İLİM KİMİN MALIDIR?

12martİnsanın ibadet ederken kalbinde bir niyet gizlidir ve insanlar bu niyetlerine göre sınıflanırlar: Bir kısım insan; cennet ümidiyle ibadet eder, bunlar abdulcennettir yani cennetin kuludur. Bir kısım insan; yapmış olduğu ibadetlerden belli bir lezzet elde eder, o lezzeti elde etmek için, kalbinde hissetmek için ibadet yapar. Bu da abdullezzettir yani lezzetin kuludur.

Bir kısım insanlar da dünya peşinde koşar, Allah Teâla’yı unuturlar. Bunlar da abdulnardır, cehennemin kuludur, cehenneme gidecek olan kişilerdir. Bir kısım insanlar da abdullahtır, Allah Teâla’nın kuludur, sadece Allah rızası için ibadet ederler. Kişinin Abdullah derecesine erebilmesi için ibadetlerini destekleyici unsurlar olması gerekir. Allah Teâlâ rızası için ibadet etmek için ihlas sahibi olmalıdır. İhlas da şu beş şey ile kaim olur: rabıta, zikir, hatme, sohbet, hizmet. Bu beş şeye cehd ve samimiyetle devam eden kişi ihlas sahibi olur, ihlas sahibi olan insan da Allah Teâlâ rızası için ibadet eder ve inşallah Allah Teâlâ’nın rızasını kazanır. Onun için bu beş şeye çok ehemmiyet vermek, dikkat etmek lazımdır.

İnsan, ibadetlerini yaparken ihlas sahibi olmak istediğinde kendi fikrine, kendi anlayışına göre hareket etmemelidir. Çünkü bu yol tahminlere, kişilerin anlayışına bırakılmamış; sünnetler ile yolun sınırları belirlenmiş; keşif ehli de bu sınırlar içerisinde bu yolun edeplerine göre nefsi terbiye yollarını aşikâr etmiştir. İşte insan, Sadatı Kiram’ın tavsiye ettiği bu yolları takip ederek ihlas sahibi olabilir. Sadatı Kiram; bize rabıtayı, zikri, hatmeyi, sohbeti ve hizmeti aksatmadan, sürekli olarak yapmamızı tavsiye ediyor.

Şeyh Sıbgatullahi Arvasi Hazretleri, Şeyh Abdurrahman Taği Hazretlerinin mürşididir. Arvasi Hazretleri, Abdurrahman Taği Hazretlerine bazı tavsiyelerde bulunmuş. Abdurrahman Taği Hazretleri de o tavsiyeleri sürekli yapmış. Abdurrahman Taği Hazretleri diyor ki: “Sadece bir tanesini birkaç sefer yaptım fakat devamlı olarak yapmadım. Bu tavsiyesi ise şuydu: Şeyhim bana sen omuzuna şal alsaydın ne kadar güzel olurdu, dedi. Şalı omzuma birkaç kere aldım, daha sonradan terk ettim. Keşke onu da terk etmeseydim.” Mürşidi, Abdurrahman Taği Hazretlerine emir olarak söylemiyor sadece yapsaydın, diye tavsiye ediyor fakat O, bunu yerine getirmemiş olduğu için bile üzülüyor. Bu durum gösteriyor ki insanın mürşidinin söylemiş olduğu her vazifeyi aksatmadan düzenli olarak yapmak gerekir. Bu müridin ihlas kazanması açısından çok önemlidir. Mürşidinin söylediği şeylere insanın dikkat etmesi, özen göstermesi ve onları hakkıyla yerine getirmeye çalışması gerekir.

Yapılan zikirler, rabıtalar insanın ihlasını artırdığı gibi, muhabbetinin artmasına çok fayda sağlar. Muhabbet, denilen şey kendi kendine oluşmaz. Muhabbetin artmasına vesile olan en büyük şey rabıtadır. Rabıta; insanın mürşidini düşünmesi, onu hatırında tutması, onun yaptığı şeyleri öğrenmesi ve onları kendi hayatına uygulamasıyla mümkün olur. Mürşidinin yaptığını yapmaktan kasıt sadece ibadetler değildir. Yani namaz kılmak, sünnetleri yerine getirmek yeterli değildir. İnsan mürşidinin huylarına, ahlakına, karakterine de bakacak ve onlara göre insan kendi halini ve hareketini düzenleyecek. Mürşidinin ahlakında ne varsa kendisi de yapmaya, bunu kendine kazandırmaya çalışacak. Mesela mürşidinin ahlakında mütevazılık varsa insan onu yerine getirecek, hizmet ahlakı varsa hizmet ahlakını yerine getirecek, fedakârlık varsa fedakârlık yapacak, cömertlik varsa cömert olacak. Bunları yapmak rabıtadır. Rabıta mürşidinin muhabbetini, rızasını kazanmaya sebeptir. Aynı zamanda mürşidinin muhabbetini, rızasını kazanmak; Hz Peygamber’in (as) rızasını kazanmaya; Hz Peygamberimizin (as) rızasını kazanmak da Allah Teâla’nın rızasını kazanmaya sebeptir.

İnsanın fenafillaha ulaşması için fenafirresul, fenafirresule ulaşmak için fenafişşeyh, fenafihşeyhe ulaşmak için de fenafilihvan olması gerekir. Bu yüzden, ihvanların da uhuvvet içerisinde, kardeşlik içerisinde olması gerekir. Yani ihvanlar birbirlerini sevmeli, kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih etmelidir ancak bu şekilde birbirlerinde fani olmaları mümkündür. İhvanlar bir güneşin etrafında dönen kelebekler gibidir. Eğer o kelebekler ahenk içinde dönüyorlarsa güneşin etrafında o zaman çok güzel bir birliktelik oluşur ve bundan da Hz Peygamber (as) çok memnun olur. O cemaate rahmet ve bereket iner. Fakat bu güneş etrafındaki bu kelebeklerde uyumsuzluk varsa, bir sıkıntı varsa, kardeşler birbirlerini kendilerinden daha iyi görmüyorlarsa, birbirlerine yardım etmiyorlarsa, birbirlerine destek olmuyorlarsa o zaman bir eksiklik vardır. O zaman korkulur ki Peygamber Efendimizin (sav) himmeti ve bereketi o insanların üzerinden kalkacak. Onun için insan hatmeye oturduğunda mesela kimin yanında oturuyorsa “Yarabbi! Benim yanımda oturan kardeşim benden daha hayırlıdır, onun hatırına beni affet.” diye düşünmeli, kendi nefsini beğenmemeli, kardeşini kendinden daha iyi bilip onun hatrına istemeli. Bu şekilde olursa insanların arasında çok güzel bir kardeşlik oluşur. Zaten cemaatteki en güzel şey insanların birbirini sevmesi, birbirine muhabbet duymasıdır. Birbirine muhabbet duyan insanlar, birbirinin muhabbetini de artırır.

Muhabbet öyle bir şeydir ki insanlar birbirine anlattıkça artar. Yani Müslüman birbirine olan sevgisini söylemelidir. Hadiste “Sizden biriniz din kardeşini severse ona sevdiğini söylesin.” buyruldu. Aynı zamanda insan mürşidine olan sevgisi, muhabbetini başkalarına aktarmalıdır. Eğer aktarırsa o muhabbet, insanların kalbinde daha da çoğalır. Ve bu muhabbet, sizin malınız olur. Bazı şeyler verildikçe eksilir, azalır fakat bazı şeyler verildikçe, aktarıldıkça artar. Mesela ilim; insan öğrendiği şeyi başkalarına anlatırsa o ilim onun malı olur ve artar. Muhabbet de öyledir; anlattıkça artar, verdikçe çoğalır ve kişinin malı olur. Onun için insanın bunları, kimseden kıskanmaması gerekir. Bunlar verildikçe çoğalacak olan şeylerdir.

İnsanın üzerinde mürşidinin hakları vardır bunlardan biri de ondan öğrendiği ilimleri başkalarına aktarmak ve başka insanlara vesile olmak, faydalı olmak. Mesela insan bir sohbeti dinler ama aradan kısa bir vakit geçtikten sonra unutur. İşte o sohbetin kendi malı olması için insanın bunu başkalarına anlatması gerekir hatta aynı sohbet meclisindeki insanların dinledikleri sohbeti hemen müzakere ederek o sohbeti kaybetmemeleri gerekir. İnsan, nisyandan gelir. Yani insan çabuk unutan bir varlıktır. Ola ki unutulmuştur, bildiklerimizi anlatmak o unuttuğumuz şeyleri güzellikle birbirimize hatırlatır.

İnsanın sohbetlere geldiği zaman o sohbete kalbini açması gerekir. Eğer insan, kalbini sohbete açarsa o sohbet kalbe temas eder, tesir eder ve Sadatı Kiram o kalbe girerek manevi fetihler yapar. Eğer insan, kalbini açmazsa o sohbet kalbe tesir etmez. Onun için insan, sohbete girerken güzel bir rabıta kurmalı, kalbini açmalı, kalbinde ne eksiklik görüyorsa onun tamamlanmasına niyet etmelidir. Samimi bir rabıta ile istenilirse mutlaka o eksikliklerin tamamlanması konusunda yardım görülecektir.

Seyda Molla Muhyeddin Hazretleri, rabıta ile ilgili olarak şöyle bir örnek vermiştir: Molla Muhyeddin Hazretlerinin yaşadığı yerde geyik avı yapılırmış. Geyik avı kış mevsiminde yapılırmış. Kardan bir duvar örerler ve bu duvara iki tane delik açarlarmış. O deliklerden bir tanesine tüfeğin namlusunun ucunu koyarlar, bir tanesine de gözlerini dayarlarmış. Ve arkada hiç kıpırdamadan beklerlermiş. Geyikler geçtiği zaman o geyikleri tüfekle ateş edip avlarlarmış. Avcı eğer kıpırdarsa, hareket ederse, hedeften gözünü ayırırsa ya da başka bir şeyle meşgul olursa o geyik kaçıp gidermiş. İşte bu sohbetler de böyledir. İnsanın çok dikkatli bir rabıta ile dinlemesi gerekir, kalbi oraya  çok iyi raptetmek lazımdır. Dikkatlice bekleyip onlardan gelecek nazarı kalbinde almak için gayret sarf etmek lazımdır. İnsanın aklı dağılabilir, başka yere gidebilir ancak insan hemen kendini toplamalıdır. Onlarla olan o irtibatı sağlayıp onlardan istifade etmelidir. Eğer insan, sohbeti aklı başka yerde, kalbi başka yerde, rabıtasız dinlerse o sohbetlerden istifadesi azalır. Sohbeti kalbi gerçekten mürşidine bağlayarak, mürşidinden gelen feyzi isteyerek, onun nazarını isteyerek dinlemeliyiz.

Nazar nedir? Nazar denilen şey, mürşidin sana bakması değildir, o sohbetler esnasında bize gönderdikleri manevi hediyelerdir. Mürşid kapının arkasında da olsa, uzak şehirde de olsa manevi nazarları hep üzerimizdedir. O manevi nazarlardan istifade eden insan, zaten onlardan gerçek manada fayda sağlıyor demektir. Hani Abdurrahman Taği Hazretleri’nin bir saliki vardır. Abdurrahman Taği Hazretleri, başka bir köye sohbete gittiğinde o da çıkıyor köyün dışında yüksekçe bir taşın üzerine oturuyor ve orada rabıta kuruyor. Abdurrahman Taği Hazretleri bu rabıtanın tesiriyle bir türlü sohbete başlayamıyor. Abdurrahman Taği Hazretlerinin arkadaşlarından birkaç tanesi haber gönderiyor: “Gidin bakın, o mutlaka rabıta kurmuştur. O yüzden şeyh sohbete başlayamıyordur.” Gerçekten geliyorlar, bakıyorlar bir kayanın üzerinde oturmuş rabıta kuruyor. Ona yalvarıyorlar diyorlar ki: “Sen diğer köydeki insanlara acı merhamet et. O insanlar da istifade etsinler.” Ve o salik rabıtayı bıraktıktan sonra Abdurrahman Taği Hazretleri orda sohbete başlıyor, o insanlar da sohbetten istifade ediyor.

 

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "