Sen Allahu Teâlâ’yı tanıyor musun?

1-kuranBismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Rivayete göre; bir gün Hz. Ayşe (r.a) diyor ki: “Ben Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) hoş bir anını yakalamak istedim. Ondan bir isteğim vardı. Güzel bir anını yakalayınca Resûl-i Ekrem’in (s.a.v)huzuruna gittim ve ‘Ya Resulâllah! Senden çok önemli bir şey isteyeceğim.’ dedim. ‘Buyur ya Ayşe!’ diye cevap verdi. Dedim ki ‘Benim için dua et. Allah beni affetsin.’ Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v) elini kaldırdı ‘Ya Rabbi! Ayşe’nin geçmiş, gelecek, önündeki ve arkasındaki; aşikâr ve gizli olan tüm günahlarını affet!’ ” Bir peygamber ağzı ile yapılan bu duanın ardından Hz. Ayşe şöyle diyor: “Ben öyle sevindim ki; Allahu Teâlâ’nın habibi elini kaldırmış, onun hatırası için hiçbir şeyi geri çevirmeyecek olan Rabbül Âlemin’e, elini açtı ve benim için dua etti. Ben ne yapacağımı bilemedim, az kalsın sevincimden çığlık atacaktım. Resulullah (s.a.v) benim o hâlimi görünce bana dedi ki: ‘Ya Ayşe! Vallahi ben günde beş vakit gelecekteki ümmetim için bu duayı ediyorum ‘Ya Rabbi! Ümmetimin geçmişteki ve gelecekteki, aşikâr ve gizli olan günahlarını affet.’ ”

Resûl-i Ekrem (s.a.v) bir günashabının yanında “Keşke ben kardeşlerime kavuşsam.” diyor. Ashâb-ı Kirâm önce kendileri için böyle söylediğini sanıyorlar. “Ya Resulâllah! Sen zaten bizim aramızdasın.” diye cevap veriyorlar. Resûl-i Ekrem (s.a.v), “Ben sizi kastetmiyorum.” diye buyurunca Ashâb “Ya Resulâllah, siz kimi kastediyorsunuz?” diye soruyor. “Gelecekteki ümmetim içerisinde kalpleri muhabbet ile dolan öyle insanlar olacak ki, onlar bir kere beni görebilmek için “Ya Rabb, canımı al!” diyecekler. Onlar o kadar muhib, o kadar âşık olacaklar. Keşke bu kardeşlerime kavuşabilsem.” “Ya Resulâllah, bizler senin kardeşin değil miyiz?” “Sizler benim arkadaşlarımsınız. Onlar benim kardeşlerim.”

Ahir zaman; Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) ifadesince hem çok dehşetli, korkulu bir zaman hem de hakkını, kıymetini bilenler için kıymetli bir zamandır. Zira Resulullah (s.a.v) ahir zaman fitnesinden bahsederken “Bir mümin camideyken başından iman uçup gidecek neuzibillah imanın uçup gittiğinden haberi olmayacak. Son nefese kadar kendini mümin bilecek ahirete yönelik hiçbir hazırlığı olmayacak.” buyuruyor.

Vallahi biliniz İslamiyet’i, imanı biz biraz farklı gördük. Nurşin’de büyükler vardı. Mesela evliya-i izamdan dedem Seyda-i Tağî (k.s), yüz-yüz elli yıl önce yaşamıştır. Yine Şeyh Muhammed Diyaûddin (k.s) manevi âlemde büyük fütuhatları olan bir zattır. Onların hayatlarını okuduğumuz, Seyda Fadlullah’ın (k.s) hayatında gördüğümüz kadarı ile onlarda çok farklı bir iman vardı. Mesela Seyda (k.s), ramazan ayı gelmeden bir ay kadar evvel iradesinin dışında, tek başına iken -ben bazen şahit olurdum- “Ey mübarek ramazan nerede kaldın?” derdi. Yani Allahu Teâlâ’ya olan aşkı, Resûl-i Ekrem’e (s.a.v) karşı olan aşkı çok farklı idi. Hastalığı sırasında vefatına yakın ona, “Seyda siz kendinize dua etmiyor musunuz?” dedim. “Vallahi oğlum dünyada bundan sonra takatim, gücüm kalmayacak ve hizmet edemeyeceksem vefatım daha hayırlıdır. Ama vallahi bilesiniz ki ben Allahu Teâlâ’ya ulaşmak, maşukuma kavuşmak için haftaları sayıyorum. Haftada bir gün değil, her gün değil, 24 saat değil, vallahi her saniyede bir ne zaman Allahu Teâlâ’ya ulaşacağım, diyorum.” Büyüklerdeki hâl biraz farklı.

Fethullah Verkanisî (k.s) çok meşhur âlimlerdendir. Abdurahman-ı Tağî’nin (k.s) halifesidir. Fethullah Verkanisî’nin (k.s) annesi, henüz kendisi intisap etmemişken, gidip Seyda-i Tağî’ ye (k.s) intisap ediyor. Fethullah Verkanisî (k.s) merak edip soruyor: “Anne duydum ki sen Seyda-i Tağî’nin (k.s) elinden tövbe almışsın. Sende ne hâl oldu, ne değişti?” Annesi diyor ki: “Oğlum ben altmış yetmiş yaşına geldim. Bu yaşıma kadar namaz kılıyordum, oruç tutuyordum. Her gün Kur’an da okuyordum. Vallahi oğlum ben Allahu Teâlâ’yı tanımıyorum, bilmiyorum. Çok namaz kılıyorum ama desen ki ‘Sen Allahu Teâlâ’yı tanıyor musun?’ Vallahi 60 yıldır Allahu Teâlâ’yı tanıyamamıştım. ‘Allahu Teâlâ’yı seviyor musun?’ desen; ‘İmanımın gereği seviyorum.’ diyorum ama ne kadar seviyorum! Dünya 60 yıl boyunca verilen bir süreden ibarettir. Resûl-i Ekrem (s.a.v) buyuruyor ki: ‘Allah’a ve Resûl’üne (s.a.v) karşı olan muhabbetiniz; evladınıza, anne babalarınıza olan muhabbetinizden daha fazla değilse, iman etmiş sayılmıyorsunuz.’ Sen bana bir keresinde bir ayetin manasını okudun: “Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve emvâlunıktereftumûhâ ve ticâratun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye'tiyallâhu bi emrihî, vallâhu lâ yehdîl kavmel fasikîn(fasikîne).” (tövbe 24) (De ki: “Şayet babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve zevceleriniz ve aşiretiniz ve kazandığınız mallarınız, kesada uğramasından (satışının durmasından) korktuğunuz ticaret ve razı olduğunuz (hoşunuza giden) evler, Allah'tan ve O'nun Resûl’ünden ve O'nun (Allah'ın) yolunda cihad etmekten size daha sevgili ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, fasıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez.)

Şayet babalarınız, evlatlarınız, çoluk çocuğunuz aşiretiniz, kazandığınız ticaret malları, oturduğunuz evler Allah ve Resûl’ünden ve Allah yolunda hizmet etmekten daha sevimli ise ‘feterabbesu’ bekleyiniz göreceksiniz. Kalbinizdeki muhabbet onlara daha ağır basıyorsa siz bekleyin, göreceksiniz. Ben bu ayetin tefsirini de biliyorum. Her gün sabah ve akşam namazın arkasından ‘Estağfirullah’ da diyorum. ‘Ya Rabbi, tövbekârım.’ diyorum. Lakin bu ölü olan kalbimde Allahu Teâlâ’ya olan sevgi yoktur. Mesela ben seni Allah’tan daha çok seviyorum. Ta ki ben Seyda-i Tağî’nin (k.s) sohbetine dâhil oldum; ölü olan kalbim ‘Allah’ demeye başladı. Allah’ın (c.c) aşkı kalbime girdi. Namaz kılınca namazlarımdan zevk almaya başladım. Tatsız olan ağzıma tat gelmeye başladı. Bugüne kadar kalbim var mı yok mu bilmiyordum. Zira kalbimde hiçbir hissiyatım yoktu. Ama bugün ‘Allah’ deyince kalbim hissetmeye başladı.” İşte büyüklerin meclisleri böyledir.

Siz bedeniniz hastalandığında doktora müracaat ediyorsunuz. İnsan aklını kaybeder, gözünü kulağını kaybeder. Hakeza insan ruhunu, kalbini kaybediyor. Kalp ölüyor. Ölü bir kalp sahibi olanlar ne yapıp edip, bir an evvel âlim-î rabbanîlerin meclisinde bulunup hikmetli sözlerini işitsinler. Zira Allah, o ölü olan kalpleri onların hikmetli sözleri ile bulundukları meclislerin manevi gücü ile canlandırır. O meclislere Allahu Teâlâ’nın lütf u keremi inerek kalp ittihat ediliyor. Nasıl ki kurak toprağın yağmur suyuyla canlanması gibi. İnsan hayatta iken en önemli şey ahirettir. Hayatta, ahireti kurtarmaktan daha önemli bir meselenin olmaması lazım.

Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Sizden evvel yaşayan Benȋ İsrail döneminde bir adam vardı, 99 kişiyi öldürmüştü. Vahşice canice. Tövbe etmek istedi, bir Âlim-i Rabbanîye müracaat etti. Dedi ki ‘Ben Allah’a tövbe etmek istiyorum. Bu işin yolu nedir, ben bilmiyorum.’ Âlim-i Rabbanî ona ‘Senin bir tövben ile bu kadar günah nasıl affedilir?” deyince sinirlendi onu da öldürdü. 100 kişi oldu. Sonra bu adamın bir daha kalbine rahmet girdi. ‘Eğer bu peygamberlerin söylediği doğru ise ben ne yapacağım? Ya hakikaten ahiret denilen cehennem denilen bir hayat varsa? Orada ben sonsuza dek ne yapacağım? Dünyada ise bir rahmet bir kapı vardır, diye bir Âlim-i rabbanîye daha müracaat etti. O âlim ona dedi ki ‘Eğer tövbe edersen Allah tövbeni kabul eder, inşaallah. Ama evinin köşesine çekilip de “Ya Rabb beni affet!” demekle olmaz, filan yerde salih insanların meclisi vardır. O meclise git, ibadetini onların ibadeti içine karıştır. Tövbeni o insanların tövbesi içine dâhil et. İçlerinde muhakkak salih olanlar vardır. Allah o salihin tövbesinin arkasından gelen tövbenin hatırasına seni affeder inşaallah.’ O adam bu niyetle yola çıktı ama o meclise varamadan yolda öldü.İki muvazzaf melaike geldi. İyi insanların ruhunu alan melek dedi ki ‘Bu bize ait.’ Cehenneme gidecek olanların ruhunu alan diğer melek dedi ki ‘Bu bize ait. Bunun günahı çok.’ Aralarında bir münakaşa başladı. Hakem niyeti ile Allah başka bir melek gönderdi. ‘İki mesafeyi ölçün bakalım hangi yere daha yakın.’ Ölçtüler baktılar gideceği yere bir karış daha yakın.” Onun bugüne kadar sergilediği tek bir hasene dahi yok; ama Sâdât-ı Kiram’ın meclisine, onlara gönlünü bağlama ve onların kervanının bir yolcusu olma noktasında bir gayreti olduğu için bir karış daha yakın, o pis karanlık dünyasından aydınlık hayata yönelik bir karış mesafe daha yakın. Resûl-i Ekrem (s.a.v) devamında şöyle buyuruyor “Gideceği yeri kastettiği için Allah onu zümre-i salihinden saydı, onlarla haşretti.”

Sahabe-i Kiram’dan bir tanesi Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) yanına gelir. “Ya Resulâllah! Siz kıyametten bahsettiniz; acaba kıyamet ne zaman kopacak?” Resûl-i Ekrem (s.a.v) namaza durur, namazı bitirir. “Meclis içerisinde o soruyu soran kardeşim kimdi?” diye buyurur. Sahabe-i Kiram ayağa kalkar. Elini bağlar başını eğer. Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) huzuruna gelir, diz çöker. “Ya Resulâllah ben sordum.” Resûl-i Ekrem (s.a.v) “Efendi faraza yarın kıyamet koptu. Senin hazırlığın ne?” “Ya Resulâllah! Ben de onun için soruyorum. Hiçbir hazırlığım yok.” “Hiç mi yok.” “Vallahi azıcık bir namaz kıldım, azıcık bir oruç, azıcık bir sadaka, azıcık bir zekât bunları hazırladım. Yeter mi yetmez mi, bilmiyorum.” Allah Resûlü (s.a.v) “Bunlar az şeyler. Yetmeyebilir.” diyor. “Ama Allah Resûlü’ne (s.a.v) karşı sonsuz bir muhabbetim var.” Allah Resûl’ü (s.a.v) bunu duyunca amelleri bir tarafa bırakır. “Eğer hakiki anlamda gönlünde muhabbet varsa; bil ki -haşrül meri mehabbeh- insan neyi sevdiyse kimi sevdiyse onlarla haşredilecektir.”buyurur.

Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v) “Ey Ömer! Allah ve Allah Resûlü’nü (s.a.v) ne kadar seviyorsun?” diye buyurunca Hz. Ömer (r.a) -hakperest bir insan- “Ailemden, çoluk çocuğumdan daha fazla seviyorum.” diyor. “Ey Ömer yetmez. Canından daha fazla sevmen lazım.” buyruluyor. Hz. Ömer (r.a) bir müddet düşünür ve sonra cevap verir. “Vallahi ben Allah Resûlü’nü canımdan daha fazla seviyorum.” Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v) “O zaman imanın tamdır.” buyuruyor. Muhtemeldir, Allah’ın müminlere vaat ettiği cennet bu müminlere olsun. Muhtemel değil midir? Bizlerde de inşaallah Allah Resûlü’nün (s.a.v) sevgisi varsa inşaallah kurtulacağız. Ama bilmemiz lazım. Mevlana nasıl ki Allah Resûlü’ne (s.a.v) ulaşmanın belli bir prensibi olduğunu söylüyor. Bütün İslam âlimleri tasavvufu son 30 yıldır, demiyorum. Bu batıda televizyonlarda çıkanı kastetmiyorum. 1400 yıldan beri Allah Resûlü’ne (s.a.v) ulaşmanın belli bir prensibini anlatan İslam ve tasavvuf âlimleri nasıl yönelmişse bizlerin de yönelmesi lazım. Elbette ki şu an kastettiğim tasavvuf dediğim şey namazsız insanlar değil. Namaz kılmayanlara namaz kıl, diyeceğim tabii ki. Ama Allah, nasıl ki insanların zahirine baktığı gibi esas baktığı şey kalptir. Hadis te “innallahe la yenzuru ila suvarikum veemvelekum velakin yenzuru ila kulubikum ve a'melikum” Allah sizin suretlerinize bakmaz ve sahip olduklarınıza da bakmaz. Ancak sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.

Allah, cismaniyetinize, suretinize bakmıyor Allah kalplerimize bakıyor. Kalplerimiz imar edilirken mimarı acaba kimdir? Kalpte bir şey imar ederken projesini siz nerden aldınız? Projesini bakkaldan çarşıdan aldık, Ayşe Fatma’nın dediğine binaen inandık, kalbimizi ona göre inşa ettik, mi diyeceğiz? Proje nereden alındı, mimarı kimdir? Kalbine bakıyor. Bir de imar edilen o kalpten akan amellere bakıyor. O zaman kalp projesi sakat bir proje ise, mimar yanlış bir mimar ise, oradan akan hiçbir ameli Allah kabul etmiyor. Ahiret küçük bir şey midir?

“El cennetü minel itae”; cennet itaatkârların yurdu. “Velev kane abden habeşiyye” ; her ne kadar siyahi, Habeşli kölelerden oluşsa da. “El cehennemu minel asani” ; cehennem bana isyan eden, beni tanımayan, laubali duranlara ait bir yerdir. “Velev kane seyyidel kureyşiyya” ; her ne kadar Kureyş’in en önde gelenlerinden olsa da. “Vel ya’bu zil abdu bin nefsihi bin nefsihi.” Bugün herkes yarınki kendisine bir hazırlık yapsın. Dünyasından ahireti için; gençliğinden ihtiyarlığı için. Resûl-i Ekrem (s.a.v) “Fevellezi nefsin Muhammedi biyedihi.” diyor. “Benim ruhumu kalbimi elinde bulunan Allah’a yemin ediyorum ki ma badel mevti bin müstağdet, verilen hayat, süre sizden alındığı andan itibaren yani öldüğünüz andan itibaren Allah’a arz edeceğiniz hiçbir feryat, hiçbir tövbe kabul edilmiyor. Velev kane fiddünya, dünyadan sonra gidebileceğiniz cennet ve cehennemin dışında başka bir nokta da yoktur.”

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "