BİR MÜRİD BİR EDEB

“Tarikat ehli rengârenktir. Seyirleriyle makamları değişiktir. Bazıları celal, bazıları cemal; başları da mey (aşk şarabı) kâsesinin içindedir.”

Bir seferinde Gavs-ı Hizan (k.s) sohbetinde şöyle anlatır: “Bir gün şeyhimiz Seyyid Tâhâ’ya (k.s) ‘Nehri köyündeki halis mürid kimdir?’ diye soruldu. Şeyhimiz ‘Kambur Molla Muhammed'dir.’ diye cevap verdi. Bunun üzerine mecliste bulunan saliklerden biri ‘Fakat o çok sert tabiatlı biridir.’ dedi. Şeyhimiz ‘Olsun.’ dedi ve Molla Ahmet Cezerî’nin divanında bulunan “Tarikat ehli rengârenktir. Seyirleriyle makamları değişiktir. Bazıları celal, bazıları cemal; başları da mey (aşk şarabı) kâsesinin içindedir.” manasına gelen beytini okudu.

Mürşidin kalbinde kimin sevgisinin ağır bastığını bilinmez. Salikin huylarından pek hoşlanmadığı mürid, mürşidinin kalbinde yer etmiş ve Allah Teâlâ katında daha üst makamda olabilir. Bu sebeplerden ötürü tasavvuf yolunda bulunan hiçbir müride kalp soğutulmamalıdır. Salik, mürid kardeşleriyle arasındaki husumetlerin birer imtihan olduğunu bilmeli, her zaman esas gayesinin Hakk Teâlâ’ya ulaşmak olduğunu kendisine hatırlatmalıdır.

Vaktiyle bir dergâhta hizmet eden müridlerden biri, mürşidine dedi ki “Efendim zât-ı âlinize elimden geldiği kadar hizmet etmeye, teveccüh ve muhabbetinizi kazanmaya gayret ediyorum. Fakat dergâhtaki bazı kardeşlerimiz farklı karakterlerde. Onların davranış ve sözleri beni çok rahatsız ediyor. Bu şekilde birçok kardeşimiz de bazılarından rahatsız oluyorlar. Bu sebeple dergâhtan ayrılmayı düşünüyoruz. Müsaade buyurursanız, dışarda hizmete devam etmek istiyoruz.” Bunun üzerine mürşidi şöyle buyurdu: “Bak evladım, beni iyi dinle! Soğuk bir kış sabahı idi. Her taraf buz kesiyordu. Hayvanlar soğuktan telef olmamak için birbirine sarılıyorlardı. Bir kirpi sürüsü de donmamak için birbirine sarıldı. Az sonra okları birbirine batınca ayrıldılar. Üşüyünce birbirine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip geldiler. Nihayet arkadaşının oklarının acısına tahammül edebileceklerini anlayınca birbirine sımsıkı sarıldılar ve böylece donmaktan kurtuldular. Yoksa hepsi donarak öleceklerdi. İşte evladım! Siz de bu dergâhta birbirinizin oklarına tahammül ederseniz, acı çekersiniz. Hatta bu acılar nefsinizi terbiye etmenize çok faydalı olur. Fakat “Biz arkadaşlarımızın oklarına tahammül edemeyiz, burayı terk ederiz.” derseniz; dışarda donar, helâk olursunuz. Bu sözleri duyan mürid, arkadaşlarıyla beraber tövbe etti ve dergâhta hizmeti sürdürdüler.

Mürid, hiçbir zaman diğer müridlerin ortaya çıkan ayıplarına veya meydana gelen ayak sürçmelerine bakmamalı, onları görmezlikten gelmelidir. Çünkü kendisi de aynı durumlara veya benzerlerine düşebilir. Nitekim ârifler “İnsanların ayıpları hakkında keşif yolu ile bilgi sahibi olan sûfînin bu keşfi, şeytanî bir keşiftir.” demişlerdir. İnsanların ayıplarına göz diken ve gördüğü ayıpları kötüye yoran kimse tarikatın feyzinden fazla faydalanamaz, onun kalbi bozuk olur ve şeyhinden de yarar sağlayamaz buyurmuşlardır.

 

 

Kaynak: Âdâb-ı Fethullah