Üstadımızdan Nasihatler

HİZMET’E GÖNÜL VERENLER

 

IMG_0233

Rasulullah’a (s.a.v) gelen bir ayet-i kerimede buyrulmuştur; “Yemin olsun ki, size hakikaten bir resul geldi öyle bir resul ki sizden biri, kendi içinizden, kendi cinsinizden, melek değil, beşer cinsinden, aslı ve nesebi belli, Arabî ve Kureyşî, Harem ehlinden, sizin sıkılmanız ona ağır gelir, gücüne gider. Yani, azap görmeniz şöyle dursun, bir takım zahmete, sıkıntıya uğramanız bile onu üzer, son derece rahatsız eder. Yahut sizi sıkan, zorunuza giden şeyler beşeriyet icabı onu da üzer, onun dayanma gücü ve metin görünüşü, sıkıntılara göğüs germesi, üzülmediğinden değil, peygamber oluşundandır.” (Tevbe,128)Ben bizzat sizin mahiyetinizden olan, aynı cinsinizden olan, insan levhinden bir rehber sizlere gönderdim. Bu aynı sizin cinsinizdendir.

Yani sizin taklit edebileceğiniz bir zat, bir rehber gönderdim. Ve size karşı son derece şefkatli ve merhametli, öyle ki şefkatin en son zirvesinde olan bir zat’ı size gönderdim’’. Ve Rasûlullah(s.a.v) Cenab-ı Allah onun namına konuşurken: Şûra 42/23. Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. “De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah’a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.”
Ey Habibim onlara söyle ben sizlere bu kadar mukaddes bir hizmetin mukabilinden sizlerden hiçbir ücret istemiyorum. Fakat sadece ve sadece bu eğitime karşı sizden muhabbet etmenizi istiyorum, buyurdu. Rasûlullah (s.a.v) sürekli Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’ i alıp başlarından öper, onları omuzlarında gezdirirdi.. Rasûlullah (s.a.v ) niçin böyle bir şefkat Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin e gösteriyor ve niçin ümmetimden ehlibeytine karşı muhabbet duymalarını istiyor?

Bazı kitaplarda Rasûlullah (s.a.v)  nasıl ki Hz. Âdem’den bugüne kadar karanlık olan o perdenin arkasından baki olan bütün hadiseleri görebiliyordu ve yerdeyken melaikeleri görebiliyordu. Yeryüzündeyken Allah-u Teala’nın  huzuruna gidip cemalini gören bir zat  elbette ki, o zat istikbali de görebilmiş ve istikbalde görmüş ki, gelecek de bu 1400 sene önceden, kıyamet kopana kadar bakmış ki, mana aleminde  görmüş ki,bu vazife ile görevli kişiler ekseriyetle ehl-i beytindendi.  Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin’den sonra tefessül edecek doğacak zat’lar ve bu zatları gördü. İmam Rabbani’leri gördü, Seyda Tagi’leri gördü, Hazret’leri gördü ve bakmış ki ekseriyetle bu vazifeyi alan bu insanlardır.

Dolayısıyla onların namına o gün Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’ i almış onların başlarından okşamış, sonraki bu vazifeyi hal eden ehlibeytin vazifelerini taklit etmiş olanların başlarından öpmüştür. Bu sevginin, başı okşamanın sebebini kitap bu şekilde açıklamıştır.Onun için ayet-i kerime de : “Sizlerden sadece vazifenin karşılığı bu ehli beyt’e karşı muhabbet etmenizi istiyorum. ‘Rasûlullah (s.a.v): ’Benden sonra sizlere iki şey bırakıyorum. Birincisi sünnetim, ikincisi ehlibeytimi bırakıyorum.” (Tirmizi, Müslim)buyurmuştu. Dolayısıyla bunlara karşı olan muhabbetiniz dine karşı olan muhabbet olacaktır. Seyda’yı Taği  diyor ki: Seyyid Sıbgatullahi Arvasi Hazretleri beni ve diğer arkadaşlarımı çağırdı  ve yanına getirdi.

Şu an ne dua edilirse kabul edilir bir makamdayım isteyin ne istiyorsanız. Seyda’yı Taği’de istemiş ki “Yarabbi! Bize kıyamete kadar bu her iki ilmi idame ettirecek nesiller nasip eyle. Zürriyetimden bu vazifeyi idame ettirecek bu insanların çıkmasını istiyorum .” Çünkü o da o yüksek zarafeti ile kıyamete kadar görmüş ki zürriyetinden bu insanlar çıkacak. Çünkü onun zürriyeti de gene Rasulullah’ın ehli beytidir. Seyda’yı Taği mağlumunuz Seyyid’dir .

Fakat ziyadesiyle kendisini meşhur kılmamıştır.Şimdi siz buraya gelirken normal bir hocanın sohbetine gelmek için gelmeyin. din çok mukaddestir. Örnek bir misal size söyleyeceğim. Biz medresede talebeleri yetiştirirken talebe ilmin en yüksek mertebesine ulaşır. Fakat hoca, usta o ferasetiyle bakar. Acaba o talebe bu ilmi kendi nefsine mi alet edecek nefsin hizmetinde mi kullanacak yoksa din-i mübi’nin hizmetinde mi kullanır o yüksek ferasetiyle bunu anlar arkasında talebeye icazet denilen bir evrak verir. İnsanları toplar ve der ki: Biz bu insanı yetiştirdik. İlim noktasında en yükseğe ulaştı biz buna teminatı veriyoruz ki, sizler bu insanı dinleyebilirsiniz.

Yani eğer ki siz bunu dinlediğinizde yarın bir sıkıntı bir sakatlık çıkarsa din noktasında ki burda bizim ebediyetimiz söz konusudur. İnsan din namına bir hocadan bir şeyi dinleyip öyle inandığı zaman ebediyetini belirliyor o anda. Hocadan dinlerse ki namaz dörttür. Hükümleri şudur diye inanırsa eğer bu işin içinde yanlışlık var ise bu da inanıyorsa ebedi bir cehennem burada söz konusudur. Yani o manevi ticaret büyük bir zarara uğruyor. Dolayısıyla medreselerde basitinden söylüyorum ilim noktasında ders verecek ise, hadis verecek ise bu alanlarda hoca kendi o ferasetiyle insanlara diyor ki biz bu işin teminatını üstleniyoruz. Hocanın teminatı da onun üstündeki üstadıdır. Bu sadece ilim noktasında. Şimdi bizim gibi insanlarda elbette ki biz bazı şeyler söylüyorsak bizim de bir teminatımız var bu noktada.

Teminatımız Seyda’dır. Seyda’nın teminatı ise Seyda Molla Muhyeddin, onun teminatı Şeyh Maşuk onun teminatı Şeyh Ahmed-ül Haznevi. Şeyh Ahmed-ül Haznevi ise Hazret, Seyda’yı Taği, İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendî, Hz. Ebubekir-i Sıddık, Rasulullah  (s.a.v)bu teminatı veriyor. Dolayısıyla bu teminatı aldığınız her yerden sizlerin bu sohbetleri dinlemeniz lazım. Çünkü bir insan ilim ile kendi nefsini düzenleyemez. Hatta bir insan tasavvuf noktasında eksik ise iç dünyası eğer sağlam değil ise irade dediğimiz nefsin elinde ise ilim okuyorsa ilim nefis hesabına çalışır. Düşünün ki aklınız yerindedir.

Her şey yerindedir ama çoğu zaman vücudumuz, her şeyimiz nefis hesabına çalışıyor. Nefsin hizmetkârlığını yapıyor. Dolayısıyla akla inşa edilen ilim de eğer tasavvufta bir eksiklik var ise ilim nefsin hesabına çalışır. Bir müddet sonra Firavun’luk eder. Görüyoruz ki mesela televizyonlarda ilahiyatçılar çıkıyor. Az bilgi almış fakat bunlar hep nefsin hesabına çalışır. Tasavvuf alanında iç maneviyatta tam düzeltilmiş belli bir kemale erişmiş.İç insan dış insana da yüklenilen o ilim ile izni veriyorlar. Eğer ona teminatı verirseler tabii. İzin veriyorlar o noktada. O insanda gidiyor insanlara din namına bir şeyler anlatıyor. Şimdi sizlerin bulunduğu kapı Allah-u Teâlâ Seyda-i Taği’ye (k.s)   nasip etmiş. Şeyh Fadlullah (k.s)  nasıp etmiş kapı. Bu öyle bir kapıdır ki bu kapının içerisine girdiğiniz zaman o odanın içinde o mescit, caminin içinde vallahi Hz.Rasul var ,Hz.Ebubekir var. İmam-ı Rabbani’ler var, Gavs (k.s)   var. Seyda-i Tagi (k.s)  var.  Ama Seyda-ı Taği’nin (k.s)  kabilesi içerisinde o bölümde kimler var. O bölümdeyse Şeyh Ahmedül Hazneviler, Hazretler, Şeyh Fadlullah(k.s) Şeyh Alaaddinler (k.s) var. Sizler o kapının içerisine girdiğinizde o insanlar var. Dolayısıyla bulunduğunuz zemin, saf çok önemlidir.

Zemin safınız bu noktada sağlam olsun. Hatanız olsa bile dahi…. Dahi sağ ve solunuzda bulunan bu Sadat-i Kiram muhakkak ki muhakkak elinizden tutup kaldıracaklardır. Ama en önemlisi saf belirlemek. Bulunduğunuz zemin çok önemli. Eğer teminat verilmemiş insanlar var ise dinlememeniz lazım. Şimdi en basit dünyevi bir ticarette bile dahi sizler bir insana bir şeyler verir iken ondan teminat istiyorsunuz. Yani diyorsunuz ki öyle bir açılım var yani ben bunu alamayacağım. Onun için teminat istiyorum. Din noktasında siz imanınızı birisine verdiğiniz zaman boş olarak verdiğiniz zaman tabi o burada söz konusu ebediyetiniz olacak. Ebedi bir saadet ya da ebedi bir cehennem olacak. Siz burada bir teminat istemediğiniz zaman çok akılsızlık olur. Bu teminatı kimler veriyor ona dikkat etmeniz lazım. Bugün bu teminatı Hazreti Resul’den başlıyor ise Seyda-i Taği, Hazret (k.s)  gibi zatlar var ise bu zatlar sadece Bediüzzamanın teminatı Seyda-i Tagi’dir. Hazret (k.s)  bunların teminatıdır.  Hatta bu teminat bunlardan alınır ise belki bunlar sıfır kalır. Dolayısıyla yani siz de elhamdülillah bizi dinliyorsunuz. Hem de bu insanların safındasınız. Sizler bu noktada çok şükür dar olmanız lazım.

Yani Cenabı Allah’a çok şükür dar olmanız lazım ki verilen nimet insanın eline kalması için insan hafif bir nankörlük ederse vallahi Cenabı Allah bu nimeti çok basit bir şekilde elinden alıyor yani Ortak noktanız Seyda olsun. Muhabbetiniz Seyda’ya olsun. Seyda ile birlikten sonra mecazül aşktan hakiki aşk Rasül-ü Ekrem’edir. Rasûlullah’ın (a.s)  bir iki hadisini anlatıyor. Rasûlullah (a.s) Hz. Ömer’e Hz. Ebubekir e demiş ki :’’ sizin bana karşı olan muhabbetiniz eğer evlat çoluk çocuğunuzdan daha fazla değil ise veyahut Cenab-ı Allah’a karşı olan muhabbetiniz daha fazla değil ise iman yoktur. Hakikaten eğer iman olurda bunlara karşı muhabbet olması lazım. Kitap bahsediyor. Cenabı Allah (c.c) karşı muhabbet etmek çok zor oluyor. Çünkü muhabbet görülene karşı olabilir. Rasulullah (a.s) ise vücud olmadığı için zat-ı görünmediği için ona karşı adeta böyle bir muhabbetin bağlanması çok zordur, diyorlar. Dolayısıyla Rasûlullah (a.s)’ a ayın darlık yapan onun aynasını temsil eden Sadat-ı Kiram gelmiş.

İnsanlar ilk önce bu zat-ı görmüş zat a karşı muhabbete ermiş. Fakat bir müddet sonra sonra bakmış ki bu zat Rasulullah’ın ayın darlığını yapan diyor. Aynadan âşık aynanın ilerisindeki zat a karşı muhabbet besleyip o zattan ise Cenabı Allah’a karşı bir muhabbet beslemişler, rabıtalı bir şekilde. Şimdi mürşitlerin konumu bu noktadadır. Mürşitler elbette ki zatı itibariyle seviliyor fakat bir müddet sonra Rasulullah’ın halifesi olma itibariyle seviliyor. Bu onun cismaniyetine de kıymet kazandırıyor. Ona karşı saygı ve sevgi olduğu için bu yol İmam-i Rabbani’ye silsile yoluyla Rasulullah’a kadar ulaşıyor. Çünkü Rasûlullah (a.s) “Benden sonra bir peygamber gelmeyecek benim makamımdan sonra peygamberlik kapısı kapanacak.” diyor. Fakat benden sonra nasıl ki Hz. İbrahim’in neslinden bu güne kadar peygamber çıkmış ise benim zürriyetimden de kıyamete kadar tebliğ vazifesini idare ettirecek ümmetler çıkacaktır. Peygamber Efendimiz “Ümmetimin âlimleri israiloğullarının nebileri gibidir.” buyuruyor. Ümmetimden çıkacak âlimler daha önce yaşamış peygamberlere eş değerdir. Hangi noktada kabiliyet, sadakat, takva bütün donanım noktasında aynı donanıma sahip olacaktır.

Belki siz durumlara o kadar vakıf değilsiniz. Ama yakın olan insanlar çok vakıftır. Öyle bir şefkate sahipti ki Seyda her alanda hakikaten insanı hayrete sokacak özelliklere sahip idi. Şefkat, merhametin zirvesindeydi. Fakat bu şefkat Rasûlullah (a.s) şefkatine nispeten denizde bir damla gibidir. O kadar yüksek.  Biz diyoruz ki Seyda öyle bir zat ise o zaman Rasûlullah nasıldır diye düşünüyoruz. Ama Seyda bu mürşitler olmamış olsaydı sadece kitaba bakıp Rasulullah’ın hallerini öğrenseydik o ölçüyü kıyasla yapamazdık.  Seyda gibi bir zat böyle bir konumda ise Seyda da bu konum Rasulullah’a nispeten feyzin bir damlası ise o zaman Rasûlullah nasıl bir konumdadır böyle bir kıyas yapıyorum. Bu anlama sevmeyi ve hayranlığı kolaylaştırıyor.

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "