Tasavvufi Rabıta Ahiret Tarafından Esen Bir Rüzgârdır

          Tasavvufi rabıta, akşam ile yatsı arasında yapılır, feyzin üstadın alnında birleşip müridin kalbine akmasıdır. Bu rabıtadan başka bir de bütün gün yapılan rabıta vardır. Bu rabıta halinde mürid üstadını hatırlaması ve gün içerisinde üstadının onu her an gördüğünün bilincinde olmasıdır.  Fakat bunu anlamak için biraz marifet bilgisi gerekir. Okuma, iman, izan, marifete dönüştüğü zaman güzeldir. Bilgi; iman, izan, marifete dönüşmez ise yani kalbe doğru gitmiyor ise kıymeti kalmaz.

Tasavvuf meclisinde ruh inkılâbı yaşanır. Ruh inkılâbının en büyük örneği Sahabe-i Kiram’dır. Cahiliye devri adetlerine, haramlara gark olmuş bir toplumun Hz. Resulullah’ın (s.a.v) sohbetleriyle Sahabe-i Kiram olmaları İslam’ın mucizesi olarak sayılır. Kitap der ki; bin bir çeşit puta tapan, ehli vahşet içerisinde bulunan, binlerce tiryakisi oldukları haram dairesi içerisindeki bir toplum, Hz. Resulullah’ın (s.a.v) meclisine girdiği andan itibaren, birden bire gelecek bütün âleme mürebbi olabiliyorsa, bu bir mucizedir. Yani cani, gaddar, çocuklarını dahi diri diri gömen, bin bir vahşet içerisinde bulunan bu insanlara birden bire ne oldu da Hz. Resulullah’ın (s.a.v) bulunduğu atmosfere girmeleriyle, gelecekteki insanlara murad, akıl, tebliğ verebilecek bir kıvama nasıl geldiler?  Bu İslam’ın mucizesidir.

 

Daha önce dışarıda çok şeyleri görmüş ama hiçbir tasavvuf meclisine dâhil olmamış bir insan aslında çoğu şeyi bilir, ölümü görür, öleceğini bilir fakat bu bilgiye kesin kanaat etmez. Çünkü kalbinde imanı marifete, mahafete dönüştürecek bir şey yoktur. Böyle bir insan tasavvufî meclislere geldiği zaman, o mecliste hiç konuşulmasa, sükût hali dahi olsa orada ahiret tarafından esen bir rüzgâr, onun kalbinden de esip geçer. İşte o zaman bu insanda ruh inkılâbı yaşanır. Onun için hadis-i şerifte bildirildiği gibi, ulema meclisine sık sık gitmek sizin için gereklidir.

 

Ulema meclisinden maksat ise âlim murabba olan kimsenin meclisinde bulunmaktır. Maalesef günümüzde insanları doğru yoldan saptıran  âlimler de mevcuttur. Bir rahmani olan, bir de baliğ olan. Evet, ikisi de bilgi ama biri diğerinden farklı. Neden bu sizin için gereklidir?

Çünkü fe innellahe tegalel, muhakkak ki Cenab-ı Allah yuhyi el kalbel meyyide ölmüş olan bir kalbi diriltir, aynen yağmur suyunun ölü toprağı diriltmesi gibi onların hikmetli sözleri de ölü kalpleri diriltir.

 

Kitap nesih hadisesinin varlığından bahseder. Peki, nesih hadisesi nedir? Önceki ümmetlerde insanî gerekliğini yerine getirmeyen bir insan Allah’ın takdiriyle karakterini taşıdığı hayvana dönüşürdü, domuzsa domuz, yılansa yılan veyahut köpek. Kitaba göre bu insanlar dört ila yedi gün yaşayıp ölürlerdi veyahut Allah azap indirip, o toplumun tamamını yok ederdi. Bu günkü tarih önceki ümmetlerde bunun var olduğunu gösterir. Hz. Resulullah’tan (s.a.v) sonra O’nun duası üzerine Allah nesih hadisesini kaldırdı ancak manevi nesih devam etmektedir.

 

Manevi nesih ne demektir? Manevi nesih, bir insanın karakterinin hayvanî karaktere dönüşmesidir. Mesela haberlerde canice adam öldüren, üstelik bundan zevk alan insanları gösteriyorlar. Katletmek, zulmetmek; bunlar insana özgü davranışlar değildir. Manevi neshe uğramış insanlarda öyle bir hal oluşur ki Allah bu insanların kalplerini, gözlerini, kulaklarını mühürler. Kalbin, gözün, kulağın mühürlenmesi ise artık o insana Hak adına hiçbir şeyin nüfuz etmemesidir.

 

Aslında hidayet çok zor bir şeydir. Onun için Seyyid Şehif Cürcanî Hz. hidayetin tarifini şu şekilde yapar: Hidayet, insanın afakî ve enfüsî tefekkürünü, ilk başta aklî şeylerde, sonra nazarî şeylerde sonra amelî şeylerde kullanmak suretiyle, Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle insanın içerisinde bir meşale yakmasıdır. Ona ulaşmak çok zordur. İlk başta afakî ve enfüsî bütün düşüncenizi aklî olan şeylerde kullanacaksınız. Kâinatı bir kitap gibi okuyacaksınız, tüm yaratılanların bir yaratıcısı var, her şeyden bir mana çıkaracaksınız, kendinizi okuyacaksınız. Daha sonra nazarî şeyler var. Onun da ardından amelî şeyleri tamamladıktan sonra Allah dilerse içinizde bir meşale yakar. Dolayısıyla insan bu gün hidayete sahip ise bunu Allah’ın büyük bir nimeti olarak görmesi gerekir. Ancak çoğu insan bunu görmüyor. Bu da kemalate erişmekle, muhafaza edilmekle, büyüklerin ifadesince tasavvufî mecliste edinir.

 

Her insanın baktığı pencere farklıdır. Biz İmam-ı Gazali’nin baktığı pencereden diyoruz ki; 1400 seneden beri İmam-ı Gazali, Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendî gibi büyük zatlar eğer o makamda ise onların o makamlarını inkâr etmiyorsa diğer alimlerinde  inkâr etmemesi gerekir. Mesela İmam Rabbani Hazretleri için o dönemde yaşayan inançsızlar, biz bunun peygamberliğini inkar etmiyoruz ama İmam-ı Rabbani’nin büyüklüğünü de inkar etmiyoruz yani kararsız kaldık demişlerdir. Seyda-i Taği döneminde o bölgede yaşayan Ermeniler de Seyda-i Taği için aynı şeyi söylemişlerdir.

 

Eğer büyük zatların baktığı pencereden bakarsak, risk oranı yüzde sıfıra iniyor. Ama meseleye kendi penceremizden bakarsak ki çoğu zaman dünyevî meselelerde acziyetimiz, hatalarımız ortaya çıkıyor, yanlış yaptığımızın farkına çoğu zaman yarın varıyoruz. Kaldı ki uhrevî meselelerde hata yapma oranı çok daha yüksek.

 

İnsanda bedeni hastalıkların yanı sıra manevi hastalıklar da vardır. Hz. Resulullah döneminde sadece namaz kılmak gibi zahirî ibadetler emredilmiyordu. Manevi hastalıkların izalesi de emrediliyordu; kibir, haset, enaniyet hususunda binlerce hadis vardır, kalbinde miskali zerre kadar kibir olanlar cennete girmez diyor. Kibir sadece Allah’a mahsustur.

 

 

Beden hastalandığında nasıl doktora müracaat ediliyorsa manevi hastalıkların tedavisinde,  manevi insanların penceresinden bakmak izlenecek en doğru yoldur. Televizyona çıkan bir insanın penceresinden de bakabilirsiniz, eğer onun penceresi bu makama ermiş olan insanın penceresi ile aynı ise doğru demektir. Eğer çakışıyorsa bence akıllı insan İmam Rabbani, Şah-ı Nakşıbend, İmam-ı Gazali gibi 1400 seneden beri sağlam bir teminatı olan insanların penceresinden bakmak daha makbuldür. 1400 senedir süre gelen bu yolun yanlış olması mümkün değil.

 

Her şeyin bir çerçevesi var. Allah’ı sevmek. Peki, Allah’ı nasıl seveceğiz? Allah korkusu nasıl bir korkudur? Bunların çerçevesini kim belirliyor? Yani sevgi nasıl bir sevgi? Vicdan mı? Değil. Vicdan çoğu zaman insanı yanıltabiliyor. Vicdan duygusunun da belli bir çerçevesi vardır. Eğer vicdanınız sizi Allah’ın doğrularına iletiyorsa, o doğru vicdan olarak kabul edilir. Çünkü vicdan her zaman insanı doğruya götürmez. Bazen vicdana müdahale eden, onu idare eden nefsdir, enaniyettir. Mesela çok zalim insanlar vardır. Onlara neden zulüm ettikleri sorulduğunda “Benim vicdanım bana bunu söylüyor.” derler. Çünkü vicdanlarını kontrol eden sadece akıl değildir, bazen nefs işin içine giriyor. Acaba bu yaptığım şey doğru mu? Yanlış mı? İnsanın kararsız kaldığı zamanlar vardır. Bu zamanlarda doğru olan davranış Allah’ın, büyük zatların belirlediği çerçeve içersinde hareket etmektir.

 

İmam-ı Gazali, Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendî gibi zatlar nefsi yenmenin, doğru olanı seçebilmenin yolunu bu tür meclislere devam etmekle uygun görüyorlarsa inşallah bizler de devam edeceğiz, gerekliliği ne ise riayet edeceğiz.

 

Eğer talip olduğumuz şey cennet ise; cenneti de küçümsememek lazım. Mesela dünyevî makamlar için çok azim gösteriyoruz, mücadele ediyoruz, pek çok fedakârlıkta bulunuyoruz öyle değil mi? Peki, o dünya makamını cennetle kıyaslayabilir miyiz? Dünya makamı cennetin yanında nedir ki? Cennet demek edebi saadet demek, bir milyar yıl dünyanın saltanatını istemek demek. Ya Rabbi ben ebedi saadetin şu köşesini istiyorum demenizin yanında dünya makamı sıfır kıymet ifade ediyor. Bir milyar yıl saltanat için hiç mücadele etmeden, yatıp kalkıp tefekkür etmeden, bunu kazanmak için hiçbir şey yapmadan cenneti istemek doğru bir şey mi, Allah’tan istemeye hakkımız var mı? Bunun için biraz sabır göstermek, mücadele, azmetmek gerekir. Allah’a giden yolu bulmak lazımdır. Allah razı olsun. 

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "