İmanı Koruma Yolları

İMANI KORUMA YOLLARI

 

Amentü billahi, ben Allaha inandım dediğimizde, şüpheleri silip, Allahu telalaya olan inancımızı tazeleriz. Devamında meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allahtan geldiğine, inanırız demektir. İmandan sonra, İslam gelir. İman inanmak, islamda gerektiği gibi yaşamadır.

 

İslamın şartı beştir. İslam’ın şartlarını yerine getirene Müslüman denir. Allahu tealanın namazı farz kıldığını bilir ve yerine getirir. Bizler iman sahibi insanlarız deriz ama imanı koruyup muhafaza etmek, özellikle ahir zamanda çok zordur. İmanı korumak için İslam âlimleri beş şart söylemişler. İnsanının imanı tam olsa, amelleri az da olsa, imanı olduktan sonra Allahu tealanın affetmesi mümkündür. Ama bir insanın imanı olmasa, çok iyi bir insan olması, yardım sever olmasının Allah tealanın katında hiç bir değeri yoktur.

 

1. YAKIN İMANA SAHİP OLMAK;

Allahın insanlara göndermiş olduğu emirleri şeksiz şüphesiz kabul etmektir.

Size bir şey söylendiği zaman hepsi akıl ve mantığa uygundur. Mesela içki içmeyin dendiğinde, insanın nefsine zor gelir. Böyle bir şey var mı? Derse insan kâfir, olur. Hâlbuki Allah (c.c.)bütün içecekleri, su, meyve suları, maden sularını, hepsini helal kılmış. Sade alkolü yasaklamıştır. Allahu teala bazı içecekleri helal bazılarını, haram kılmıştır. Yakın imana sahip kişi bunun bu şekilde kabul eder.

İslam âlimleri insanın iman etmesini, kör bir insanın vapura binmesine, vapurun delinmesine ve bilmeden suya karışmasına benzetir. Bunun en güzel örneğini Hz Ebu Bekir de görüyoruz. Peygamber efendimiz s.a.v. ben bir gece mescidi aksaya gittim oradan gökyüzüne çıkarıldım. Allahu teala ile görüştüm, bana namaz hediye edildi. Musa a.s ile de görüştüm, dediğinde kureyşliler inanmıyor. Arkadaşın aklını kaçırmış diyorlar. Hz Ebu Bekir r.a.”O söylemişse doğrudur” diyor. Bu sorgulamamasından dolayı Allah (c.c.) ona sıddık derecesini veriyor. Biz de, bize gelen emir ve nehiylere, gözümüzün görmediği, aklımızın ermediklerine inanabilmeliyiz.

 

2. İHLÂSLA AMEL ETMEK;

İnsan inanmalı ve yaşamalı. Yapılan ibadetler ihlâsla yapılmıyorsa, riya gösteriş varsa, bu ibadetler Allah katında makbul olmaz. İnsan her ibadeti düzgün bir niyetle yapmalıdır. Bu da ihlâsla olur. İhlâsın iki makamı vardır.

1. Sıddıklar

2. Sadıklar.

Sadıklar, yaptıkları her ibadetin karşılığını, Allahu tealandan hemen beklerler. Şu kadar zikre, cennetten saray olacak gibi.

Sıddıklar ise yaptıkları ibadeti Allah ın (c.c.)cemali için yaparlar.

İnsan eğer cennet nimetleri için ibadet ederse Allahu teala cennet güzelliklerini verir, ama Allah tealanın rızası için ibadet ederse, Allahu teala ona kendi cemalini gösterir. Cennette üst derecede olanlar, Alt mertebedekilere” aynı dünyadaki gibi “diyecekler. Yiyeceklere, içeceklere, cennet nimetleri ile eğlenenlere bakıp, onlar için üzülecekler. Çünkü onlar için en büyük haz Allahu tealanın cemalini görmektir.

 

3. FARZLARI YERİNE GETİRMEK;

İman sahibi bir insan farzları yerine getirmezse imanı zayıflar.

İman üç derecedir.

1. Meleklerin imanı; ne artar ne eksilir.

2. Peygamberlerin imanı; tamdır. Ama şeriat emri geldikçe artar.

3. İnanan insanların imanı; farzlara ne kadar değer veriyorsa kalbindeki iman o kadar artar.

Hz. Ebubekir r.a, Hz. Ali r.a ile mescide sohbet ediyorken birisi gelip içeri girer. Onları, orda oturuyor görünce, yüzü sapsarı olur. Neden yüzün böyle oldu? Diye sorduklarında,

- Hz Ali (r.a.) ye 20 bin dirhem borcum var, ödemeye de durumum yok, der. Hz Ebu Bekir, o şahsa

-  Fatiha’nın yarısını okuyup sevabını bana hediye eder misin? Diye sorar.

Şahıs fatihanın yarısını okur. Hz. Ebubekir (ra) 20 bin dirhem verir. Diğer yarısını da okumasını ister, O’da okur, 20 bin altın daha verir. Tüm borcunu öder.  Hz. Ebubekir r.a. ve sahabeyi kiramın Kuranı Kerime böyle saygıları vardı.

 

Ka’bul Ahbar r.a. bir gün Hz Ömer’in r.a yanına gelir.

Ey yeryüzünün halifesi! Ben Tevrat’ta okumuştum. Senin üç günlük ömrün kaldı. Hz. Ömer r.a. vücudunda ağrı ve hastalık olmadığından, birdenbire öleceğini tahmin etti.

O günler de Ebu Lü’lü adlı bir köle efendisinin kendisine verdiği maaş dan şikâyet için, Hz. Ömer’in yanına geldi. Hz. Ömer istediği paranın fazla olmadığını yaptığı iş için ücretin makul olduğunu söyledi. Kendisi için de bir yel değirmeni yapmasını istedi. O’da

-Senin için bir tane yapacağım, doğuda ve batıda onu söyleyecekler, dedi. Hz. Ömer

-Bu kâfir beni öldürmek istiyor, dedi. Emir buyurun öldürelim, dediler. Hz. Ömer r.a. da, o suçu işlemeden öldürürseniz katil olursunuz, der. Bir gün Hz. Ömer r.a. sabah namazına giderken, Ebu Lü’lü altı yerinden onu bıçakladı.

Bütün bağırsakları dışarı döküldü, Hz. Ömer’i oradan alıp evine götürdüler.

Doktor gelip, muayene eder ve yaraları diker. İki, üç gün kalkmasan dikişler kaynar ve iyileşebilirsin. Ama asla kalkma. Eğer kalkarsan dikişlerin sökülür ve ölürsün, der. O da ben bir vakit namaza ömrümün geri kalanını feda ederim' der. Ayağa kalkınca yarası açılır ve vefat eder. Bakın bir vakit namaz onlar için ne kadar kıymetli. Bir de bizim bir Fatiha’ya, bir namaza verdiğimiz değere bakın.

Kendimizi onlarla kıyaslamamız imkânsız ama bizim içinde hayatımızdaki diğer şeylerden, farzlar öncelikli olmalı.

Hz Ömer (ra) vefatından önce, Hz Ayşe’ye peygamber efendimiz in (sav) yanında boş bir yer var, oraya gömülebilir miyim? diye sordu. Ve vasiyet etti, ben ölünce Hz Ayşe'ye tekrar sorun razı mıdır? Yoksa benden korkup kabul etmiş olabilir. Vefatımdan sonra eğer İçinde bir şey varsa daha rahat söyler, der. Vasiyeti üzerine, Hz Ömer r.a. vefat edince Hz. Ayşe'ye sordular. O, da madem benden önce vefat etti, O, defin edilsin. Ben yalancı değilim, hayatında söz verdiğim bir zata, vefatından sonra ihanet etmem. Orası ona feda olsun, der.

Hz. Ömer hayatı boyunca adaleti sağlamış ve yine bunun üzerine ölmüş. Cenazesini yıkayıp ravzaya götürürler. Ravzadan Peygamber efendimizin sesi gelir.

- Dostumu yanıma getirin, buyurdu.

Ravzadan bir elin çıkıp, o kolun üzerine Hz Ömer'i yatırdıkları rivayet ediliyor.  Hz. Ömer için ölüm, dostuna sevgilisine kavuşmak, dünyanın sıkıntısından kurtulup rahat yurduna doğru yolculuk.

 

Hz Ömer bir savaştan sonra ganimetleri dağıtır. Hz hasan ve Hz Hüseyin’e onbin dirhem verir. Kendi oğluna 5 bin dirhem verir. Oğlu sorar,

-Baba neden onlara, benden fazla verdin. O zaman Hz. Ömer r.a.

-Sen onlarla beraber mi olmak istiyorsun? Onların, Hz. Fatma gibi anneleri, Hz. Ali gibi babaları, peygamber efendimiz gibi dedeleri, İbrahim gibi dayıları vardır, diye buyurdu. 

Bu olayı Hz âliye anlatırlar, gerçekten böyle mi söyledi? Der. Evet denince

-O, İslam’ın nurudur, ışığıdır der. Hz Ömer r.a. a bunu duyunca

-Hz Ali bunu bir kâğıda yazar mı? Diye sorar.

Ölünce kabrime bu kâğıdı koyun diye vasiyet etti. Vefat ettiği zaman kabrinden bir kâğıt çıkıyor,

-Bizde Hz Ömer’i İslam’ın nuru ve ışığı kabul ettik, yazıyor.

 

4. SÜNNETİ YERİNE GETİRMEK;

Doğumdan ölüme, ibadetten hayat nizamına kadar çok geniş bir sahayı içine alan ve düzenleyen Kuranı Kerimden sonra ki ikinci kaynak sünnettir. Peygamber efendimizin söz, hareket ve sukutu Sünneti seniyyeyi oluşturur. Kuranı kerimin açıklanmaya muhtaç bulunan ayetlerini açıklarken diğer yandan boşlukları doldurmaktadır.

”Onlara indirileni halka açıklaman için san sözü (kuranı) indirdik.(Nahl,44)ayeti sünnetin birinci rolüne işaret eder.

Resul size neyi getirdiyse onu alın, kabul edin, size neyi yasaklarsa ondanda uzak durun.(haşır,79)

Gerçekten resulullahta sizin için güzel bir örneklik vardır.(ahzab,21)  ayeti kerimeside sünnetin önemini vurgulayarak müstakil hükümler koymaktadır. Sünnetleri çok iyi bilmek onları yaşamak ve yaşatmak imanın kuvvetlenmesinin en büyük sebebidir. Onu rehber edinmeliyiz. Bunun haricindeki her reçete bizim hüsranımıza neden olur. Kişinin yaptığı her şey, kendi elleriyle yaptıklarıdır. Eğer yaşantımız peygamber efendimizin s.a.s. hayatına benzeme olursa kurtuluşa ereriz.

 

5. EDEPLERE UYMAK;

İnsan eğer edeplere uyarsa ibadetlerini düzgün yapar. Birisini diğerinden ayırt etmek imkânsızdır. Her ibadetin bir edebi vardır. Aynı şekilde insanların davranışlarının da bir edebi vardır.  Edepleri öğrenmek tasavvuf yolundan geçer. Sünnetleri öğrenmek hadislerden, edepleride tasavvuftan öğreniriz. Tasavvuf ehli insanlar her varlığa karşı edepli olmalı. Zamanın bile bir edebi vardır. Tasavvuf ehli insanların, hiç boş vakti yoktur. Her vaktin bir işi vardır. O an yapmazsan elinden kayıp gider.

Mesela sabah kalkar kalkmaz kuşluk namazını kılmaz, sonra kılarım dersen, başka işler çıkar, o namaz kılınmaz. Boş vaktiniz varsa, size verilen görevleri yerine getirmiyorsunuz demektir. Vakit su gibi akıp gider. En kıymetli sermayen zamandır. Ömür bitince hüzün olacak. Büyük zatlar hayatlarını kendilerine verilen görevleri yerine getirmek için kullandılar.

 

Hz Ömer Müslüman olduktan sonra Yahudilerin havrasının önünden geçerken derslerini dinlerdi tevrattan ne okuyorlar diye merak ederdi. Yahudilerden biri;

- Biz seni ashab dan daha çok severiz. Sen bizi rencide etmezsin derslerimizi dinlersin dedi. Hz. Ömer:

- Ben sizinle dost olmak için tanınıza gelmem. Hâşâ dinimden şüphe içinde size sorular sormam. Sizin şirkinizi iyice öğrenmek için ve Resulü Ekrem’in üstünlükleri hakkında sizin kitaplarınızda yazılı olanları görmek için gelirim. Siz kötü düşünceli olduğunuzdan iman etmiyorsunuz. Buyurdu. Yahudilerde,

Sizin peygamberinize devamlı hangi melek gelir? Diye sordular. Hz. Ömer:

- Cebrail a.s. dedi. Yahudiler

- Eğer Mikail getirseydi iman ederdik ama biz Cebrail a.s. ı sevmeyiz. Allahu teala Bize peygamberi ile haber verdi. Bir adam gelecek Beyti makdisi yıkacak, dedi. Toplandık, Bahtunnasarı öldürmeye kuvvetli birisini gönderdik. Cebrail geldi, o şahsa;

- Eğer Allahu teala sizi Bahtunnasarın elinden helak etmeyi murat etmişse sizi onun üzerine musallat etmez. Eğer irade etmemişse ne sebeple öldüreceksiniz daha o kötülüğü yapmadı, dedi. O şahısta, onu dinledi ve geri döndü. Bahtunnasarda ordu toplayıp Beyti makdisi yıktı. Cebrail gelir bizi dinler bizimle ilgili haberleri Hz Muhammed’ e bildirir. Mikail ise bize bolluk getirir onu severiz. Hz. Ömer

- Ey zavallılar! Siz Cebrail a.s.ı sevmiyor, Allahın resulünü inkâr mı ediyorsunuz? Ben şahadet ederim ki Cebrail (as) sevmeyen Allah-u Teâlâ’nın düşmanıdır buyurup oradan ayrıldı. Hz. Ömer hakkında Bakara suresi 97, 98.ayeti kerime Cebrail(as) tarafından getirildi...

“Habib’im deki kim Cebrail’e düşman olursa (kahrından gebersin) çünkü kendinden evvelki kitapları tasdik edici ve müminler için aynı hidayet ve müjde olan kuranı Allahın izniyle senin kalbinin üstüne o indirmiştir. Kim Allaha ve meleklerine, peygamberlerine, Cebrail, Mikail e düşman olursa şüphesiz Allah da o gibi kâfirlerin düşmanıdır. Resulü Ekrem bu iki ayeti kerimeyi Hz. Ömer’e okudu

-Senin rabbin, sana muvafakat etti, buyurdu. Hz. Ömer bundan sonra kendimi İslam dini üzere taştan katı buluyorum, dedi.          

 

 

 

© 2017 Nurşin.com"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları nurşin.com 'a aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "