cemaatedir. Kalplerde gizli bir hal olan “iman”a şahadet konusunda, Peygamber Efendimizin pek ihtiyatlı olduğu malumdur:

“Allah karşısında hiç kimseyi tezkiye edemem (temize çıkaramam)” buyuran da Resulü Kibriya efendimizdir ve bu hususiyeti sadece cemaate devam edene tanımıştır. Ashabın torunları da bugün buna özen göstermekteler ezanın hemen akabinde nerede olurlarsa olsunlar (ister arabada, ister iş yerlerinde) namaza koşmaktalar, eğer cemaate yetişemeyeceklerse bir yol kenarında dahi cemaatle namazı edaya gayret etmektedirler.

Bunun sebebini en güzel açıklayanlardandır Hz. Mevlana:

“Sonsuz olan hayat nehrini görünce, kâsedeki suyunu, (yani şu fani ömrünü) sonsuzluk nehrine kat! Su, hiç nehirden kaçar mı? Kâsedeki su, nehir suyuna karışınca, orada kendi varlığından kurtulur, nehir suyu hâline gelir. Böyle olunca, o kâsedeki suyun vasfı, sıfatı yok olur da, zatı kalır. Artık bundan sonra o ne eksilir ne kirlenir ne de kokar.”

“Cemaat ve ümmet tuğlaları birbirine kenetlenmiş bir bina gibidir, adeta tek bir vücuttur, ruhtur. Bir azası hastalanınca, aynı rahatsızlığı hisseden ve ona ortak olan bir beden gibidir cemaat. Ve bu cemaatin fertleri, “Doğuda bir müslümanın ayağına diken batsa batıdaki müslüman aynı acıyı hissetmedikçe imanı kemale ermiş olmaz” diyen bir peygamberin ümmeti, “Fırat kenarında bir kuzuyu kurt kapsa, adl-i ilahi’de Ömer ondan sorumludur” buyuran ehl-i tevhidin takipçisidir.”

Hizmet ile ilgili olarak ise şunu ekleyelim: “Cemaat ile yapılan diğer ibadetler gibi cemaat içindeki ve/veya cemaat ile birlikte hizmetin de fazileti daha fazladır” .

Hizmetin Önemi

 

Resûlullah (s.a.v) hizmet hakkında şöyle buyurmuştur:

“Bütün halk Allah’ın bir ailesi durumundadır. Bu aile içindeki insanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır.”

Yukarıdaki Hadis-i Şerif’ten hareketle “hizmet”; imanın ve güzel Müslümanlığın ölçüsüdür. Hizmet, Cenab-ı Hakk’ın ahlakıdır. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin buyurduğu üzere, gerçek Müslüman, insanların kendisinden bir zarar görmediği, aksine kendisinden emin olduğu ve fayda gördüğü bir kimsedir.

Sanılanın tersine manevi terbiyenin sonu, halktan kaçıp inzivaya çekilmek değil, halkın arasına dönmek ve hizmet etmektir. Tasavvuf terbiyesinin en büyük hedefi insanın aslındaki çamuru (ustasının elinde) herkese faydalı olan altına çevirmektir. Öyle bir kimseden Cenab-ı Hak’ın razı olduğu gibi bütün yaratılmışlar da razı olur.

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz hizmet ehlinden şöyle bahsetmektedir:

“Bir topluluk içinde en büyük sevabı onlara hizmet eden alır.”

”Sadakaların en faziletlisi, Allah yolunda hizmet etmektir.”


Müminlere yapılan hizmet, nafile ibadetten daha üstündür. Bu konuda şöyle bir hadis mevcuttur:

“Bir mümin kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem bana, şu mescidde (Mescid-i Nebide) oturup bir ay itikafa girmekten daha sevimlidir.”

Her hareketinde Kur’an-ı Kerîm’i rehber, Resul’ü Ekrem’i örnek alan Ashab-ı Kiram’dan olan Abdullah İbnu Abbas (r.a), Mescid-i Nebide itikâfa girmişti. Bir adam geldi, selam verdi ve yanına oturdu. İbnu Abbas (r.a) adamın yüzünün kederli olduğunu gördü ve sordu:

-“Ey falancı! Seni üzüntülü görüyorum, bir sıkıntın mı var?” Adam:

-“Evet, ey Allah Resulünün amcasının oğlu. Falancının üzerimde velâ hakkı var, para karşılığında beni hürriyetime kavuşturdu. Fakat şu kabirde yatan Peygamber hakkı için söylüyorum, üstlendiğim borcu ödeyecek gücüm yok.” dedi. İbnu Abbas (r.a):

-“Ona senin hakkında konuşsam olur mu?” Diye sordu. Adam:

-“İstersen bir konuş” dedi. İbnu Abbas (r.a) hemen mescitten çıktı. Adam:
-“İtikâfta olduğunuzu unuttunuz herhalde!” diye hatırlattı. İbnu Abbas (r.a):

-“Hayır unutmadım. Fakat ben şu kabirde yatan Hz. Peygamber’i (s.a.v) işittim. O aramızdan ayrılalı çok geçmedi.” Bu arada İbnu Abbas’ın gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştu:  “Bir mümin kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem bana, şu mescidde (Mescid-i Nebide) oturup bir ay itikafa girmekten daha sevimlidir.””

 

Konunun önemi nispetince birçok kez bu meseleye değinmiştir Resulü Ekrem Efendimiz:

“Kim bir din kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürür ve sıkıntısını giderirse, bu yaptığı onun için on senelik itikâftan daha hayırlıdır. Halbuki kim Allahu Teala’nın rızası için bir gün itikafa girse Allahu Teala onunla cehennem ateşi arasında üç hendek koyar. Her bir hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.”

“Hizmetin en büyük kerameti insanı Allahu Teala’nın sevgi ve yardımına mazhar etmesidir.

“Bir kul, din kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, Allah da onun yardımında olur.”
Ebu Kilabe el-Basri (rah.) anlatıyor:
“Resûlullah (s.a.v), seferdeyken ashabını gruplara ayırıyordu. Bir defasında grubun birisi Efendimizin (s.a.v) huzuruna gelerek gruptaki bir kişiyi şöyle övmeye başladı:
“Ey Allah’ın Resûlü! O bir yere indiğimizde hemen namaza koşar; durmadan namaz kılar. Hareket edince tek işi Kur’an okumaktır. Bir de devamlı oruç tutuyor.” dedi. Resûlullah (s.a.v):
“Ona bunları yapma imkânını kim veriyor. O bunları yaparken ihtiyaçlarını kim görüyor?” diye sordu. Arkadaşları: “Bizler!” diye cevap verdiler.

Resûlullah (s.a.v), soruyu yineledi. Onlar tekrar:

“Bizler!” diye cevap verince, Efendimiz (s.a.v):

“Bu durumda sizin hepiniz ondan daha hayırlısınız buyurdu.”

 

Muaz b. Cebel (r.a) demiştir ki: Allah yolunda cihada giden arkadaşlarımın eşyalarını hazırlamam, yüklerini düzeltmem ve bineklerini çekip çevirmem bana on nafile hacdan daha sevimlidir.”

 

Arifler demişlerdir ki: “Bir kimse bütün halkı kendisi için bir aile ferdi gibi görmedikçe gerçek sufi olamaz.”

 

Nakşibendî yolunun kurucularından Şah-ı Nakşibendî Hz.leri, yolumuzu şöyle izah etmiştir:
“Bizim usûlümüz, halkın içinde Hak ile beraber olmaktır. Yolumuz sohbet ve halka hizmet yoludur. Halktan kaçmakta şöhret, şöhrette afet vardır. Hayır, halkın içinde bulunup herkese Allah rızası için hizmet etmektedir.”

 

Hace Ubeydullah Ahrar (k.s) der ki:
“Ben bu yolun feyzini tasavvuf kitaplarından değil, halka hizmetten elde ettim. Herkesi bir yoldan götürürler. Bizi de hizmet yolundan götürdüler. Ben hizmette insan ayırımı yapmadım, hayır umduğum herkese hizmet ettim. Heri’deyken sabahları hamama gider ve Müslümanlara hamamda hizmet ederdim. Hizmette iyi veya kötü, beyaz veya siyah, kuvvetli veya zayıf ayırımı yapmadan herkese hizmet ederdim. Hizmetime karşılık olarak kimse bana bir ücret vermesin diye, işimi bitirir bitirmez hemen hamamdan uzaklaşırdım.

 

Velilerin büyüklerinden Abdurrahman-ı Tâhî Hz.leri şöyle buyurur: “Nisbet (manevi feyiz ve yardım) hizmete göredir. Hizmetteki ilahi rahmet hiçbir şeyde yoktur. Nakşibendî tarikatında rahmete sebep olacak her türlü amel ve hizmet vardır. İbadet için evine kapanıp halkın hizmetinden kaçan kimse, pek çok hayırdan mahrum kalır. Sadece zikirle yetinmek olmaz. Mal ve can ile Allah yolunda cihat ve gayret etmek gerekir.”

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "